Ünyeli Gürcüler (Murat Şahin)

Ünye’de yaşayın Gürcülerin büyük çoğunluğu 1293 (1877-78) Osmanlı-Rus savaşından sonra Batum, Acara ve Macahle’den Ünye’ye yerleşmişlerdir.

Ünyeli Gürcüler (Murat Şahin)

Ünyeli Gürcüler 

Ünye’de yaşayın Gürcülerin büyük çoğunluğu 1293 (1877-78) Osmanlı-Rus savaşından sonra Batum, Acara ve Macahle’den Ünye’ye yerleşmişlerdir. Ama Ünye’ye Gürcü muhacereti 93 harbinden sonra eskisi kadar yoğun olmasa da ara ara yine devam etmiştir. İlk geldiklerinde Ünye’ye gelen gürcüler orada çok fazla barınamamışlardır. Sıtma nedeniyle daha yükseklere yerleşmişlerdir. Macahleli Gürcüler, hicret eden Gürcüler içinde en yüksek yerlere yerleşenlerdir. Geldikleri yerdeki gibi bir iklim aramışlardır. Acaralı gürcülerse nispeten daha aşağılara, Batum’dan gelenler ise sahile daha yakın yerlere yerleşmişlerdir. Zaten gelenler genelde 5 hane ile 40 hane arasında toplu olarak yerleşmişlerdir. Zaten Ünye’ye geldiklerinde Rumlar ve Ermenilerde o çevrede yaşamaktadırlar. İlk geldiklerinde bir süre çadırlarda yaşamışlardır. Bölgeye ilk gelen Gürcülerin yaşadıklarını Yenikent Meliktepe Mahallesinde yaşayan şuan 90 aşmış bir ihtiyardan dinleyelim.

Batum’a Ruslar girince Kibar Ağa 30 hane ile birlikte oradan ayrılmış. Bugünkü Ekincik köyünün arka tarafında olan Düztepe denilen yere 15 tane çadır kurulmuş. Bölgede de Rumlar yaşıyormuş. Rum papaz Pazar günü Meliktepeden 10 kişilik bir öğrenci grubuyla iner Ekincik’teki kilisede ayin yaparmış. Çocuklara da çeşitli renklere boyanmış olan haşlanmış yumurta dağıtırmış. Kibar ağa Cuma namazı için Nurettin köyüne gitmiş.

Oradaki köylülerle camide tartışma çıkmış. Sen nasıl çoluk çocuğu yalnız bırakıp adamlarınla buruya namaza gelirsin diye. Bir daha ki Cuma Kibarağa, Kabadireğe (Dizdar) namaza gitmiş. Orada da aynı tepkiyi görünce Ekincik’te şuan ki caminin olduğu yere cami yapmaya karar vermiş. Tabi yine aynı zamanda Müderris Mevlüt Efendi’de orada talebe okutacağı için bir medrese yapılmış. (Müderris Mevlüt Efendi Ekincik’e daha sonra gelmiştir. Batumdan tayini İstanbul’a çıkan Mevlüt Efendi ilerlemiş yaşının getirdiği rahatsızlıklar dolayısıyla İstanbul da kalamamış, Niksar’a giderken Şakir Ağa O’nu Ekincik’te kalmaya ikna etmiştir. O zaman camini yanına bir medrese yapılmış ve orada talebe okutmuştur. Batum ve çevresinden gelin Gürcüler ve oradaki yerli halk onu çok seviyorlarmış. Çalışmamız dini içerikli olmadığı için onun ile ilgili anlatılan menkıbeleri buraya almadık.)

Oraya gelen 30 haneden 15 hanede Kabakulağa (Esentepe) yerleşmişler. (Anlatınlanlar sadeleştirilmiştir.) Ekincik Gürcüleri Çuhutuneti’den, Kabakulak Gürcüleri ise Kvabitavi’den gelmişlerdir. Kıran Köyü gürcüleri ise Çikunari ve Mindiye’den gelmişlerdir. Ünye’deki diğer Gürcüler ise Acaralı ve Çürüksulu (Batumlu) diye kendilerini tanıtırlar.

Bölgeye gelen Gürcüler hemen kendilerine verilen yerlere evler yapmaya başlamışlar. Evleri kestane ağacından yapmışlardır. Çatılarda kiremit yerine “kavari” dedikleri kestane ağacından yapılan kiremit büyüklüğünde tahtalar kullanmışlardır. (Kabakulak’ta hala bu tip çatısı bulunan ev ve ambarlar vardır. )

Evler genellikle iki oda ve bir mutfaktan oluşurmuş. (Bu tip evlerin son örnekleri Ekincik ve daha çok kabakulak köyünde vardır.) Daha çok alt kat mutfak olarak kullanılırmış. Evlerin yanında mısır ve elde mahsulatın kış boyunca korunduğu nalya (ambar) yapmışlardır. Bugün hala bu ambarlar yapılmaktadır. Son yıllarda da beton karışımı kullanılmaktadır. 4 tane direk üstüne oturtulan ambar kendi içinde odalara ayrılır. Kışın havalana bilmesi içinde bir tarafı delikli yapılır. Direklerden fare çıkmasın diye yuvarlak teker biçiminde tahtalardan konuyordu.( Köyde hala ambar ustaları vardı ve ambar yapılmaktadır.) Yine mısırların sapı olan çalaların kona bilmesi için samanlıklar yapmışlardır. Acaralı gürcüler evlerini ahşap ve taş karışımı yapmışlardır.

Evlerin önünde mutlaka “havli” denilen mısır, fasulye, patates, lahana vb ürünlerin dikimi ve ekimini yaptıkları bahçeleri vardır. Meyve yetiştirmek gürcülerde çok önemlidir. Ben bile çocukluğumdan hatırlıyorum dedem bir çok meyve ağacı aşılamıştır. Şuan bile bahçelerimizde bir çok meyve çeşidi vardır. Kışında ambarlarda bir çok çeşit meyveleri ve kuruyemişleri gürcüler çeşitli saklama şekilleriyle saklarlar. Uzun kış gecelerinde bir araya gelerek çeşitli oyunlar oynar ve yer içerlerdi. Geldiklerinde hemen kendilerine ormanları açarak bahçe yapmışlardır. İlk geldiklerinde mısır yetiştirmişlerdir. Fındığın tanınmasından sonra hızlı bir şekilde fındık dikimine başlamışlardır. Ünye’de fındığın yayılmasında Gürcülerin payı büyüktür. Mısır ektikleri yerlere artık fındık dikmişlerdir. Ama mısır için her zaman havlileri vardır. Son zamanlarda yaşlıların köylerde kalmasıyla mısırlıklarda azalmakta ve fındık bahçesine dönüştürülmektedir.

Yine eskiden domuz avına çıkılırmış. Bu iş için sayvanlar yapılırmış. Bu konuda detaylı bilgiyi de dedemden dinlemiştim. Ki dedemin babası da kazara bir domuz avında vurulmuştur. Sayvanlarda domuz bekleyen gürcüler sabahlara kadar bağrışır, silah atar ve tenekeye vururlarmış. Bu domuz bekleme işi çok mühimmiş çünkü domuz denen yaratık tarlaya girdimi yemekle kalmıyor tarlanın içinde birde yuvarlanıyormuş. Aynı zamanda onunu gezdiği yerlerdeki ürünleri de hayvanlar yemiyormuş. Tabi ana yiyecek maddeleri olan mısırın heba olmaması için sayvan beklemek ayarıca öneme haiz bir işmiş.

Tarım aletlerini gürcüler kendileri yaparlardı. Dedemin amcası da iyi bir demirci ustasıymış. Bölgedeki bir çok kişinin hatta tamamının demir ile ilgili aletlerini yaparmış. Yine eskiden keten yetiştirilirmiş. İpek böceği beslenirmiş.

Sofralarının ana yemeğini mısırı ekmeği ve lahana ile yapılan yemekler oluşturur. Ekmekler “ketsi” denen taştan bir kabın içinde pişirilirmiş. Hatta düğünlerde düğün sahibi tüm köylüye un verir gelirken ketsi yapıp getirmelerini söylermiş. Fındık ağacından sepet yapıyorlardı. Dedemde iyi bir sepet örücüsüydü. Sepet yapmak için özel yetiştirdiği ağaçları vardı. Eskiden bir çok hayvan beslenirmiş. Bunlardan da bir çok hayvansal ürün elde ederlerdi. Kadınlar yünden çeşitli şeyler örerlerdi. Bunlar çorap, kazak, eldiven, çarbaği gibi kullanılacak elbise vs idi.

Kış yaklaştığında kış işin odun hazırlığı yapılır. Odunu hazır olan köylü diğer gürcüleri çağırır ve imece yaparak bir iki günde kışlık odununu çeker. Bu günde hala Ekincikte imece usulü ile köylüler birbirlerinin odunlarını çekmektedirler. Yeni sonbahar da mısır soyma imecesi, fındık çıkınca fındık ayıklama imecesi yapılır. Bu imecelerde patates haşlanır pekmez ile yenilir. Çok çeşitli hikayeler, türküler ve maniler anlatılırmış. İleri ki sayfalarda tespit edebildiğim hikaye, şarkı, bilmece vs göreceğiz. Gürcüler çok neşeli insanlar oldukları için iş yaparken de nağralar atarlar. 5-6 gürcü bir araya gelip konuşmaya başlasa yabancı biri onları uzaktan kavga ediyor zanneder. 2002 yazında bile köye gelen hükümet yetkilileri köylüleri köy meydanında toplayarak köy köy ayırıp arazi dönümlerini yazmaya başlamışlardı. Gürcülerin olduğu tarafta sanki kavga ediliyormuş gibi ses vardır. Hatta 10 metre ötedeki köylüler bu hale gülümsemişlerdi.

Gürcüler hocalarına çok bağlılıklarıyla bilinir. Hatta bir hoca sigara içiyorsa onu köyde durdurmazlar. Ekincik köyünde bu kural hala geçerlidir. Genelde hocalarının gürcü olmasını isterler. Gürcüler Müderrislere yani Mollalara hep saygı göstermişlerdir. Bugün bile eski müderrislerin ismini ansanız hepsi saygıyla onlardan bahsederler. Bugünde hocalara saygıları devam etmektedir. Dinlerine sıkı sıkıya bağlıdırlar. Kadınlar bu konuda daha hassastırlar.

Gürcülerde erkek çocuğunun ayrı bir değeri vardır. Erkek çocuğu doğduğunda, çocuğun doğumu silahlarla kutlanırmış. Kız çocuğu doğarsa evde papa yapılır. Bu gelenek hala devam etmektedir. Aşağıda da gürcülerdeki bazı gelenek ve göreneklerden bahsettik. Fakat aşağıda okuyacağınız anane ve geleneklerinde bir çoğu şuan uygulanmamaktadır. Uygulananlarda yakın bir zamanda sanırım tarihe karışacaktır. En azından kitaplarda olsun bu adetleri yaşatalım diye yazmayı uygun gördük.

Önceleri gürcülerde kız çocukları sadece gürcü aileler arasında birbirlerine verilirdi. Gürcü toplumunun dışına kız verilmesi çok nadirattandı. Modern hayatın köylere girmesiyle bu anlayış değişmiştir. Ama eskisi kadar çok yaygın olmasa da köylerde kızlar genelde yine gürcü ailelere verilmeye çalışılır. ( Kafkasya’daki Gürcüler de sülale içi evlilik kesinlikle yapılmaz. Ama Türkiye deki Gürcülerde bu vardır. Bunun sosyolojik tahlili ayrı bir inceleme konusudur. ) Ünlü Osmanlı şairi Nabi’nin şu beytini de okursak gürcü kızlarının neden kıymetli olduğunu daha iyi anlarız:

Olmak istersen eğer kim rahat
Gürcü’den gayrıya etme rağbet 
Nabi (ö. 1712)

Nabi bu beyitten önceki beyitlerde diğer ulusların kızlarıyla evlenenlerin başlarına geleceklerden bahseder. En sonunda da yukarıdaki beyti yazar. Nabi’nin Urfa’lı olduğunu ayrıca hatırlatırız. (Nabi bu gazelini oğluna evlilik öncesi tavsiyeler olarak yazmıştır.)

Gürcü kızları genellikle yeşil gözlü, beyaz tenli olmaları ile güzeldirler. Ayrıca çalışkan, yumuşak huylu olmaları ve gürcü sofrasının zenginlikleri gibi faktörler Gürcü kızlarıyla evlenmek için belli başlı sebeplerdir. Ayrıca Türk’ler için gürcülerden gelin almak bir ayrıcalıktır. Gürcülerden kız almak Ünye’de hala geçerliliğini koruyan bir gelenektir. Türk’ler için Gürcü bir geline sahip olmak her zaman bir ayrıcalıktır.

Biz gelelim şimdi gürcülerde kız isteme geleneğine. Genelde gençlerin evlenmesi için büyüklerin beğendiği bir kızda karar kılınır. Eğer genç bir kız beğenmişse bunu aile büyüklerinin kabul etmeleri gerekir. Eğer gencin ailesi o kızı kabul etmiyorsa gencin elinde tek seçenek vardır kızı kaçırmak. Kız çocuklarında ise durum daha farklıdır. Eğer aile kız çocuğunun istediği kişiye vermek istemiyorsa kızın tek şansı sevdiğine kaçmaktır. Bunu göze alan gencin istemediği sonuçlara da katlanması gerekir. Bunun örnek verirsek, bizim köyümüzde ailesinin rızası olmadan bir oğlana kaçan kız ile, kızın aile fertleri (anne, baba, ve abisi) hala konuşmamaktadırlar.

Kız konusunda karar verildikten sonra ailenin erkekleri kızı istemeye giderler. Giderken bazı hediyeler götürülür. Kadınlar istemeye gitmezler. Genelde köyün önde gelen sevilir kişileri bu iş için görevlendirilirler. Damat isteme anında orda olmaz. Eğer kız tarafı tamam derse bir sonraki aşamalara geçilir. (Oğlan ile kız birbirini eğer aynı köyün çocukları değillerse düğün gününe kadar göremezler. Bu adet artık tarihe karışmıştır.)

İsteyen aileler nişan yapabilirler. Nişanlarda kız tarafında yemek verilir. Eğer aile isterse oyunlu ve eğlenceli bir nişan yapılır. Tatlı vermek her nişan ve düğün için geçerliliğini koruyan bir adettir. Köy kadınları düğün evinde tatlı açmak için yardıma gelirler. Eskiden düğünlerde “gürcü horonu” oynanırdı.

Erkek tarafı kızı almaya bir alayla gelir. Kızın yakın bir akrabası kapının önünde duruyor ve bir hediye istiyordu. Hediye alındıktan sonra içeri erkek tarafının girmesine izin veriliyordu. Kız ve oğlan tarafından dade denilen kişiler gelinin odasına girerler. Gelinin duvağını (peçe) açmak için gelinin abisi veya yakın akrabalarından bir erkek (bekar olan tercih edilir) gelir. Onun eline bir kama verilerek ortaya da bir boş kazan konulur. Peçeyi açacak olan kişi neyiniz varsa getirin der. Oğlan tarafı hazırladığı tepsiyi gönderir. Gönderilen şeyler beğenilmezse yenisi istenir. Eğer peçeyi açacak olan getirilen şeyleri beğenmezse bıçağı kazanın ortasına saplar ve odadan çıkar. Bu sefer durumu yatıştırmak dadelere düşer. Dadeler ufak bir pazarlıktan sonra peçeyi açarlar. Daha sonra damat kızı alır ve kız evinden ayrılırlar. Kızın abisi gelin evden çıkarken evin kapısına iki ucu birbirine gelecek şekilde bıçak saplar. Bu kız çıktığı eve bir daha dönmesin diyedir. Erkek tarafın da gelinin peçesini damat açar ve o çevrede bulanan bir bekar kızın üzerine atıyordu. Gelin erkek evine geldiğinde gelinin kucağına bir erkek çocuğu oturtulur, çocuğu erkek olsun diye.

Oğlan tarafına gelindiğinde de ise horan oynanırdı. Silah atmak zaten hiç eksik olmayan bir şeydi. Gelin misafirlere yemek verilirdi. Sıra pilavı yemeye gelince herkes kaşığın bırakır ve sofra tutmak denilen adet uygulanırdı. Önde gelen kişiden tavuk, meyve vb. şeyler istenirdi. Bu istekte yerine gelince herkes silah atar evin tavanı delik deşik edilirdi. (buraya kadar anlatılanlar 30 yıl ve öncesine ait adetlerdir. Artık bu adetler uygulanmamaktadır) Gelin damat evine geldi mi eline ekmek ve Kur’an verilir. Gelin bu ikisiyle damat evine girer. Yine daha eski düğünlerde kızın eline bir tas su verilir suyu döke döke gider. Su gibi işleri ileri aksın diye. Attan inerken ayağı koyun postuna bastırılır, koyun gibi yumuşak huylu olsun diye. Artık düğünler günümüzde klasik düğünleri gibi yapılmaktadır.

Düğünlerde mutlaka bir çorba bulunur. Yine gürcü kavurması, pilav, ayran, gürcüce (cevizli tavuk), komposto bulunur. Tatlı ayrı bir çeşit olarak verilir. Eski düğünlerde tatlı olarak mutlaka “hasuta” denilen muhallebi yapılırmış. Kesmaçorba (Süt ve makarna gibi kesilmiş hamur ile yapılır) mutlaka yapılırmış.

Düğün bittikten bir hafta sonra erkek tarafı gelinin annesini davet eder. Bu davete “anakavmu” denir. Kızın annesi, kızına çeşitli hediyeler götürür.
1 hafta sonrada (yani düğünden 15 gün sonra) damat kız tarafına davet edilir. Bu davete “nepes dapadicva (nepes dapaycva)” denir. Bu davette damat yumurta yemeye davet edilir. Bu davette de kız tarafı damada çeşitli şaklar yapar.

Ekincik köyünde askere göndermeler hala eğlenceli yapılmaktadır. Bu eğlencelerde çeşitli oyunlar oynanır. Bunlarda birini buraya alırsak oyunun adı Gatzetzka veya yeni gençlerin ifadesiyle pisi pisi.

Oyunu oynayanlar yuvarlak oluşturacak şekilde (bacak ve ayakların konumu ters v şeklinde) oturur ve sıkıca kenetlenirler. Ortaya bir ebe geçer. Eller bacakların altında olur ve bir havlu (ucu bağlanarak topuz haline getirilmiş) elden ele bacakların altında gezdirilir. Ebe olan bacakların arasından o havluyu almaya (bulmaya) çalışır. Tabi bu arada herkes sallanmakta ve pisi pisi demekte ve çeşitli şekillerde bağırmaktadırlar. Havluyu, uygun konumu bulan, ebenin sırtına hızlıca vurur ve tekrar alta verir ve havlu gezdirilir. Havluyu ebe kimin altında yakalarsa o kişi ebe olur ve ortaya geçer. Bunun gibi çeşitli oyunlar vardır. Bunları ayrı bir başlık altında yazacağız.

Gürcülerde bir aileden ölü çıktımı o evde üç gün yas tutulur. Cenaze evine komşular üç gün boyunca yemek getirirler. Cenazeye gelen kişileri köylüler evlerinde ağırlarlar. Cenazelerde kadınlar genelde ağıt yakarlar. Hatta bu ağıt işini destancı denen kadınlar ayrıca yaparlar. Yaşlılar gürcüce ağıt yakarak ağlarlar. Hala cenazeler de gürcüce ağıt yakılmaktadır. Cenaze evden çıktıktan ve defin işlemi bittikten sonra ölünün eşyaları dağıtılır. Yakın çevresine isterlerse hatıra olarak bazı eşyaları verilir. Cenaze evi ölünün 7. 52. günlerinde Mevlid okutur. Bu mevlidlerde de gelen misafirlerle yemek ve tatlı ikram edilir. Ölünün öldüğü odaya 1 bardak su konulur. Bu su 40 gün boyunca odadan alınmaz.

Eve bir kelebek girerse veya üzerinize bir kelebek konsa o evden çıkan ölünün sizden fatiha istediği ve ruhunun eve geldiğine inanılır. Eve kelebeğin gelmesi eve melek geldiğinin işareti olarak da algılanır. Yaşı gelen çocuk yürüyemiyorsa çocuğun iki ayağı iple birbirine bağlanır, Cuma günü camiden ilk çıkana kestirilir. Yeni doğan çocuğun göbek bağı cami tarafın atılır ki çocuk alim olsun diye. Yine ileriki sayfalarda göreceğiniz gürcüce dualar bazı hastalıklar için okunur.

Nisanın 1. 2. ve 3. günü eve hiçbir şey getirilmez. Bu güne Bettam adı verilir. Eve 1. gün odun vb bir şey getirilirse o yıl eve yılan gelirmiş. 2. gün yeşillik getirilrse eve sülük vb canılılyar gelirmiş. 3. gün un elenires o yıl çok sinek olurmuş. 

მურათ შაჰინ - Murat Şahin

banner195

İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.