Gogi Çagelişvili

GOGİ ÇAGELİŞVİLİ

Gogi Çagelişvili

Sinema

Gio’yu akrabaları “Caruso” filmini izlemeye sinemaya götürdüler. 
Gio filmi hiç beğenmedi. Sinema salonundan eve üç yüz metre bile yoktu, ama yol Gio’ya korkunç uzun geldi. “Ne büyük felaketmiş annenin ölümü.”

Filmde Caruso’nun annesi ölüyordu - o sahne eve gidinceye değin Gio’nun kafasında canlanıp durdu. Sonunda eve geldi Gio, pencereden annesini gördü. Önü çizgili sabahlığı vardı üzerinde, sobanın yanındaki divanda oturuyor ve komşu kadınla çene çalıyordu.

Gio nefes nefese girdi odaya, annesine sıkıca sarıldı. Sonra kucağına başını koydu ve hıçkırarak ağladı.

Annenin Ölümü

O gün teyzesi Gio’yu hayvanat bahçesine götürmüştü. Oradan dönüşte Gio evin önünde yaşıtı komşu oğlana rastladı. Gio’ya tatsız bir haber vereceği, altüst olmuş yüzünden anlaşılıyordu. Evin önünde ilkyardım arabası duruyordu. Evin girişinde akrabaları ve yakınları kaynıyordu. Babası da evdeydi. O, hiçbir zaman o saatte evde olmazdı.

Annesinin tansiyonu yükselmiş, beyin kanaması geçirmişti. Doktor annesinin odasına girmesine izin vermedi. Gio, bütün gün hastanın kapısının önünde dolaşıp durdu. Dördüncü gün doktor Gio’ya annesini görmesine izin verdi.

Odayı ilaç kokuları doldurmuştu. Beyaz yastıkta dağılmış sık siyah saçları, koyu kaşları ve kirpikleri belirginleştiriyordu annesinin portresini. Gözlerinin akı ortaya çıkmıştı, ağır, hırıltıyla, düzensiz soluyordu
- Gio’yu getirdim, diye fısıldadı babası.

Annesi dudaklarını araladı, bir şeyler söylemek istedi. Usulca elini hareket ettirdi. Gio pür dikkat yaklaştı ona. Dört gündür, annesinin bu durumda olabileceğini hiç ummamıştı. Sonra ağlamaya başladı, göğsüne yattı.
- Çocuğu çıkarın, dedi doktor sert bir tonla.

Gio uykusunda şarkı sesleri duyduğunda, henüz gece aydınlanmamıştı. Neden yüksek sesle şarkı söylüyorlardı diye şaşırdı uyanırken. Bir beyaz önlüklü koridorda koşturuyordu. Annesi her halde iyi olmalıydı. Babası hemen arkasında duruyordu, bütün bedeni titriyordu. Gio’ya baktığı anda gözyaşları boşaldı. Gio annesi için ne söylemesi gerektiğini bilemedi, babası onu kucakladı. Bunun şarkı olmadığını anladı Gio, bu büyüklerin hıçkırıklarıydı.

Annesi ölmüştü. Ev ıssız hale geldi. Annesini kaldırdıkları oda, karanlık ve soğuktu. Annesinin giysilerinin asılı olduğu kahverengi gardırop, geceleri inlemeye başlıyordu. Babası, “Bu ağaç kurdu” diyerek korku içindeki Gio’yu yatıştırıyordu. Gio her gece rüyasında annesini görüyordu. Çok mutlu oluyordu, annesi ölmemişti. Annesi gülümsüyor, eliyle bir şeyler gösteriyordu. Sonra yok oluyordu. Gio uyanınca kafası karışıyordu. Sabahtan nefret ediyordu.

Evde konuklar azalmıştı. Gio bütün günü sokakta geçiriyordu. Canı okula gitmek istemiyordu. Babası işten geç dönüyor, Gio onu tramvay durağında saatlerce bekliyordu. Sokak karanlık, soğuk ve somurtkandı. Gio, annesinin ya da babasının elini tutup yürüyen yaşıtı oğlanlara imreniyordu. Ev de soğuktu. Büyük, sarı çinili kömür sobası eskisi gibi ısıtmıyordu artık. Geceleri soğuk rüzgâr evin çatısından söktüğü sac parçalarını sokakta sürüklüyordu. Büyük ceviz ağacının heybetli dalları evin çatısına sertçe çarpıyordu.
Burnu yukarıdaki ölüyle siyah tabut Gio’nun yatak odasının penceresinin önünden geçiyor, ayakkabılardan çıkan sesler ve sonu gelmez tören konuşmaları onu hiç bırakmıyordu.

Gio’nun ne ateşi vardı, ne de ağrıyan bir yeri. Ama geceleri yatağında titriyor, sonra bir sıtmalı gibi bütün bedeni sarsılıyordu.

- Çok duygulu bir çocuk, sevgi istiyor, başka bir şeye ihtiyacı yok, dedi sıkıntılı babaya saçları ağarmış babacan doktor. 

Kahverengi Gardırop

Koyu kahverengi gardırobu babası özenle kilitli tutuyordu.

O gün gardırobun küçük siyah anahtarı yatak odasındaki masada duruyordu.

Gio gardırobun gıcırdayan kapılarını gizlice açtı. Naftalin kokusu ve h‚l‚ annesinin sıcaklığını taşıyan tanıdık giysilerin kokusu burnuna doldu.

Gio, evde sanki biri dolaşıyormuş gibi bir ses duydu. Dinlemeye başladı. Annesinin ayak sesine benziyordu. Tüyleri diken diken oldu... Sonra her şey duruldu, annesinin giysisi dolapta parlıyordu.

Renkli çiçeklerle bezeli, elde işlemeli ipekten elbiseyi en son tiyatroda giymişti annesi. Altın renkli işlemeli koyu yeşil ince Çin pelerini, o korkunç gün üzerindeydi. Pelerinin cebinde, annesinin el yazısının bulunduğu, dörde katlanmış bir kâğıt duruyordu. Kâğıtta babasının ilaçlarının listesi yazılıydı.

Yüksek topuklu siyah deri ayakkabılar Gio’ya annesinin küçük sevimli ayaklarını hatırlattı. Ayakkabının içine sokulmuş koyu kahverengi yazlık çoraplarını burnuna götürdü, kokladı, sonra yeniden kokladı. Gio annesinin sokakta nasıl yürüdüğünü görüyordu. şişman, kısa boylu ve güzel ayaklı annesinin. Bir saniye yüzyıl gibi uzuyordu. Donup kalmış olan Gio’nun gözlerinin önünden film şeridi geçiyordu. Giysiler hareket ediyordu. Gio’yu okula götürdüğü ilk gün annesinin üzerinde açık yeşil, göğsünde pembe çiçekler bulunan elbise vardı. Elbisenin düğmeleri minik güzel boncuklarla süslüydü. Annesi, kahverengi deri çantayı elinde tutuyor, onu açıyordu. Gio oradan çıkan parfüm kokusunu hissetti ve küçük aynayı, pembe ruju ve başka bir sürü küçük şeyi gözden geçirdi. Nasıl da mutluydu o zaman!

Giysilerin altındaki köşede gri karton kutuda “Zorki” fotoğraf makinesi dururdu, şimdi ağzına kadar ölümle ilgili kâğıtlarla doluydu. Annesinin kol saati, evlilik yüzüğü ve başka değerli yüzükleri, bağlanmış beyaz mendilin içinde duruyordu. Annesinin evlilik yüzüğünü eline alarak evirip çevirdi. Annesi, bu yüzüğü taktığı tombul eliyle yemek hazırlardı.

Ölüm kâğıtları arasına farklı biçimde koyulmuş, ikiye katlanmış beyaz bir kâğıdı aldı. Kâğıt siyah bir bantla çevrelenmişti. Başlık yazısı koyu siyah harflerle yazılmıştı.

“Ölüm Belgesi
5 Haziran 1954
Yaş 39...
Ölüm nedeni - Yüksek tansiyon”

Başka şeyler de yazıyordu. Gio korkulu gözlerle baktı hüzünlü dolaba, kapılarını zorlukla kapadı. Odadan dışarı fırladı, karanlık koridoru hızla geçti; boş sokakta hızla koşuyor, gözü hiç kimseyi görmüyordu.


Gürcüceden çeviren: Fahrettin Çiloğlu
Adam Öykü, Mayıs-Haziran 2003

------------
Gogi Çagelişvili, uluslararası üne sahip bir ressam. Arada bir İstanbul’da da yaşıyor. İstanbul resimleri 2000 yılında Kabataş Kültür Merkezi’nde sergilendi. Beyoğlu’nda Turnacıbaşı Sokak’taki “İlyada” adlı galeride onun resimlerini sürekli görmek mümkün. Öte yandan Gogi, gençliğinden beri öyküler yazmış. Daha önce Adam Öykü’de öyküleri yayımlanan Guram Gegeşidze, Gogi’nin öykülerinden övgüyle söz ediyor. Bu üç öykü, birbiriyle bağlantılı bir dizi öyküden oluşan “Ressam” (Mhatvari, 2000) adlı kitaptan çevrilmiştir.


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.