Broşürü Yazdır
Seçilen Kategoriyi Yazdır

Chveneburi.Net

http://www.chveneburi.net/tr/default.asp"


İçerik Tablosu


Gürcü Köyleri

Kestanepınar Köyü-Çarşamba-Samsun
Kestanepınar Köyü Samsun"un Çarşamba İlçesi"ne 29 km uzaklıkta Topuzlu Dağlarmın eteğinde kurulmuştur. Deniz seviyesinden yaklaşık 800 m yükseklikte olan köyün, kuzeyinde Soğucak Köyü ve Kara dere Köyü; batısında Örencik, Eynel ve Koçyurdu; doğusunda ise Karacaören Köyü bulunmaktadır.
By: admin2

Bir Gürcü Köyü : Kestanepınar

        Coğrafi konum
        Kestanepınar Köyü Samsun'un Çarşamba İlçesi'ne 29 km uzaklıkta Topuzlu Dağlarmın eteğinde kurulmuştur. Deniz seviyesinden yaklaşık 800 m yükseklikte olan köyün, kuzeyinde Soğucak Köyü ve Kara dere Köyü; batısında Örencik, Eynel ve Koçyurdu; doğusunda ise Karacaören Köyü bulunmaktadır.
        1877-78 Osmanlı-Rus Savaşı (93 Harbi) sonunda bugünkü Artvin İli'nin Borçka İlçesi'nin Camili (Maçaheli) Köyünün Düzenli (Zedvake) Mahallesinden geldikleri herkes tarafından söylenir. Ancak bir kısmının Çatak Mahallesinde bulunan Aykullar (Saytolar), Şencan (Şişmanoğulları), Medalar ve Ömerefendiler, Koksallar- Acara yükseltisinden geldikleri söylenmektedir.
        Söylentiye göre (1293 H.) yılında Batumi'den gelen otuzdan fazla sülaleye Çarşamba ilçesinin Cayvar denilen mevkii iskân olarak gösterilmiştir. Ancak onlar o zamanki Çarşamba'nın havasının kötülüğünden dolayı, Yeşilırmak'ın ve bataklığın pis kokusu insanın sağlığını olumsuz yönde etkilediği için kendi arzuları ile bugünkü Kestanepınar mevkiini seçmişlerdir.
        Kestanepınar Köyü'nün ismi ise köyde bol kestane ağaçlarının olması ve Çarşamba İlçesi'ne nazaran suyunun soğuk ve temiz olmasından gelmektedir. Kestanepınar Köyü sarp yamaçların bulunduğu yeşil ve gür ormanlarla kaplı dağınık iskân yapısıyla göze çarpar. Hane sayısı 300'den fazla olan köy bugün üç ayrı muhtarlığa ayrılmış durumdadır. Yukarı Kestanepınar Köyünün mahalleleri: 1. Köyyeri, 2. Körükdere. 3. Kozgeriş. 4. Kayaardı. 5. Danalık, 6. Çalancık, 7. Gölçukur. Aşağı Kestanepınar Köyünün mahalleleri: 1. Dereçatı, 2. Akgüney, 3. Kavgalı. 4. Avcıoğlu, 5. Tatunoğlu. Çatak Muhtarlığı'nm mahalleleri: 1. Sindel, 2. Asar, 3- Göksu. 4. Manos Boğazı'dır. Genelde evler kestane ağacının tahtasından yapılmıştır. Ancak bugün ahşap evlerin yerini yavaş yavaş betonarme evler almaktadır.

        Nüfus ve yaşam
       
Kestanepınar Köyü"nün nüfusu 1985 yılındaki verilere göre 1.826'dır. Tamamı Gürcülerden oluşan nüfusun 864'ü erkek, 962'si kadındır. Maddi durumlarını iyileştirenler Çarşamba İlçesi ne göç etmekte, yazın fındık tarımı için iki-üç aylığına köye gelmektedirler. Köyde çok yaşlılar olmasına rağmen Batumi'den gelen ilk kuşaktan kimse kalmamıştır. Fakat ilk gelenlerin evlatlarından yaşayan az sayıda yaşlı vardır.
        Köyde eğitim seviyesi çok düşüktür. Okuma-yazma oranı % 70 olup bunun % 6yi ilkokul, % 3'ü ortaokul. % 2'si ise lise ve üniversite mezunudur. Dini eğitime aşırı bir şekilde bağlı olmaları, ilkokuldan mezun olan erkek çocuklarını Çatak Köyirnde bulunan gayrıresmi yatılı Kuran Kursuna vermeleri Kestanepınar Köyü'nün çocuklarının dini eğitim seviyesinin yüksek olmasına sebep olmaktadır. Bunun olumlu yönü ise çocukların anadillerini rahatlıkla önceki kuşaklar gibi konuşmalarıdır. Ancak büyükler Gürcüceyi tam saf olarak konuşamamakta, arada % 15 Türkçe kelimeler karıştırmaktadırlar. Düğünlerde eski ananevi âdetlerin bir kısmı kalkmış olsa da, halen devam eden âdetler vardır. Bunlardan en ilginci upiçğheba'dır.
        Kestanepınar Köyünde birçok batıl inanç ve hurafe halen uygulanmaktadır. Yöresel yemeklerinden malahto, lepsi, phali, phalilobia. kerçhi, kadibola, cevizli lahana turşusu, üzüm papası, kuma gibi eski yemekler günümüzde de sofralarda yer almaktadır.
        Köydeki sosyal yaşantı ise oldukça canlıdır. Dağınık iskân yapısına rağmen çok sıkı sosyal ilişkiler göze çarpmaktadır. Yakın akraba bağlarının bulunması ve ayrıca köyün ekolojik yapısı insanları birbirine yaklaştırmakta, evlerin birbirine uzak olmasına karşın gönüllerin birbirine yakın olmasını sağlamaktadır.

        Kültür
       
Köy halkı eski kültür değerlerine son derece bağlı kalarak günümüze kadar Batumi'den dedelerinin getirdikleri anane ve gelenekleri canlı tutmayı başarmışlardır. Mayıs ayının 20'sinde eskilere göre rumi tarih Mayıs ayının 7'sinde abono dedikleri Acısu mevkiine bütün Kestanepınar mahallelerinden kadınlar şifa niyetiyle giderler. Sel nedeniyle Kavgalı Mahallesinde bulunan su azaldığı için eskiden banyo yaptıkları bu suda günümüzde sadece el yüz yıkayıp, abdest alırlar ve şişelere doldurarak evlerine götürürler. Ayrıca Gargnoba (Gargani, ağaçtan sopa demektir) dedikleri rumi tarihe göre Nisan ayının ilk pazartesi günü eve odun ve odun cinsinden bir şey getirilmez. Getirildiği takdirde odunun bırakıldığı yere o yıl yılan geleceğine inanırlar.
        Ayrıca Mart ayında temizlik yapılır. Temizlik yapılacak ilk sabah evden kimse ile konuşmadan evin tavanına çıkılarak tavanın orta direğine vurulur ve şu mani söylenir: "Marti, marti, marçmeti / akam cikili arçmeti / Gonyas niçivit sağhveti" denilir.

        Bazı Gürcüce deyimler:

        1.  Kostnas tshviri arduşlis.
        2.  Tovlis lamazia zed dzağli apsams.
        3.  Saheli şenia sağravi çemia.
        4.  Vikav şen droşi mohval Çemdroşi.
        5.  Getzure tsivo mietzure tibilo.

        Mani:

        Tovls, Tovls, hoş kaklavs
        Zemo dedey tikans daklavs
        Manas şeçams çvenas şagvaçmeyvs.

        Kestanepınar halkının bazı hastalıklara ve olaylara karşı Gürcüce okuduğu dualar:
        1. Korku duası: Aşina maşina ise dzalyan vin şagaşina? Sulyanma şagaşina tu usulora şagaşina? Gamoy gamo şeşinebulo şedi sulo tu gulo.
        2. Yanık duası: Eli elavs. meli melavs. ati-hutasi hari mkavda haris ena arkonda damtz-varis çare arkonda.
        3. Göz duası: İğer gağma çarebali ori tsali çamokakuli ori tsali avi navi, avi tvali vintshas tvali getsa gamoşpas masi ori tvali çul pirit manaçaray çul sataret ergeboda cemi lotsva lotsvaikos sasiketit ergeboda.

Ömer KORKUT
Çveneburi Kültürel Dergi
Sayı:32 Nisan-Haziran 1999


Ortayazı Köyü-Ergani-Diyarbakır
Diyarbakır - Ergani ilçesinde, Çermik yolu üzerinde, 8km mesafede 120 yıldan bu zamana kadar yaşamını sürdürmeye çalışan bir Gürcü köyü. 93 harbinden sonra (1877-1878) Rus zulmünden kurtulabilmek için Gürcüstan"ı bırakıp kendilerine yeni yurt edinmek için yollara düşmüşlerdir. Zamanın Osmanlı paşalarından Kurt İsmail Paşa"nın yardımlarıyla Ergani"ye yerleşmişlerdir.
By: admin2

Bir Gürcü Köyü: Ortayazı

        Diyarbakır - Ergani ilçesinde, Çermik yolu üzerinde, 8km mesafede 120 yıldan bu zamana kadar yaşamını sürdürmeye çalışan bir Gürcü köyü. 93 harbinden sonra (1877-1878) Rus zulmünden kurtulabilmek için Gürcüstan'ı bırakıp kendilerine yeni yurt edinmek için yollara düşmüşlerdir. Zamanın Osmanlı paşalarından Kurt İsmail Paşa'nın yardımlarıyla Ergani'ye yerleşmişlerdir.
        Kendilerine iki dağın arasındaki vadiyi seçen bu Gürcü köylüsü o günden bu güne kadar yaşamlarını bu köyde sürdürmektedirler. Köylerine Ortayazı adı verilen bu Gürcü köyü, ayrıldıkları köylerine benzemektedir.
Köyün yaşlılarının anlattığına göre; dedeleri ilk geldiklerinde bu alanda yalnızca bir dut ağacı bulunmaktaymış, o da küçük bir fidanmış, onun haricinde hiç ağaç yokmuş. Gelen dedelerinin o dut ağacının etrafına çadırlar kurup yerleşik yaşama başlamış olmaları ve halen o dut ağacının var oluşu Ortayazı köylüsünü gururlandırmaktadır.
        Şu an köye baktığımızda her tarafının ağaçlarla dolu olduğunu görmekteyiz. Bölge köylerinden çok farklı iki katlı taştan yapılan evler, geleneksel Gürcü mimarisini gözler önüne sermektedir.
        Gürcüce yer isimlerinin var olduğu fakat çoğunun unutulduğu belirtilmekte köylüler tarafından. Bu isimlerden birkaç tanesi: "Horiali, Maşetliki - Giremola"dır.
        İlginç olan Gürcü yemeklerinin zaman içerisinde halen kaybolmadan yapılıp yenmesi. Bu yemekler arasında "Hinkali, Silori, Lalonka, Harşo ve Çadi" sayılabilir.
        Halk oyunlarını sorduğumuz zaman maalesef yalnız, Şavşat Barı'nın ismini hatırlamakta olduklarını belirtmektedirler.
        Bugün köyde Gürcüce konuşan hemen hemen hiç kimse kalmamıştır.
        Köyde okuma yazma oranının % 100 oluşu dikkat çekmektedir. Ayrıca yüksek öğrenim oranının %80'lerde oluşu köylüyü gururlandırmaktadır.
        Köyün nüfusunun gittikçe azalması kalanları üzmektedir. Çünkü okuduktan sonra gençlerin iş için büyük şehirlere gittiklerini söylemekte köylü. Şu an yaklaşık 30 aileden oluşmakta köy.
        Bugün gittikçe Gürcü kültüründen uzaklaşan Ortayazı köylüsü, kendi kültürlerini merak etmektedirler.

M. BİSONİDZE
Çveneburi Kültürel Dergi
Sayı:36 Nisan-Haziran 2000


Balcıdede Köyü - Gönen - Balıkesir
Balcıdede Köyü Balıkesir ilinin Gönen ilçesine 7 km. uzaklıkta bir vadi içerisinde kurulmuştur. Bu köyün tüm halkı 1877 - 1878 (1293 yılı) Osmanlı - Rus savaşı sonucu buraya göç ettirilmiş Gürcülerden oluşmaktadır. Batumi ve çevresinde (Murgul) eski adı Ereguna olan köyde oturan büyüklerimiz sırf dini nedenlerle göçe tabii tutulmuşlar ve gemi ile önce İstanbul’a, buradan da yine gemi ile Bandırma"ya gelmişlerdir. Çeşitli yerleşim seçeneklerinden bugünkü yer beğenilmiş ve yerleşim gerçekleşmiştir.
By: admin2

Bir Gürcü Köyü: Balcıdede


        Balcıdede Köyü Balıkesir ilinin Gönen ilçesine 7 km. uzaklıkta bir vadi içerisinde kurulmuştur. Bu köyün tüm halkı 1877 - 1878 (1293 yılı) Osmanlı - Rus savaşı sonucu buraya göç ettirilmiş Gürcülerden oluşmaktadır. Batumi ve çevresinde (Murgul) eski adı Ereguna olan köyde oturan büyüklerimiz sırf dini nedenlerle göçe tabii tutulmuşlar ve gemi ile önce İstanbul’a, buradan da yine gemi ile Bandırma'ya gelmişlerdir. Çeşitli yerleşim seçeneklerinden bugünkü yer beğenilmiş ve yerleşim gerçekleşmiştir. Bu bölgeye yerleştikten sonra bu yörede o zaman mevcut çeşitli çetelerle mücadele etmişler, yine de yerleşim yerlerini korumuşlardır.
        Köyün kurulduğu alan o zamanlar muazzam ormanlarla kaplıymış. Orman kesile kesile kilometrelerce büyüklüğünde tarlalar açılmıştır. Köy 45 hane olup kendi aralarında tamamen Gürcüce konuşurlar. Yeterli toprak olmayışı nedeniyle özellikle gençler olmak üzere kent varoşlarına göç yaşanmaktadır.
        Köy adını, batı kesimde bulunan tepedeki iki meşe ağacı altında yatan ve kim olduğu bilinmeyen yatırlardan almaktadır. Dedeköy adı bu yatırlardan gelmektedir. Bu arada, eskiden köyümüzde çok bal üretildiği içi Balcı adı eklenmiş ve köyümüzün adı Balcıdede köyü olmuştur. Köyümüzün Gürcüce olan eski adı Ereguna'dır.
        Köyümüz toprakları çok verimli olup ekilen her şeyden oldukça iyi sonuç alınır. Çoğunlukla patlıcan, domates, biber, bamya, elma, erik, kayısı, şeftali, kiraz, vişne, dut gibi ürünler elde edilir. Ayrıca tahıl olarak çeltik, buğday, ayçiçeği, nohut ve mısır ekilir.

        Evlenme Geleneği
        Genellikle evlilikler köy içinden yapılır. Köyün büyüklerinden bir kaç kişi, kızı istemek için, kız evine gönderilir. Kız tarafı ve kız, evlenmek için oluru verince bir kaç gece sonra söz yapılır. Söz gecesinde yüzükler takılır ve Gürcü oyunları oynanır.
        Bir misafir geldiğinde veya söz kesildikten sonra kızlar ve erkekler evde beraber toplanarak eğlenirler. Bu eğlenmeye bizde "toplantı" denir. Toplantılarda aramızdan seçtiğimiz kişilere makyaj yapılır. Çeşitli giysiler giydirilir ve piyes oynatılır. Ayrıca yöresel oyunlar olan: Şapka, 3-5-1, meyve sepeti, istasyon, el vurmaca, ot derdim var, sessiz sinema, terlik geçirme gibi oyunlar oynanır.
        Kına gecesinde gelin evinde oyunlar oynanır ve gecenin ilerleyen saatinde kına karılır. Gelin hazırlanır, kızlar gelinin etrafında toplanır, kızın yengeleri tarafından kına yakılır, gelin kayınvalidesinden hediye alıncaya kadar elini açmaz. Kına yakılırken bir taraftan da kızlar türkü söyleyerek gelini ağlatmaya çalışırlar. Kına yakılması bittikten sonra gelini kız arkadaşları sandalyesiyle birlikte havaya kaldırır ve damadın adını söylettikten sonra gelini yere indirirler. Düğüne gelecek misafirler için sabahın erken saatlerinde yemek pişirilmeye başlanır. Her çeşit yemek yapılmasına karşın en çok pişen keşkektir. Keşkek isteğe göre üzerine nohut dökülerek yenen ve söğüş etten yapılan bir yemektir.
        Düğün gecesi, gelin evinde gelin ve damat en önde olmak üzere tek sıra eşler halinde gelin ve damadın arkadaşları parmak dansı adı verilen oyunu oynarlar. Bu ilk grubun oyunu bitince diğer misafirler de aynı dansı yaparlar. Daha sonra akordeon eşliğinde kumuk (kafkas), kazaska, dönme, topal havası ve çerkezili adındaki oyunlar oynanır. Bu oyunlar gece dörtlere kadar devam edebilir.
        Ertesi gün, damat tarafı gelin almaya gelin evine gider ki bu insanlara 'gelinalıcf denir. Gelin kuaförden gelinceye kadar, gelinin kız arkadaşları gelinalıcılara sürprizler hazırlarlar. Kartonlara komik sözler yazılır, bir de su dolu kovalar hazırlanır. Gelin kuaförden geldikten sonra, gelin evinde oyun oynamalar başlar. Damat tarafı oyunlara davet edilir. Damat tarafıyla oyun oynanırken kartonlar damat yakınlarının sırtlarına asılır. Ayrıca bu kişilerin boyunlarına çeşitli meyve ve sebzeler, çaydanlık, çan, zil, eski ayakkabı ve kemik gibi şeyler de asılır ve diğer taraftan bu kişilerin üstüne kovalardan su dökülür ve oyun bu şekilde devam eder. Oyunların sonunda gelinin kız arkadaşları damat tarafıyla bahşiş konusunda anlaşır. Ayrıca, gelinin erkek kardeşleri ve akrabaları da damat tarafıyla bahşiş konusunda anlaşırlar. Bu işlemlerden sonra gelin, gelin arabasına biner ve köyün delikanlılarının arabanın önünde oynadıkları oyunlarla birlikte gelin arabası damat evine doğru ilerler. Damat evine gelince bu oyuncular arabanın önüne otururlar ve damat tarafından çeşitli bahşişler alırlar. Eve gelindiğinde gelin arabadan indirilir ve damat evine girilir. Damat evinde gelin tarafına ve diğer konuklara yemek verilir. Akşama kadar çeşitli oyunlar oynanır damat evinde ve düğün sona erer.

        Cenaze Geleneği
 
       Cenaze olan evde üç gün yemek pişirilmez. Komşular cenaze evine yemek taşırlar. Cenazeye gelen cemaate toplu olarak yemek verilir. Ölü için yedi gece kuran okunur. Yedinci gece mevlid okutulur.

        Ramazan Geleneği
        Ramazan başlamadan önceki gün silahlar atılarak Ramazan ayı gelişi kutlanır. Her akşam bir evde iftar yemeği verilir. Ayrıca her akşam, akşam yemeğinden 15-20 dakika önce namaz kılacak erkekler için camiye 3-4 sofralık yemek gönderilir. Evlerdeki iftar yemeğinde daha çok genç Kızlar, kadınlar ve yaşlılar yer alırlar.

        Kocakarı Duaları ve İnanışlar
        Akşam ezanından sonra tırnak kesmek uğursuzluk getirir. Salı günü yeni işe başlanmaz. İşe başlarken yavaş hareket eden kişi görülürse iş yavaş biter, hızlı hareket eden kişi görülürse iş hızlı biter. Kapı eşiğine oturan iftiraya uğrar. Giysi giyildikten sonra bunun üzerinde dikiş dikilmez, ille dikilecekse konuşmadan dikilir. Saç tarandığı zaman dökülen saçı mutlaka yakmak gerekir. Baykuş evin etrafında öterse uğursuzluk sayılır. Oklavayla insana vurulmaz, vurulursa o kişi bir dulla evlenir. Elinde kına varken tekrar kına yapılmaz. Ayakkabı çıkarıldıktan sonra üst üste gelirse gezmeye gidilecek demektir.

        Yemeklerimiz
        Çadi, kada, hmiyadi, çimura, hinkali, dzmariya-ni, şorva, şaviphali, zipiya, harşo, babatzvena vb.

        Manilerimiz
        Çeşitli manilerimizden bir kaç tanesi şöyledir:

        Kortzilisken movelit
        Nadi bile araris
        Rasoy momemşiyen
        Çadi bile araris

Tsetshli çalenebula
Şişa şurte ocahşi
Hadme ama tzahvide
Egre mohval bucağşi

        Sahlis ukan satari 
        Erti gogo ratari 
        Ha nahvi Ha niyori 
        Han erti han meori

Nadire ÇELİK
Çveneburi Kültürel Dergi
Sayı:36 Nisan-Haziran 2000


İMERHEVİ’DEKİ KÖY ADLARININ KÖKENİ ÜZERİNE (Artvin - Şavşat)
        1. Badzgireti/Bazgireti/Vazgireti.
        Bu üç biçimden asıl olanı, Badzgareti’den (ბაძგარეთი) türetilen Badzgiretidir (ბაძგირეთი). Badzgareti sözcüğünün kökü Badzgari (ბაძგარი), getirilen ek ise -et dir. Sulhan Saba Orbeliani’nin sözlüğüne (ve böylece eski Gürcü edebiyat dilinde) göre  Badzgari, dikenli çalı anlamına gelir. Çağdaş Gürcü edebiyat dilinde ve lehçelerinde (Acaruli, Leçhumuri, Guruli, İmeruli) Badzgari diken yapraklı çalı demektir. Badzgari’nin gövdesi ise Badzgidir. Burada ar- çoğul ekidir. Eski Gürcücede ar- eki insanın geldiği soyu belirtmek için de kullanılıyordu. Örneğin, Opiza (ოპიზა) – Opiz-ar-i (ოპიზ-არ-ი). –ar- eki, Svanca’nın diyalektlerinde bugün de çoğul ekidir.
By: admin2

İMERHEVİ’DEKİ KÖY ADLARININ KÖKENİ ÜZERİNE

TARİEL PUTKARADZE

        1. Badzgireti/Bazgireti/Vazgireti.
        Bu üç biçimden asıl olanı, Badzgareti’den (ბაძგარეთი) türetilen Badzgiretidir (ბაძგირეთი). Badzgareti sözcüğünün kökü Badzgari (ბაძგარი), getirilen ek ise -et dir. Sulhan Saba Orbeliani’nin sözlüğüne (ve böylece eski Gürcü edebiyat dilinde) göre  Badzgari, dikenli çalı anlamına gelir. Çağdaş Gürcü edebiyat dilinde ve lehçelerinde (Acaruli, Leçhumuri, Guruli, İmeruli) Badzgari diken yapraklı çalı demektir. Badzgari’nin gövdesi ise Badzgidir. Burada ar- çoğul ekidir. Eski Gürcücede ar- eki insanın geldiği soyu belirtmek için de kullanılıyordu. Örneğin, Opiza (ოპიზა) – Opiz-ar-i (ოპიზ-არ-ი). –ar- eki, Svanca’nın diyalektlerinde bugün de çoğul ekidir. 
        Bitki adı olan Badzgari (Badzgi), zaman içinde bir yer adı haline geldi. Önce Badzgareti, sonra da Badzgireti biçimine aldı.
        Türkçenin etkisi ile Badzgireti Bazgireti (ბაზგირეთი), bir başka biçimi olan Vazgireti (ვაზგირეთი) oldu.
        -et eki, eski Gürcüce’de  çoğul ve köken gösteren ek idi. Bugünkü Raça (რაჭული) diyalektinde de bu anlamda kullanılmaktadır. Örneğin, bidz-et-i (ბიძ-ეთ-ი) kelimesi amca çocukları anlamına gelir. Diğer Gürcü ağızlarda da durum aşağı yukarı aynıdır. Giorg-et-i (გიორგ-ეთ-ი) Giorgi’nin, Goça-et-i (გოჩა-ეთ-ი) Goça’nın  torunları demektir. –et- ekinin yardımıyla ülke ve bölge adı da üretilmektedir. Örneğin, Svani – Svan-et-i (სვანი–სვან-ეთ-ი), Kahi–Kah-et-i (კახი–კახ-ეთ-ი). Gürcüce’de –en-, -an- ve –eb- ekleri, –et- ekine eşittir. Bazen çiftleşmiş ekler (Örneğin –ant- eki) de görülmektedir. Örneğin, Otara-Otaraanti (ოთარა–ოთარაანთი), Giorga-Giorgianti (გიორგა-გიორგიანთი) gibi.

        Gamişeti Mahallesi:
        Buradaki kök, Gamiştir (გამიშ). –et- çogul ekidir. Gamiş kelimesi özel bir ad olan Kamuş/Kamiş’ten (ქამუშ:ქამიშ) türetilmiş olabilir. (Kamuşa-dze-ქამუშა-ძე soyadı da mevcuttur) Söz konusu yer adının, yörenin sahibi kişi adından (Gamişa, Kamuşa) türemiş olma olasılğı yüksektir.


        2.  Daba
        Daba (დაბა), eski Gürcüce bir sözcüktür ve tarla, köy, konak anlamına gelir (İlia Abuladze, Sulhan-Saba, “Gürcü Dilinin Açıklamalı Sözlüğü”). Gürcüstan’ın her yerinde Daba sözcüğünden türenmiş yer adlarına (Daba, Dabani, Garedaba, Gar-dabani - დაბა, დაბანი, გარედაბა, გარ-დაბანი) rastlanır.

        Devadzeebi (Devieti) Mahallesi:
        Eski yer adlarında –et eki, bazen –dze (ძე) eki ile yer değiştirir. Örneğin Acara’da eskiden Daç-it-i (დაჩ-ით-ი) olan köyün adı bugün Daçi-dze-eb-i’dir (დაჩი-ძე-ებ-ი). Benzer durum Devi-et-i – Davadzeebi (დევაძეები) için de geçerlidir. Deva/Devi bir erkek adıydı. Devienti/Devidzeebi/Devadzeebi, bu addan türenmiştir. Daha sonra bu ad, mahalleye de verilmiştir.


        3. Dasamoba
        Dasamoba’nın (დასამობა) araştırılmaya ihtiyacı var. Çünkü asıl biçiminden uzaklaşmış gibi görünmektedir. Ama –ob-a eki, Gürcüce’de sonektir. Dasamoba’nın kaynaklandığı biçiminin araştırılması gerekir:  1. dans etme ve dans yeri anlamına gelen  sama (სამა) ya da 2. Üçleme demek olan sameba’dan (სამება) geliyor olabilir.

        Davlati Mahalleleri: 
        Davl-at-i (დავლ-ათ-ი) adındaki –at- sonektir ve –et- ekiyle aynı işleve sahiptir. Davla bir erkek adı olmalı. Bunu dovlati (დოვლათი) ile karıştırmamalıyız. Çünkü dolvati gibi kelimeler yer adları olamıyor. Davlati, önceleri Davla’ya ait arazi anlamına geliyordu. Daha sonra bu, mahallenin adı oldu.

        Brili: Brili  (ბრილი) köyü Acara’da Şuahevi ilçesinde yer alır. Buradaki Br- kök, il- sonektir.

        Nioleti (ნიოლეთი): Burada da –et- sonektir. Niol- Niori-/Nioreti  (sarımsak/sarımsak yetiştirilen yer) sözcüklerinden türenmiş olabilir. Niola/Niora/Nioli biçimde özel addan da geliyor olabilir.


        4. Diobani
        Diobani (დიობანი) birleşik sözcüktür: Didi ubani (büyük mahalle) – Di-obani. Burada ikinci –di- kaybolmuştur. Diobani sadece bir köy adı değildir. İphrevli köyünde bu ad ıtaşıyan bir yayla vardır. Dasamobi köyünde bir dere Diobnis Ğele – Diobniğele,  Tskalsimeri köyünde de bir dağ Diobnitsveri adını taşımaktadır.

        Mahalleler:
        Koklieti (ქოქლიეთი): Kokela özel adından Kokelaeti.
        Kokleeti / Koklieti (ქოქლეეთი/ქოქლიეთი). Gürcüce’nin İmerhevi, Acara ve Mesheti şivelerinde, he-eb-i – yerine hiebi (ağaçlar), kibeebi yerine kibiebi (merdivenler) olması doğal bir durumdur. 
        Tsikreti (თსიკრადზე). Burada da özel addan soyadı türenmiştir: Tsikara/Tsikra – Tsikraeti – Tsikreti, Tsikradze (წიქარა / წიქრა - წიქრაეთი - წიქრეთი, წიქრაძე)
        Kumlieti. Kumla (კუმლა) özel addır: Kumla-et-i – Kumlieti.
        Kumaşeti: Kumaş-et-i (ყუმაშ-ეთ-ი)
        Tsialeti: Tsial-et-i (ციალ-ეთ-ი)
        Obnieti: Obana-Obnaeti-Obneeti-Obnieti (ობანა-ობნაეთი-ობნეეთი-ობნიეთი). 
        Corienti: Cira/Cora. Kök erkek adı Cora’dan (ჯორა) geliyor olabilir. C’nin yanındaki o Türkçe’nin etkisi ile değişime uğramıştır: Ciraenti – Cirienti: Ciri-en-t-i (ჯირაენთი: ჯირიენთი: ჯირი-ენ-თ-ი).


        5. Zakieti
        Erkek adı Zakia/Zaka’dan türenmiştir: Zakaieti – Zakietis (ზაქაიეთი - ზაქიეთი).
        Mahallesi: Eliatsminda (ელიაწმნიდა) - Aziz Elia Kilisesi’nden buranın adı Eliatsminda olmuştur. Gürcüstan’da buna benzer, Andriatsminda, Eliatsminda, Giorgitsminda gibi pek çok örneğe rastlanır. Ayrıca İmerhevi’de de Çihori köyünde Ardiastsminda (Andriatsinda’dan türenmiştir) mahallesi ve yaylası vardır.


        6. Ziosi. Kök Zio. Benzer durum Gürcüstan’da da söz konusu. Örneğin, Şindisi, Shvilisi gibi. –s-i eki, birine ait olduğunu gösterir. Zio/Zia özel addır. Bu addan Gürcüce’nin kurallarına uygun olarak Ziosi (ზიოსი) türenmiştir.


        7. İvieti/İveti 
        Burada kök İv. –et- sonektir. İv, Avi kelimesinden türenmiş olabilir. Aveti-Eveti-İveti (ავეთი-ევეთი-ივეთი).

        8. İphrevi/İphreuli (იფხრ/იმერხევი).
        Burada iki açıklama yolu olabilir. Birincisi İphr- İmerhevi. İphrevi, İmerhev‘in bir fonetik biçimidir. İmerhevi – İmrhevi – İmhrevi – İphrevi. İkincisi İmerhevi’de İphrana, İprana, İphrevani ve İphrevli yer adları mevcuttur. Kök İphra’dır. Anlamı net değildir. Eski Gürcüce’deki İpkli (buğday, un) kelimesi ile ilişkili olabilir. Böylece İpkl-ev-i – İphlevi – İphrevi. Fonetik olarak k - h, l ise, r olarak değişebilir. Yani anlamı buğdayı bol olan yer olabilir.
        İmnadze Mahallesi:
İmnadze (იმნაძე) Guria’da ünlü bir soyadıdır. Bu soyadını taşıyan insanlar İmerhevi’de de yaşamış ve mahallenin adı da bu soyadından türemiş olabilir.

        9. Manatba (მანატბა). 
        Mana’nın Gölü (Gürcücede tba göl demektir) anlamına gelir. Mana ise özel addır.

        10. Surevani / Surebani (სურევანი / სურებანი)
        İmerhevi’de ayrıca Svirevani de mevcuttur. Gürcücede iv ve u sıkça yer değiştirirler. Gürcücede bazen kvira (hafta) kure, tsvima (yağmur) tsuma biçimini alır. Guria’da Surebi, Tavsurebi ve Şua Surebi (სურები, თავსურები, შუა სურები), İmereti’de ise Sviri (სვირი) adlı köyleri vardır. 
        Kutal-et-i (კუთალ-ეთ-ი) Mahalleleri:
        Davit-et-i (დავით-ეთ-ი).
        Her iki sözcükte de, –et eki özel ada eklenmiştir. Daviteti Davit’e, Kutaleti ise bazen takma ad olarak kullanılan Kutala’nın (კუტალა) yeri anlamına gelir.   

        11. Ube
Gürcüce’de ube (უბე) sözcüğü elbisenin bir parçası (cep gibi) ve deniz koyu anlamında kullanılır. Bu ad köye coğrafi durumundan dolayı verilmiş olabilir.
        Mahalleleri: Kulul-ienti, İbis-ienti, Gorgv-ienti, Çiv-ienti, Kov-ieti, Kortoh-ienti, İlem-ienti (კულულ-იენთი, იბის-იენთი, გორგვ-იეთი, ჭივ-იეთი, კოვ-იეთი, კორტოხ-იენთი, ილემ-იენთი).
Bu adlar yerel soyadlarını göstermektedir. –iant- ve –ient- ekleri başta Meshuri, Acaruli ve İmerheuli olmak üzere Gürcüce’nin diğer şivelerinde de vardır.

        12. Phikiuri (ღაბატი) / ფხიკიური (რაბათი)
Gürcüce’de -iur bir sonektir. Örneğin, tsa (ცა; gök) – tsiuri (ც-იურ-ი; gökten olan), tke (ტყე; orman) – tkiuri (ტყიური; yabani), mze (მზე; güneş) – mziuri (მზიური; güneşli). Phik, muhtemelen özel bir adıdır.

        13. Çakvelta  
        Gürcüce’de -ta bir sonektir ve bir yere ait olmayı gösterir. Çakvi (ჩაქვი), Gürcüstan’da bir kasaba adıdır. Çakvelta (ჩაქველთა), Çakvililer anlamına gelir.

        14. Çihori  
        “Gürcü Dilinin Açıklamalı Sözlüğü”ne göre çihori (ჩიხორი) aşağı kısım demektir. Çihori, çihlar (çıkmazlar) yeri anlamına geliyor olabilir. 
        Mahalleleri: Tetraketi: Tetra Kedi – Tetri Kedi (თეთრაქეთი: თეთრა-ქედი - თეთრი ქედი). Tetra Kedi, Beyaz Tepe demektir.
        Andriatsminda – Aziz Andria Kilisesi’nden dolayı köye Andriatsminda (ანდრიაწმინდა) adı verilmiştir.

        Tsiteladze (წითელაძე), Tsiteladze soyadından türenmiş bir yer adı.
        Libani (ლიბანი): Sulhan Saba’ya göre Libani bir dağ ismidir. Libani sözcüğü, Gürcü dilinde hem bir bitkinin hem de bir ülkenin (Lübnan) adıdır. 
        Gigieti: Gig-iet-i (გიგიეთი: გიგ-იეთ-ი).
        Çedriuli: Çedr-iul-i (ჭედრიული: ჭედრ-იულ-ი), Diobani’de bir yayla adıdır. Kökü Çedra’dır (ჭედრა). Mçedeli (demirci) yada Çedila (koyun) ile bağlantılı olabilir.
        Çedila-ur-i – Koyun otlağı

        15. Tsetileti (Agara)
        Tsiteleti’nin (წეთილეთი) değiştirilmiş biçim dlabilir. Kökü Tsiteli (kırmızı), –et- ise ektir.

        16. Tsepta (Ustamisi)
        Tsep-ta (წეფთა), Tseplerin yeri olabilir.

        17. Tskalsimeri
        Tsk’als-imer-i (წყალსიმერი), suyun ötesi, karşı yaka demektir.
        Mahalleleri: Şoltishevi (შოლტისხევი)
        Şoltishevi, –dik, doğru dere demektir.
        Bzata: Bza-ta (ბზათა: ბზა–თა). Bza bir bitki ismidir.

        18. Hevtsvrili (ხევწვრილი)
        Gürcüce’de Hevtsvrili, ince dere demektir. 
        Mahalleleri: Batlieti (ბალთიეთი). 
        Balt-ianebi (ბალთ-იანები): Baltiani – bir erkek takma adıdır.
        Goianti (გოიანთი): Goia, özel addır. Goianti, Goia’nın torunları.
        Abramianti (აბრამიანთი): Abram’ın torunları.
        Miheilkmianti (მიხეილყმიანთი): Miheil’e ait köylülerin torunları.
        Megrelianti (მეგრელიანთი): Buraya gelen Megrellerin torunlarının oturdukları mahalle.
        Cmuhianti (ჯმუხიანთი): Cmuha’nın torunlarının mahallesi.
        Revazianti (რევაზიანთი): Revazi’nin torunlarının mahallesi.

        19.  Cvarishevi (ჯვარისხევი)
        Cvari’nin (haç) olduğu dere demektir. Belki de bu dere haç biçimindedir.


Hasanpaşa Köyü - İnegöl - Bursa
        Tarihe 93 harbi diye geçen 1877–1878 Osmanlı Rus harbi neticesinde Gürcüstan’ı işgale başlamaları üzerine durumun vahametini (kötüye gideceğini) gören bu beylerin tuttukları tekneler ile 1877 yılında ilkbahar mevsiminde Gürcüstan"ın Acara Muhtar Cumhuriyeti olan Batumi ili Kobuleti kazası Çakvi nahiyesi Didame köyü ve çevresinde oturan soydaşlarını İstanbul’a nakil ederek büyük bir mezalimden (baskı, şiddet ve soykırım) kurtarmışlardır. Becanoğlu ailesinin ve bilhassa Osmanlı idaresi tarafından rütbeyle taltif edilmiş olan Hasan paşa, Murat bey ve Haydar beylerin Osmanlı devleti üzerindeki itibarları neticesi II.Abdülhamit han tarafından verilen özel bir izinle Bursa’ya yerleşmelerine ve istedikleri bir yere iskan edilmelerine müsaade edilmiştir.
By: admin2

Bursa - İnegöl - Hasanpaşa Köyü

        Hasanpaşa Köyü Nerdedir?
        Hasanpaşa köyü Marmara bölgesinin güneydoğusunda, Bursa ilinin ve İnegöl ilçesinin güneyinde  Ankara-Bursa devlet karayolunun 1 km doğusunda İnegöl’e 7 Bursa’ya 50 km uzaklıktadır. Ayrıca İnegöl-Pazaryeri karayolu üzerinde bulunur.
        İstanbul’a 360 km, Ankara’ya 350 km, İzmir’e 400 km, Konya’ya 400 km uzaklıktadır.

        Köyün Yerleşimi:
        Köyümüz Hasanpaşa deresi kenarında oldukça düz hiç yokuşu olmayan bir arazide kurulmuştur. İnegöl’den Pazaryeri ve Kurşunluya giden yol köyün tam güneyinden geçer.Bu yoldan köye dört adet yol girer. Bunlar aynı zamanda köyün sokaklarını oluşturur. Bu sokaklara evler dizilmiştir. Sokaklar çok geniş evler bahçelidir.
        Köyümüzden başka bir köye yol geçmez. Ancak arazi olarak çevre köylerle komşudur.

        Köyümüzün Sınırları ve Komşuları:
        Köyümüzün Komşuları: Doğuda Süpürtü,batıda Alibey ve Bilal köy. Kuzeyde Yiğit köy. Güneyde Çitli, güneybatıda ise Hamamlı köyü ile komşudur.
        Köyümüzün Sınırları: Doğuda Hasanpaşa deresi, batıdan Bilal köy yolu izleyerek köy çayırı ve Kulaca çayırını takiben Alibey köyle sınırlıdır. Güneyde ise Çitli tarlalarından Ahlat su mevkiinden Oylat-Tahtaköprü yolu ve Hamamlı köyü ile sınırdır.

        Tanıtım ve Yeri:
        Bursa iline bağlı İnegöl ilçesinin bir köyü olan Hasanpaşa İnegöl ovasının güney doğusunun ucunda kurulmuş güzel bir köydür. Köyümüz sınırlarından 3 km sonra Mezit boğazı ormanlık alanı başlar.
 Hasanpaşa köyü sınırları içerisinde tarıma çok elverişli verimli topraklar vardır. Kullanılmayan kıraç arazi hiç yoktur. Sınırlarımız içindeki toplam alan 3000 dönüm kadardır. Köyün doğusundan Hasanpaşa deresi geçer. Bu dereden sulamada yararlanılır. Dere kenarında kum ve çakıl işletmeleri vardır. Ayrıca derenin kenarında ve köyün kuzeyinde 150-200 dönüm kadar köy çayırı bulunmaktadır.
        Hasanpaşa köyü sınırları içinde ve yakınında hiçbir yükselti (tepe-dağ vb.) yoktur. Dere kenarında söğüt tarlalarda kavak ve meyve ağaçları en önemli bitki örtüsüdür. Ekilip dikilen bitkilerden başka bitki örtüsü yoktur. Yer altı zenginliği olarak her hangi bir maden bulunmamaktadır.

Hasanpaşa        İklim:
        İnegöl Marmara bölgesinde bulunmasına rağmen Akdeniz iklimi ile karakış iklim tipi arasında değişikliğe uğramış bir karakterde iklim tipi görülür.
        Yazlar sıcak, yağış en az düzeydedir. Kışlar soğuk ve yağışlıdır. Kar yağışı normaldir. Don hadisesine sıkça rastlanır. İnegöl ve çevresindeki akarsular en çok suyu kışın ve ilkbaharın başında taşır. En az su taşıdıkları zaman yaz aylarıdır.
        Yıllık ortalama sıcaklık 12ºc, en sıcak ay ortalaması 22ºc ile Temmuz, en soğuk ay ortalaması 2º ile Ocak ayıdır. En yüksek sıcaklık Ağustos ayında 41ºc, en düşük sıcaklık –22ºc  Ocak ayında kaydedilmiştir.
 Hasanpaşa ve çevresinde kuzeybatı rüzgarları çok eser. İnegöl’deki nispi nem değeri 69 dur. Üç beş yılda bir çok kar yağışı yaşandığı görülür.

        Nüfus:
        Hasanpaşa köyü 1877 tarihinde kurulduğundan beri 80-100 hane arasında değişim göstermiştir. Türkiye’nin nüfus karakterine uygun olarak köyümüzde de göç hareketleri olmuştur. 
        2003 yılı durumuna göre Hasanpaşa köyü 115 hane olup 585 nüfusa sahiptir. Köyden göç etmiş hane sayısıda 100-150 civarındadır. Bu aile fertleri köyümüzle ilişiğini kesmemiştir. Zaman zaman köye gelerek ziyarette bulunurlar.
        Hasanpaşa köyü ve civarında ulaşım çok müsait olduğundan Kurşunlu-İnegöl yolu üzerinde Hasanpaşa köyü muhtarlığına bağlanmış Gümüşhaneli-Trabzonlu–Erzurumlu vb. illerden göç ederek gelmiş ailelerde mevcuttur.
        İş dolayısı ile her gün günlük 50 kişilik geliş-gidiş nüfus harekatı görülür.

Hasanpaşa        Hasanpaşa Köyünün Kurucusu Olan Hasanpaşa’nın Özgeçmişi:
        Batumi Becenoğlu Ailesi (Bejanidze) Becenoğulları ailesi, Batumi'de yaşamış olan itibarı yüksek köklü ve güçlü bir ailedir. Becenoğlu ailesi Batumi'ye çok büyük hizmetler ve imarlar yapmış bir ailedir. Bu aile insan ayırımı yapmadan her insana çok önemli yardımlarda bulundukları ve en önemlisi Batumilileri Rusların baskı ve şiddetinden korudukları gibi bir çok yönleri vardır. Ayrıca Batumi'de aile adına bir kütüphane mevcuttur.

        Ailenin Soy Gelimi Olarak Bilinenler:
        Tarafımızdan aile ile ilgili bilinen bilgi ve kayıtlar ancak 1750–1780 yıllarından itibarendir. 1750–60 yıllarında doğduğu tahmin edilen Emin bey isimli zattan olan oğlu Sefer bey ve onun oğulları olan Hamit bey, Mahmut bey, Ferhat bey ve Hüseyin bey isimli zatlar ailenin bilinen en uç isimleridir. Bu kişilerden Hamit beyin evlatları ise bugün Bursa ve havalisinde (İnegöl-Gemlik) kurulu bulunan Hasanpaşa, Haydariye ve Muradiye köylerinin kurucuları olan Hasan bey, Murat bey ve Haydar bey’dir.

        Bilinen Özgeçmişleri:
        Hasan Paşa: 1846 tarihinde Batumi'de doğmuştur. Göstermiş olduğu hizmet ve yararlıklardan dolayı Osmanlı devleti tarafından paşalık rütbesiyle taltif edilmiştir. 93 Osmanlı-Rus harbinde Gürcüstan’dan gemilerle soydaşlarını getirmiş ve padişah II Abdülhamit tarafından verilen izinle kendi adını taşıyan köyü kurmuştur. Bursa’da emi sultan camiinde gömülüdür.
        Murat Bey: Batumi doğumludur. Doğum tarihi tam olarak bilinmemekte ve 1848 doğumlu olduğu tahmin edilmektedir. 93 Osmanlı-Rus harbinde Gürcüstan’dan gemilerle soydaşlarını getirmiş ve padişah II Abdülhamit tarafından verilen izinle kendi adını taşıyan köyü kurmuştur. Murat bey Yenişehir, Orhaniye ve İnegöl kaymakamlıkları yaptıktan sonra görevli olarak gittiği Bağdat veya Şamdan dönerken yolda vefat etmiştir. Mezarı tam olarak bilinememektedir. Yapmış olduğu üstün hizmet ve görevlerden dolayı II. Abdülhamit tarafından takdirname ile taltif edilmiştir.
        Haydar Bey: Batumi doğumludur. Doğum tarihi tam olarak bilinmemekte ve 1849–1850 doğumlu olduğu tahmin edilmektedir. 93 Osmanlı-Rus harbinde Gürcüstan’dan gemilerle soydaşlarını getirmiş ve padişah II. Abdülhamit tarafından verilen izinle kendi adını taşıyan köyü kurmuştur. Haydar bey İstanbul’da Nafia Umum Müdürlüğü (İmar-İskan Genel Müdürlüğü) yapmış Kadıköy'deki ilk Haydarpaşa mendireğinin yapımı sırasında göstermiş olduğu yüksek dirayet ve çalışmalardan ötürü padişah tarafından ve Alman imparatoru II.Wilhem tarafından takdirname ile taltif edilmiştir. Haydar beyin mezarı Fatih Cami'nde bulunan Fatih Sultan Mehmet'in türbesinin hemen yanındaki mezarlıktadır. Buraya padişahın izni ve emri ile gömülmüştür.

Hasanpaşa        Köyün Kuruluş Öyküsü:
        Tarihe 93 harbi diye geçen 1877–1878 Osmanlı Rus harbi neticesinde Gürcüstan’ı işgale başlamaları üzerine durumun vahametini (kötüye gideceğini) gören bu beylerin tuttukları tekneler ile 1877 yılında ilkbahar mevsiminde Gürcüstan'ın Acara Muhtar Cumhuriyeti olan Batumi ili Kobuleti kazası Çakvi nahiyesi Didame köyü ve çevresinde oturan soydaşlarını İstanbul’a nakil ederek büyük bir mezalimden (baskı, şiddet ve soykırım) kurtarmışlardır. Becanoğlu ailesinin ve bilhassa Osmanlı idaresi tarafından rütbeyle taltif edilmiş olan Hasan paşa, Murat bey ve Haydar beylerin Osmanlı devleti üzerindeki itibarları neticesi II.Abdülhamit han tarafından verilen özel bir izinle Bursa’ya yerleşmelerine ve istedikleri bir yere iskan edilmelerine müsaade edilmiştir. Bu izin ile beyler soydaşlarından kurdukları birer heyet ile yerleşmeleri için uygun olan alanları tespit etmek üzere günlerce-haftalarca süren araştırmalar yapmışlar ve köylülerinin de uygun gördüğü bugünkü yerlere yerleşmelerini temin etmişler ve ilk yerleşim evleri de bu beylerin imkanları ile yapılmıştır. Bugünkü köyler bu zatların isimlerini taşımaktadır. Hasanpaşa itibarı yüksek bir zat olduğundan ve kendiside Bursa'da yerleştiğinden ona özel bir ayrıcalıkla ovada bulunan Hasan Paşa köyünün bugünkü yeri verilmiştir. Köyümüz önce şimdiki köy çayırının olduğu yere kurulmuş ancak sel felaketine uğradıklarından daha sonra şimdiki yerine tekrar kurulmuştur.
        Murat bey İnegöl’de kaymakam olduğu için köyümüz halkının yerleşmesinde herhangi bir sorun yaşanmamış bilakis Osmanlı idaresi yardımcı olmuştur.

        Köyün Adının Kaynağı:
        Rivayet olunduğuna göre köyümüz şimdiki yerine kurulduğunda Süpürtü, Kulaca, Bilal, Çitli, Yiğitköy ve Kurşunlu köyleri arazinin azalacağını düşünerek biraz tedirgin olmuştur. Bunun üzerine Hasanpaşa ve Murat bey bu köylerin ileri gelenlerini toplayarak “iyi geçinmelerini yeni göç eden bu insanlara yardımcı olmalarını bu halkın burada oturacağını söylemiş.” Bu köylülerde peki paşam mademki siz öyle uygun gördünüz öyle olsun demişler.
Bunun üzerine Hasan paşa;
-Peki bu köyün adı ne olsun ? diye sormuş.
-Toplantıda bulunanlarda
-Toplantıda sizin adınız Yeni HASANPAŞA Köyü olsun demişler .
Köyümüzün adı o günden beri Hasanpaşa köyü olarak anılmakta ve kullanılmaktadır.

        Kurtuluş savaşı'nda Hasanpaşa Köyü:
        Yunanlıların Bursa ve İnegöl’ü istilası ile köyümüz Hasanpaşa da 20 Temmuz 1920’den 6 Eylül 1922 tarihine kadar Yunan işgalinde kalmıştır. İşgal sırasında köy halkı Murat bey Alibey köy taraflarına göç ederek arazilerini oradan gelip işlemişlerdir. En son Hasanpaşa’da bir Yunan yüzbaşının öldürülmesi ile Yunanlı işgalciler Hasanpaşa köyünü yakmışlar. Sadece  caminin minaresi sağlam kalmıştır.İşgalden sonra herkes evini yeniden yapmıştır.
        I.Dünya ve Kurtuluş Savaşı'nda Köyümüzden şehit Olanlar:
        Seferoğlu Mehmet
        Süleymanoğlu Emin
        Eyüpoğlu Ali
        Dursunalioğlu Ali
        Abdullah Demirhan
        Arif Anıl
        Ali Tomaç
        Mehmet Yılmaz
        İlyas Çakmak

Hasanpaşa        Aile yapısı:
        Hasanpaşa köyündeki ailelerin büyüklüğü 2-8 kişi arasında değişmektedir. Büyük haneler genellikle ataerkil ailelerden oluşmaktadır. Köyün kuruluşunda ilke edinilen saygı günümüzde  aile içerisinde kaybolmamıştır. Bu yüzden köydeki ataerkil ailelerin sayısı  oldukça fazladır.
        Son yıllarda azınlıkta olmakla beraber küçük karı-koca ve çocuklardan oluşan ailelerde vardır.
        Ailede büyüklerin sözü dinlenir ve saygı gösterilir.A ilede büyükler nine-dede veya sadece biri de olabilir. Ailedeki büyük kadın bile olsa ona danışılır ve görüşü alınır. 
        18 yaştan yukarı herkes Gürcüce konuşur. Çocukların çoğunluğu da konuşulanı anlayabilir.
        Hasanpaşa köyünde hanelerin büyüklüğü 1-12 kişi arasında değişim göstermektedir. 10-12 nüfuslu üç aile, 5-8 nüfuslu 20 aile bulunmaktadır.
        Evlenme yaşı erkeklerde 25-30 yaş arası  kızlarda ise 18-25 yaşları arasındadır.
        Ailelerde okuma-yazma oranı %98’dir. İlkokul mezunu %90, lise ve dengi okul mezunu %10’dır. 20 ve 40 yaş arasındaki nüfusun %50’si lise mezunudur.
        Evlenmeler önceleri köy içinden olurken son yıllarda köy dışından gelin alma ,köy dışına kız verme çoğalmıştır.

        Adet ve Gelenekler:
 Hasanpaşa köyünün giyim şekli genellikle yaş gruplarına göre değişiklik gösterir. Çağın getirdiği yeniliklere uyum sağlayan giysiler tercih edilir. Geleneksel giysi olarak köyün yaşlı bayanlarının örttüğü “peştemal” adı verilen bir örtü kullanılmaktadır. Ortama göre giyinmesini bilen genç kesim kıyafet seçiminde modayı göz önünde bulundurur. Köyde zorunlu giyilmesi gereken bir kıyafet olmamakla beraber herkes istediği kıyafeti giymekte özgürdür. 

        Komşuluk:
        Köy insanının yapısından doğan sıcaklık komşuluk ilişkilerinin güçlü olmasında büyük rol oynamaktadır. Komşular arasında büyük ölçüde yardımlaşma vardır. Maddi ve manevi yönde oldukça cömert olan köy insanı birbirinden hiçbir yardımı esirgemezler. İyi ve kötü günde her zaman destek olmayı bilen komşular “paylaşmak” terimini esas almışlardır.

        İnançlar:
        Hasanpaşa köyünde batıl inançların yaygın olamamasıyla birlikte, herkes inancı gereği yaşamını sürdürmektedir.

Hasanpaşa        Doğum Adetleri:
        Bebek bekleyen aileler doğuma kadar büyük bir hazırlık içerisine girerler. Cinsiyeti belirlendikten sonra, bebek için hazırlanan giysilerin bir kısmı evde hazırlanırken, bir kısmı ise hazır alınır. Annenin akrabaları doğuma kadar, bebek için bir çok hediye hazırlar. Bebek doğunca büyük bir sevince boğulan aile,b ebeğe verilecek ismi beraberce kararlaştırırlar. Ailenin erkek büyüklerinden biri bebeğin kulaklarına ezan okuyarak ismi verilir. Bir süre sonra isteğe bağlı olarak ailenin yakınları çağrılıp evde mevlid okutulur. Bebeğin kıyafetleri ve hediyeleri evin içerisinde sergilenir. Bebek kırk günlük olduktan sonra, yakınlara kırk uçurmak adı verilen bir ziyaret yapılır. Ziyarete gidilen ev oturma bittikten sonra bebeği adet gereği yumurta vererek uğurlar.

        Ölüm Adetleri:
        Ölen kişinin ilk önce selası  verilir. Daha sonra ölü daha fazla bekletilmeden yıkanır. Kefenlenir. Duyan herkes cenaze evine sabır dilemeye gider. Hangi vakitten sonra gömülecekse, erkekler camiden çıktıktan sonra ölüyü tabut içerisinde mezarlığa götürürler. Cenaze namazı kılındıktan sonra ölü defnedilir. Cenaze evinde yedi gece boyunca tebareke okunarak gelene ikramda bulunulur. 7 gece 7 mevlidi okunur. Cenazeden 40 ve 52 gün sonra mevlitler okutulur.

Hasanpaşa        Evlenme Adetleri: 
        Kız İsteme: Önce erkek tarafı kız tarafına geleneklerine dair haber verir. Kız tarafı kabul edince, erkek tarafı aile büyükleriyle birlikte, kız istemeye giderler. Giderken yanlarında çiçek ve çikolata götürürler. Kız konuklara kahve ikram eder. Erkek tarafından en yaşlısı  kızı Allah’ın emriyle ister. Eğer evlenecek kişiler razı olursa kız verilir.
        Çeyiz: Kız verildikten sonra düğün tarihine kadar çeyiz hazırlıkları devam eder. Kız ve erkek tarafı anlaşarak gerekli eşyaları alırlar. Kız tarafı çeyizin büyük bir kısmını örgü ve dikim ile gerçekleştirir.
        Nişan: Aileler oturup, nişan tarihi belirlerler. Nişan alışverişine gidilir. Kız tarafı erkeğe, erkek tarafı kıza takı ve kıyafet alır. Nişana yakın dostlar davet edilir. Nişan töreni kız tarafının evinde yapılır. İki ailenin de uygun gördüğü bir kişi iyi dileklerde bulunarak yüzüklere bağlı olan kurdeleyi keser. Konuklar gelin ve damadı tebrik ederek hediyelerini verir. Daha sonra müzik eşliğinde eğlence yapılır.
        Düğün: Düğün tarihi belirlendikten sonra davetiyeler  basılır. Tüm tanıdıklara davetiyeler gönderilir. Düğünden üç gün önce kız evinden çeyiz alınarak çiftin evinde sergilenir. Cuma gecesi kız evi kına gecesi düzenler. Kına gecesinde gelinin ellerine kına yakılıp çeşitli eğlenceler yapılıp, konuklara çerez ikram edilir. O gece gelinin arkadaşları ve yakın çevresi erkek tarafına tavuk almaya giderler. Onlara pilav,tavuk ve çeşitli hediyeler verilir. Erkek tarafı da aynı şekilde kız tarafına gider. Daha sonra gelin ve arkadaşları sabahın ilk saatlerine kadar eğlenirler. Cumartesi gecesi erkek tarafında çalgı ve yemek eşliğinde eğlenceler olur. Pazar günü damat tarafı kalabalık bir şekilde gelin almaya giderler.Gelin alırken eğer damat tarafı köyün dışında ise köydeki genç kızlara ve erkeklere belirli miktarda para verilir. Pazar gecesi gelin ile damat odalarına çekilerek gerdeğe girerler.

        Sünnet:
        Aileler çocukların yaşları fazla ilerlemeden sünnet cemiyeti yaparlar. Sünnetten önce sünnet çocuğunun yatağı yakınlar çağırılarak süslenir. Sünnetten bir önceki gece eğlence yapılarak sünnet çocuğuna kına yakılır. Sünnet günü araba ile sünnet çocuğu ve arkadaşları gezdirilir. Daha sonra davetli olan misafirlere yemek verilir. Mevlit eşliğinde sünnet yapılır.

        Asker Uğurlama:
        Askere gidecek olan gençlerin gitme tarihi belirlendikten sonra yakın tanıdıkları çeşitli hediyeler getirerek ziyarete gelirler.Gitme tarihinde askere gidecek olan gençlerin evlerinde arkadaşlarına yemek verilir.Askere gitmeden 1-2 gün önce askere gidecek olan kişinin arkadaşları hep birlikte eğlence düzenler.Gitme günü geldiğinde,askerin yakınları ve arkadaşları garajda yapılan eğlencelerle askeri uğurlar.Asker dönüşünde askerden gelen kişinin evine yakınları göz aydınlığına gelirler.

        Geleneksel Yemekler:
Hasanpaşa        Gürcü Sarması: (Saniye Yılmaz (Cincaradze) 'nin tarifi) 
Malzemesi:
• 1 – 2 demet karalahana
• 1 – 2 kg haşlanmış patates
• 1 demet maydanoz
• 3 – 4 adet taze soğan
• 2 adet sivri biber
• Yarım su bardağı ceviz içi
• 1 su bardağı bulgur
• Kırmızı pul biber
• Kara biber
• 2 çorba kaşığı domates salçası
• Tereyağı ve tuz
Yapılışı: Kaynar suya atılan kara lahanalar az haşlanır. Patatesler de haşlanıp soyulur ve püre haline getirilir. Tereyağı veya arzuya göre zeytinyağına ince doğradığınız maydanoz, taze soğan, ve bulgur az kavrulup ateşten alınır. Pişirdiğimiz bu harç püreye eklenip, iyice yoğrulur. Bu harca kırmızı pul biber, kara biber ve tuz da eklenir. Ayrıca ceviz içi, biber, bir diş sarımsak da havanda iyice dövülür. Bu harç da püreye eklenir ve tekrar yoğrulur. Püre tamamlandıktan sonra lahanalar tek tek sarma şeklinde sarılır. Sarmalar, öncelikle dibine sapları olmak üzere tencereye üst üste dizilir. Tencerenin üzerine dökmek için ayrı bir tavada bir miktar tereyağı eritilip, salça kavrulur; sonra 1 veya 2 su bardağı ölçüsünde su eklenip biraz kaynatılır. Üzerine son olarak bu karışım dökülen sarmalar, kısık ateşte pişene kadar haşlanır. Arzuya göre sade yada yanında yoğurtla servis yapılır.
Hasanpaşa        Haçapuri: (Lamara Deida’nın tarifi)
Malzemesi:
• 1 Kilogram un
• 1 Küçük paket yaş maya
• Yarım tatlı kaşığı karbonat
• 2 Yumurta • 1/4 Paket tereyağı
• Su
• İç malzemesi olarak kullanılmak üzere; az tuzlu, erimeyen yumuşak köy peyniri ve dış kısmına sürmek için tereyağı.
Yapılışı: Havuz şeklinde açılan unun ortasına maya, yumurta, karbonat, tereyağı ve su koyup, kulak memesi yumuşaklığından daha yumuşak bir hamur elde edilir. Yarım saat dinlendirilerek hamurun mayalanması sağlanmalıdır. Kabaran hamurdan bolca unlanmış bir zemine yumruk büyüklüğünde alınan parçalar kalınca açılır ve ortasına, çatalla ezip elimizle yoğurduğumuz peynir koyulur. Sonra hamur elimizle inceltilir. Peynirin hamurun her tarafına yayılmasına dikkat edilir. Artık hazır olan hamurumuz önceden ısıtılmış sıvı yağlı teflon tavada (veya varsa demir sac da) altlı üstlü pişirilir. Pişirilen haçapurilerin üzerindeki unlar fırçayla temizlendikten sonra, her iki tarafına bolca tereyağı sürülür ve servis yapılır. Tereyağı hem daha lezzetli, hem de daha yumuşak olmasını sağlar.
Hasanpaşa        Malahto: (Kişniş ve baharatlı taze fasulye)
Malzemesi:
• 1 veya 1,5 kg boncuk fasulye
• 1 su bardağı ceviz içi
• Yarım demet kindzi (taze kişniş otu)
• Yarım demet şaşprami (taze yada kuru fesleğen)
• 2-3 dal yeşil pırasa yaprağı
• 2-3 dal maydanoz
• 2-3 adet sivri biber
• Yarım bardak süt ve varsa 2 çorba kaşığı süt kreması
Yapılışı: Ayıklanan boncuk fasulyeler tencereye koyulur. Tencereye, fasulyeleri aşmayacak şekilde su eklenir ve fasulyeler haşlanır. Fasulyelerin pişmesine yakın tencereye yarım bardak süt eklenir. Fasulyeler pişerken, tahta geniş bir havana koyulan ceviz, kişniş, fesleğen, pırasa, maydanoz ve sivri biberler hep birlikte iyice dövülür. Bu malzeme harcı ne kadar iyi dövülür ve ince olursa, Malahto o kadar lezzetli olacaktır. Ocaktan alınmaya yakın pişen fasulyeye bu malzeme harcı eklenir ve bir taşım kaynatıldıktan sonra ocaktan alınır. Servise hazır olan Malahto’nun Cadi yani mısır ekmeğiyle yenmesi tavsiye edilir. Bu yemeğin özelliği hem sıcak hem de soğuk olarak yenilebilmesidir.
Hasanpaşa        Lobyo Phala (Barbunyalı Karalahana):
Malzemesi:
• 2 demet Karalahana
• 1 su bardağı barbunya
• 2 çorba kaşığı mısır unu
• 1,5 çorba kaşığı tereyağı ve süt
Harcı için:
• 1 su bardağı ceviz içi
• 1 diş sarımsak
• Yarım demet kindzi (taze yada kuru kişniş otu)
• 3 adet sivri biber
• 2 yada 3 dal maydanoz
• 2 yada 3 dal şaşprami (taze yada kuru fesleğen)
Yapılışı: Karalahanalar küçük küçük doğranır. Bir tencerede kaynayan suya atılan karalahanalar bir süre haşlanır. Rengi değişen ve yumuşayan karalahanaların ilk suyu, süzülerek dökülür. Üzerine yeniden su eklenen karalahanalar, iyice yumuşayana kadar tekrar haşlanır. Ayrı tencerede, geceden suya bastırılan barbunyalar da haşlanana kadar kaynatılır. Yumuşayan barbunyalara lahanaya eklenir ve haşlanana kadar pişirilir. Lobyo Phala, kaynarken mısır unu da eklenir. Karalahananın harcı, tahta havanda hazırlanır. Ceviz, tuz, sarımsak, kindzi, şaşprami, biber ve maydanoz havanda iyice dövülür. Lobyo Phala piştikten sonra ocaktan alınmaya yakın bu harç eklenir ve fazla kaynatılmadan ocaktan alınır. Üzerine tereyağı eklenen Lobyo Phala sıcak olarak servis yapılır.
Hasanpaşa        Cadi (Mısır Ekmeği):
Malzemesi:
• 4 su bardağı mısır unu
• 1 çorba kaşığı tuz
• 4,5 su bardağı kaynar su
Yapılışı: Tuz ve orta kararda kaynar su eklenen mısır unu, kaşıkla iyice yoğrulur. Kaynar su, Cadi’ye hem lezzet hem de kıvam verir. Yoğrulan hamur, az miktarda sıvı yağlı tavaya düzgün bir şekilde yerleştirilir ve altlı, üstlü olarak kızarana kadar pişirilir. Cadi’nin fırında pişirilmesi durumunda sıcaklık 200 dereceye ayarlanır. Yüksek sıcaklıktaki fırında pişirilecek Cadi daha lezzetli olur. Özellikle, yoğurt, malahto, lobyo phala, süt ve tereyağıyla pişirilen tavada yumurtayla yenmesi halinde Cadi’nin tadına doyum olmaz.

        Ekonomik Hayat:
        Tarım: Hasanpaşa Köyü verimli İnegöl ovasının en güneyinde bulunduğundan toprakları verimlidir.Her tür tarıma elverişlidir.arazinin tamamı ekilir mera yoktur.
        Son yıllarda modern tarım araçları ile tahıl, meyve, sebze üretimi yapılmaktadır. Arazinin tümü ekilip biçilir ancak nüfusun veya hane sayısının %30’u çiftçilikle uğraşmaktadır. Diğer haneler ticaret ve ücretli işçilik yaparlar.
        En çok yetiştirilen ürün patates yıllık ortalama 7000 ton
        İkinci öncelikli ürün lahana yıllık ortalama  5000 ton
        Üçüncü öncelikli ürün buğday yıllık ortalama 1000 ton
        Ayrıca sıra gelirse pancar ve arazide bulunan meyve bahçelerinde armut, elma, kiraz yetiştirilmektedir.bazı yıllarda kabak, patlıcan, domates ekilir. Orta ölçekli fidancılık ve kavakçılık yapılır. 
        Üç adet son model çift çeker gelişmiş traktör,10 adette orta boy traktör vardır.
        Tarımda tohum,gübreleme,ilaçlama,hasat son teknolojiler kullanılarak yapılır.
Hasanpaşa        Hayvancılık: Hayvancılık çok gelişmemiştir. Köyde toplam 40 adet büyükbaş 100 adet küçükbaş hayvan vardır. Kümes hayvancılığı köyümüzde yapılmamaktadır.
        Ticaret: En önemli ticaret tarımsal ürünler patates ,lahana,sebze alım satımıdır. Diğer yönden bıçkı atölyelerinde üretilen kereste, palet, sandık, odun, talaş ticareti önemli ticaret olaylarıdır.
        Köyümüzde iki adet market işletmecisi vardır. 6 adette faal durumda bıçkı atölyesi vardır.
        Fabrika ve İmalathaneler: Balcıoğlu palet fabrikası , Çetsan Plastik Enjeksiyon imalathanesi, Umut palet, Yelbey Palet, Global kereste, Özbek kereste, Tayyar kereste, ekmek fırını, Kahveci parke, Saraçoğlu Kontraplak, Kaynakçı Kum Ocağı, Tecimer kereste gibi işletmeler mevcuttur.
        Kerestecilik: Hasanpaşa köyünde öncelikli yıllarda sayıları 30’u bulan bıçkı atölyelerinde kereste, sandık, parke, palet imalatı yapılmaktaydı. Ancak bıçkı atölyelerinin sayısı bugün 6 ya düşmüştür. Biçki atölyelerinde her türlü kereste, sandık, palet üretimi yapılmaktadır.

        Nakliye ve Taşımacılık: Hasanpaşa Köyü halkının birinci geçim kaynağı nakliyeciliktir. Çünkü 6 adet büyük 15 adet orta boy kamyon ile taşımacılık yapılmaktadır. İnegöl’de faaliyet gösteren Barış Nakliyat, Özgür Nakliyat, Paşa Nakliyat gibi nakliyat firmaları köyümüz halkı tarafından işletilmektedir. Bu firmalarda yükleme boşaltma işlerini yapan 10-15 kişi geçimini sağlamaktadır.

Kaynak: www.hasanpasa.com

 


Yaşlı Köy Maden (Artvin - Şavşat)
Artvin"in Şavşat ilçesine 37 kilometre uzaklıktaki Maden, yaşlı bir köy... Hem coğrafi hem de kültürel nedenlerle kapalı bir topluluk oluşturan Madenliler oldukça konuksever. Öğrenci olmayınca köyün tek okulu da geçen yıl kapanmış.
Yol açıkmış. Güneşin ilk ışıkla­rıyla Artvin"in Şavşat ilçesin­den Maden Köyü"ne doğru yo­la çıkıyoruz. Yerlilerinin Bazgireti dediği Maden, Şavşat"ın Gürcüstan sı­nırındaki Gürcü köylerinden biri. Halkı adetlerini sürdürüyor ve aile içinde Gür­cü dilini kullanıyor.
By: admin2

Yaşlı Köy Maden

Yazı ve Fotoğraf:
Uygar GÜRKAN
Cumhuriyet - Pazar Dergi
3 Nisan 2005

Artvin'in Şavşat ilçesine 37 kilometre uzaklıktaki Maden, yaşlı bir köy... Hem coğrafi hem de kültürel nedenlerle kapalı bir topluluk oluşturan Madenliler oldukça konuksever. Öğrenci olmayınca köyün tek okulu da geçen yıl kapanmış.

Yol açıkmış. Güneşin ilk ışıkla­rıyla Artvin'in Şavşat ilçesin­den Maden Köyü'ne doğru yo­la çıkıyoruz. Yerlilerinin Bazgireti dediği Maden, Şavşat'ın Gürcüstan sı­nırındaki Gürcü köylerinden biri. Halkı adetlerini sürdürüyor ve aile içinde Gür­cü dilini kullanıyor.
îlçe çıkışındaki ikinci patikadan dağ yoluna, köylerin bulunduğu bölgeye doğru sapıyoruz. Yol inanılmaz derecede keskin virajlarla, yer yer dağlardan akan ve yolu aştıktan sonra aşağı devam eden küçük çavlanlarla bölünmüş. Heye­lan sonucu kısım kısım parçalanmış ka­yalar ve taşlarla kapanmış yolda, her en­geli başka bir maharetle aşarak ilerliyor, Maden Köyü'ne yaklaşıyoruz. 1750 ra­kımlı köy her yanından çam ormanlarıy­la kaplı yüksek dağlarla sarılı. Köye araç­la ulaşım bir köprübaşında sona eriyor. Şimdi adam boyu karla çevrili, buzla kap­lı patika yoldan yüksekteki köye yürüye­rek ulaşmak için zorlu çaba başlıyor. Düşe kalka, birbirimize tutunarak zorlukla çıktığımız köyde kızaklara koşulmuş on­larca danayla karşılaşıyoruz. Kenara çe­kilmemize karşın danalar yanımızdan geçmek istemeyip huysuzlaşıyor. Durumdan utanan ahali açıklamaya girişiyor hemen: Köye veteriner dışında pek yaban­cı uğramadığından, bizim onlara iğne yapmaya geldiğimizi sanmışlar.

BadzgiretiKöyün en Genci Cahit...
Köy nüfusu büyük oranda yaşlılardan oluşuyor. Bu yüzden üç yol ağzında köy ahalisiyle sohbet ederken, üzerimize doğ­ru gelen kızaklı çocuğun varlığı bizi hay­rete düşürüyor. Meğer Cahit köydeki tek çocukmuş. Köylü Ali Çavuş Işık, Cahit'in de okul yaşı geldiğinde köyü terk edece­ğini, büyük olasılıkla köyün diğer çocuk­ları gibi Köprüyaka'da yatılı okuyacağı­nı ya da ailesiyle birlikte okulu olan bir köye taşınacağını söylüyor. Maden Köyü ilkokulu geçen yıl yalnızca üç öğrenci kaldığından bu yıl kapatılmış. Okulun kapatılması nüfusu zaten iyice azalmış olan köyde çocuğu olanlara sanki barın­ma hakkı tanımıyor. Hayvancılık ve çok kısıtlı tarımla geçinen köyde tek iş tezek ve ot toplamak. Bu nedenle okumaya yö­nelen genç nüfus şehirlere gitmek zorun­da. Okulu bitirenler de iş sahası yokluğu ve elverişsiz yaşam koşulları nedeniyle geri dönmek istemiyor.
Maden köylüleri hem kültürel, hem de coğrafi nedenlerle kapalı bir topluluk oluşturmalarına karşın, oldukça sıcak, misafirperver ve yardımsever insanlar. Köy içinde ilerlemekte zorlandığımız her yerde, elimizden tutup yürümemize yar­dım eden biri mutlaka çıkıyor. Biz karşı­laştığımız köylüleri lafa tutarken, karşılaşmadıklarımız hayvanlarına yem yapacakları otları boşaltmaya başlamış. Otu kucaklayarak yerleştiriyor İsmail Torun. Bu arada daha hızlı davranan Mehmet Torun ahırda biriken tezeği kızaklara bağlanan, Gürcü dilinde Zari, Türkçe Çatan dedikleri sepetlere doldurmaya başlamış bile.
BadzgiretiMuhtar İsmail Tanıyan'ın en tepedeki evine varıyoruz. Burası tipik bir Şavşat evi; diğerlerinden tek farkı bütün köyün bir bakışta görülebiliyor olması. Maden evleri dik yamaca kurulu, giriş katının bir yüzü kısacıkken, diğer tarafın yüksekliği iki metreyi buluyor; bu kat genellikle odunluk, samanlık gibi amaçlarla kulla­nılıyor. Üstte bir tam kat, bir de çatı ka­tı var. Çatı katını da oda olarak kullanan­ların 8 ya da 9 odası oluyormuş. Evlerin tamamı ahşap ve en az bir balkonları var.
Muhtarın evinin girişineki ilk odada yaşlılar oturuyor, soba yanıyor. Bizi salo­na alıyorlar. Yemeğe oturuyoruz. Yemek­leri Şavşat'takilerden farklı değil: Moşuşuli adındaki bir çeşit kaşar peyniri, ünlü Bazgireti balı, peynir yumağı dedikle­ri yağlı peynir eritmesi ve cevizli börek. Maden yaşanması zor bir yer. Heyelan, su baskını ve kaya düşmesi... 1997'de Ba­kanlar Kurulu kararıyla afete maruz böl­ge ilan edilmiş. Bu nedenle betonarme yapıya izin yok. Yıllarca evlerini tamir bi­le edememişler. Maden'i turizme açmak istiyorlarmış. Geçen yıl İzmir'den kırk kişilik bir grup gelmiş, Sakedeneyan Gö­lü kenarında çadır kurmuşlar. Aynı grup bu yıl yetmiş kişi geliyormuş. Çok kaya­lık olmasına karşın bir de Kanadalı grup, kayak yapmaya gelmiş. 2 gece kalmışlar ve kar yumuşamış olduğundan yalnızca köy içinde, evlerin arasında kayabilmiş­ler. Turizm Bakanlığı evlerini pansiyon olarak turistlere açacak köylülere faizsiz kredi veriyormuş. Köylünün en büyük umudu turizm olmuş, başka kurtuluş da yok gibi.

Doktor Bedrettin Bey...
Hava kararmadan dağ yolunu aşma­mız gerektiğinden izin istiyoruz. Bütün ev halkı yol düzelene kadar yanımızdan ayrılmıyor. Köyün çıkışına kadar gençlere emanet ediyorlar bizi ve kucaklaşıp ayrılıyoruz. Yokuş aşağı inmek daha zor, yolun bir kısmını kızakla inmek zorunda kalıyoruz. Köprüye yaklaştığımızda bir köylü bize doğru koşuyor. Hastası var­mış, yanımızdaki Doktor Bedrettin Kurtel'e telaşla bir şeyler anlatıyor. Kurtel gi­dince gençlerden biri "Sizi misafir etsek iki gün, doktor bey de mecburen kalır; bütün hastalarımıza baktırabiliriz" diyor. Sağlık Ocağı da yok Maden'de. Dokto­rumuz döndüğünde, hastanın iyi olduğu­nu öğrenip rahatlıyoruz ama daha kim bi­lir kaç hasta var yaşlı köyde...
Aynı buzlu yoldan ağır ağır Şavşat'a dönerken, yoldaki çeşmeden doldurdu­ğumuz şişelerden maden suyu içip, Ma­den'in beş yıl sonra nasıl bir yer olacağı­nı düşünüyoruz. Nüfussuz kalıp tama­men terk mi edilecek, el değmiş ama hal­lice bir turizm köyü haline mi gelecek?

Badzgireti

 


Kocaeli İzmit İlçesinin Batumi Muhaciri Laz Köylerinden Çubuklu Osmaniye Köyü
        “Göç;insanın ruhunu yorar. Kurulu bir düzeni bırak, doğduğun toprakları bırak, yerini bırak, yurdunu bırak, bir boşlukta korunmasız kalmış gibi zayıf düş...
Ama hayat devam ediyor. İhtiyaçlar artarak devam ediyor. Şimdi yeniden çalışma zamanı. Yeniden azimle şevkle, inatla...Çalışmışlar, kendilerine verilen toprak parçasını yurt yapmışlar, yer etmişler, yerleşmişler ve kökleşmişler. Kök salarken göç mazeretine sığınarak gayri meşru yollara tevessül etmemişler. Helal yolla, meşru işlerde çalışmışlar ve bizim için övünebileceğimiz bir geçmiş, barınacağımız bir toprak bırakmışlar. Allah hepsinden ebediyen razı olsun...’’
By: admin2

Kocaeli İzmit İlçesinin Batumi Muhaciri Laz Köylerinden Çubuklu Osmaniye Köyü

Dursun UZUN

Kocaeli İli İzmit İlçesi Merkeze Bağlı Çubuklu Osmaniye Köyü'nün Kuruluşu ve Tarihçesi:
        “Göç;insanın ruhunu yorar. Kurulu bir düzeni bırak, doğduğun toprakları bırak, yerini bırak, yurdunu bırak, bir boşlukta korunmasız kalmış gibi zayıf düş...
Ama hayat devam ediyor. İhtiyaçlar artarak devam ediyor. Şimdi yeniden çalışma zamanı. Yeniden azimle şevkle, inatla...Çalışmışlar, kendilerine verilen toprak parçasını yurt yapmışlar, yer etmişler, yerleşmişler ve kökleşmişler. Kök salarken göç mazeretine sığınarak gayri meşru yollara tevessül etmemişler. Helal yolla, meşru işlerde çalışmışlar ve bizim için övünebileceğimiz bir geçmiş, barınacağımız bir toprak bırakmışlar. Allah hepsinden ebediyen razı olsun...’’
       
Klasik Laz örf ve adetlerini günümüze kadar yaşayan, yaşatan; aynı memlekette olduğu gibi günümüzde de sofralarında mısır ekmeği (çadi) ile lukunun ( phali) eksik olmadığı ve tamamının Lazca, bir kısmının ise Lazca ve Gürcüce bildiği ve konuştuğu Çubuklu Osmaniye köyü 1877-1878 (93 harbi) Osmanlı-Rus harbi sonrası 1879 Osmanlı-Rus İstanbul antlaşmasına göre diğer hemşerileri gibi tercihen memleketlerinden göç etmişlerdir. Daha önceleri köyümüz büyükleri Batumi’ye bağlı olan Maradit Nahiyesi Ohordiya köyü, bugünkü Artvin ili Borçka ilçesi Behlivan köyünde ikamet ediyorlardı. Savaştan sonra Rusların yönetiminde yaşamak istemeyen ve göçün daha hayırlı olduğuna inanan büyüklerimiz Batumi Limanı’ndan gemilerle 1885 yılında İstanbul’a geldiler. O zamanlar Üsküdar Sancak Valiliği merkezi idi. Sancak Valisi muhtarları topluyor ve muhtarlara ‘’Doğukaradeniz’den göç geliyor her biriniz ne kadar misafir alabilirsiniz’’ diye soruyor. Bizim köyün halkını da Kısalar köyü kabul ediyor. Birkaç yıl orada ikamet ediyorlar. Daha sonra Osmanlı Devleti şimdiki yerleşim yeri olan köyümüz arazisini tahsis ediyor.
        Çubuklu Bâlâ (Gürcü Köyü) Köyü ile tek bir muhtarlık, iki mahalle şeklinde iken sonradan bu köyden ayrılan ve benimde yakından tanıdığım ve tamamına yakını ile çeşitli derecelerde akrabalığımın olduğu Çubuklu Osmaniye Köyü; 93 harbi sonrası Batumi’den Osmanlı topraklarına göç eden ve günümüzde de Türkiye’nin Laz kültürünü temsil eden ve Lazca konuşan köylerindendir.
        Osmanlı Devleti'nin son yıllarında Batumi’den İzmit’e gelen köy halkı; Osmanlı Devleti’nin yıkılması ile Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasına tanık olmuş ve Kurtuluş Savaşı'nda şehitler vermiştir.
        Çubuklu Osmaniye Köyü; İzmit-Kandıra arasındaki en gelişmiş ve kalkınmış köy olması ile, bilhassa 17 Ağustos 1999 depremi sonrası “köye dönüş” düşüncesi ile beraber yaptıkları modern evleri ve villaları ile ve çalışkan halkı ile “azmin zaferinin” bir örneğidir. 120 sene önce bütün varlıklarını Batumi’de bırakarak gelenler ve onların çocukları bölge köylerinin içinde en gelişmiş köyü kurmayı başardılar.
        Çevre komşu köylerin tamamına yakını “Manav” tabir edilen “yerli” köylerdir. Birkaç tane Bulgaristan göçmeni “Macır” köyü vardır. En yakınındaki köy ise Çubuklu Bâlâ (Gürcü) Köyü dür. 120 senedir ekseriyetle kız alıp-vermeler Çubuklu Bâlâ (Gürcü köyü) ve Kocaeli Kandıra ilçesindeki Beylerbeyi köyü (Laz) ile olmuştur, olmaktadır. Diğer Manav ve Macır köyleri ile birkaç tane istisna dışında akrabalık olmamıştır, olmamaktadır.

İzmit-Çubuklu Osmaniye Köyü’nün Aslı Artvin-Borçka-Behlivan Köyü:
       
Artvin ili Borçka ilçesinin sınırlarındaki Behlivan Köyü geçmişte köyümüzün aslı, günümüzde ise birbirinin kopyası durumundadır. Son yıllarda yaptığımız ziyaretlerde gördük ki bizim köyümüz ile Kocaeli-Kandıra’nın Laz kökenli ve Lazca konuşan köylerinden Beylerbeyi Köyü’nün sülalelerin aynısı Behlivan Köyü’nde de vardır. Sebebi ise her iki Laz köyünün de bu köyden göç etmesidir.

İzmit-Çubuklu Osmaniye Köyü’nün Aynısı Yalova-Safran Köyü:
        Ailelerin parçalanması memlekette bitmemiş, göç sırasında ve göçten sonrada devam etmişti. Memlekette bırakılan dedeler, nineler, babalar, analar, amcalar, kardeşler ve yeğenlerden sonra başka büyük bir parçalanma kardeşlerin iki ayrı köye yerleşmeleri ile yaşanmıştı yani İzmit-Çubuklu Osmaniye Köyü ile Yalova-Safran Köyüne…
        Yalova-Safran Köyü de köyümüzün kopyası durumundadır. Köyümüzdeki sülalelerin aynısı Yalova Safran Köyü’nde de vardır.

Osmaniye-Çubuklu-İzmitKöyümüze İlk Gelen Büyüklerimiz:
Uzunhasanoğu: Ömer ve dört oğlu; İbrahim, Memiş, Abdullah, Hasan  ve üç yeğeni; Mustafa, Osman ve Salih. Yeğenler; Ömer’in memlekette vefat eden ağabeyinin çocuklarıdır.
Uzunhasanoğlu: üç kardeş olarak gelen İsmail, Ahmet ve Numan.
Tantaoğlu: Mehmet.
Posolo: İsmail, Şirin Ali ve iki oğlu; Mecit ve Mehmet.                  
Medaloğlu: Mahmut Çavuş ve Arif kardeşler.
Nalbantoğlu: Mustafa ve üç kardeşi gelmişler fakat Mustafa’nın kardeşleri daha sonra köyden ayrılmışlar.
Zengin: Murat ile Musa ve Musa’nın oğlu Emin.
Daha sonraları Sapanca-Sakarya’dan dan gelip yerleşen İmamoğlu Mehmet ve Hayri.
        Yukarda saydığımız isimler köyümüze ilk yerleşen büyüklerimizdir. Köyümüzde mevcut olan haneler saymış olduğumuz büyüklerimizin soyudur.

Yaşam ve Ekonomi:
2005 Ocak ayı itibari ile ilk gelenler olan birinci jenerasyondan sonra şu an köyümüzde ikinci, üçüncü, dördüncü ve beşinci jenerasyon Lazlar yaşamaktadır. Köyümüzde halen en yaşlı olarak yaşayan; Mehmet TURAN 91 Yaşındadır.
        İlk zamanlarda çok ağır şartlarda hayat mücadelesi vermişler ve ağırlıklı olarak meyvecilik yapmışlar. Meyveciliğin bölgeye köyümüzle beraber yaygınlaştığı anlatılır. Bunun yanında ormanlarda ağaç kömürü yapar şehirde satarlarmış. Odunculuk uzun bir süre köyün geçim kaynağı olmuş. Ormanlar yıllardır devlet izni ile kesilmiş ama hiçbir zaman ormanın kökü kurumamış. Ormanlar kesilmiş yine büyümüş, köyümüzün yeşil örtüsü hiçbir zaman bozulmamış. Daha sonraları köyümüz Kandıra yolunun üzerinde olması nedeniyle köyümüz merkez konumuna gelmiş. Hanlar, pazarlar kurulmuş; İzmit-Kandıra arası yolculuk yapan kervanlara, zamanla vasıtalara mola yeri olmuş. 1950’li yıllardan sonra ise fabrikalarda işçi ve yönetici olarak çalışmaya başlamışlar.
        Köyümüzde daha önceleri okur-yazarlık eğitmenler aracılığı ile öğrenilirmiş. Çok daha önceleri imkanı olanlar medreselerde eğitim görmüşler. Köyümüzde ilkokul 1954 yılında açılmış ve oradan mezun olanlar önemli yerlere yükselmişler.
        1970’li yıllardan sonra köyde büyük çoğunluk İzmit-Kandıra arası otobüs işletmeciliğine başlamışlardır. Fakat değişen ekonomik şartlar nedeniyle otobüs işletmeciliği büyük oranda azalmıştır.
        Günümüzde ise köyümüzün İzmit’e yakın olması nedeniyle daha çok fabrikalarda çalışarak geçim sağlanmakla birlikte, İzmit’te ticaret yapan müteahhitler ve nakliyeciler de mevcuttur. Ayrıca ek olarak azda olsa hayvancılık, rençberlik, ve meyvecilikle de uğraşanlar vardır.
        Fındık, ceviz, mısır, fasulye, lahana, buğday v.s. yetiştirilmektedir.
        Köyümüz Bekirpaşa Belediye sınırlarına 10 km, Yahya Kaptan Girişine 13 km uzaklığındadır.
        Köyümüzün iki mahalleden oluşu ve yerleşimin dağınık olmasından dolayı mahalle yolumuzun uzunluğu 5 km’yi bulmaktadır..
        Köyümüzde 150 hane bulunmaktadır.
        Köyümüzde sürekli ikamet eden takriben 700-800 nüfus bulunmaktadır.
        Köy halkının yaklaşık %80’i İzmit’tedir, sürekli köyde ikamet edenlerin çoğu ise İzmit’e bağımlı olarak yaşamaktadır.
        Köyümüzde 17 Ağustos 1999 depreminde hasar gören eski ilkokulun yerine, Kuveyt Kızılay’ı ile Kızılhaç’ın yaptırmış olduğu 8 yıllık eğitim veren, tam donanımlı, yeni ve modern bir ilköğretim okulu mevcuttur. Bu okulda çevre köylerden taşıma sistemiyle gelen diğer öğrencilerde eğitim görmektedir.
        Üç katlı ve modern sağlık ocağımızın İnşaatı tamamlanmıştır. Ancak hizmete ve kullanıma açılması beklenmektedir.
Osmaniye-Çubuklu-İzmit        İçme suyu şebekesi kendi imkanlarımız ve Köy Hizmetleri’nin katkılarıyla yapıldı. Köyümüzün iki mahallesinde üç adet 50’şer tonluk su deposu bulunmaktadır.
        Köyümüzde iki adet cami bulunmaktadır. Her ikisi de yenilenmiştir.
        Ayrıca köyümüz 115 ila 120 senelik kurulmuş bir köydür. Etrafı yemyeşil ormanlarla çevrilidir. İki tepe arasında ve boğaz içinde şirin bir köydür. Kocaeli’nin ilçelerinden Kandıra’ya ve Karadeniz’in en meşhur sahilleri olan; Kerpe, Kefken, Kumcağız, Sarısu sahillerine, Karadeniz’in incisi Ağva ve Şile ile Karadeniz’in yegane adasını sınırlarında bulunduran Cebeci’ye ve Bağırganlı Limanı’na giden otoban yolu görünümündeki yolun köyümüzün içinden geçmesi; başka bir ifade ile köyümüz ilimizin turizm bölgesi yolu üzeri olması köyümüze ayrı bir renk katmaktadır.
        Ticari ve turizm yönünden Kocaeli’nin en tanınmış otobüs firması GÜRKAN TURİZM firmasının da Çubuklu Osmaniye köyünden olması ayrı bir tanınma vesilesi olmaktadır. Daha da önemlisi köyümüzün gençlerine büyük bir istihdam sağlamaktadır.

Köyümüz Hudutları:
Davuldere , Çatakmeşe, Yedimezar, Ayvazpınarı, Keleşkuyu, Eski Karakol, Domuz Hamamı, Cepcep, Köse Mehmet Sırtı ve Yer Köprü.

Komşu Köyler:
Doğuda:  Kısalar, Arpalık ve İhsaniye köyleri,
Kuzeyde: Nebi Hoca, Davul, ve Sarı Şeyh köyleri,
Güneyde: Orhaniye, Kuloğlu ve Recep köyleri.
Batıda: Mandıra (Gürcü), İçeribaşlar, Çubuklu Bâlâ (Gürcü) köyleridir.

Köyümüzde Kuruluşundan Beri Görev ve Hizmet Eden Muhtarlarımız:
Hasan Mollahüseyinoğlu (Diasamidze) Çubuklu Bâlâ ve Çubuklu Osmaniye köylerinin ilk muhtarı
İsmail Uzunhasanoğlu
Şevket ŞAŞMAZ
Yusuf KILIÇ
Mecit KESKİN
Hüseyin TANTA (Haritacı)
Salih TANTA
Ali HAN
İlyas KESKİN
Ziya Mehmet UZUN
Seyit Ahmet TURAN                                     
Kazım GÜRKAN
Mehmet KESKİN
Fikri ORHAN
İsmail Hakkı ORHAN
Cemal UZUN
İlyas UZUN
Rıza UZUN
Rıza ZENGİN
Abdullah GÜRKAN  (V. dönemi halen devam ediyor)

Osmaniye-Çubuklu-İzmitKöyümüzün Tarihi Yerleri:
       
Yedimezar, Kanlıdere, Karakol (eski karakol yeri), Bukellek (muhtarlık tarafından koruma altına alınan tarihi gürgen ağaçlarından oluşan  koru), Davuldere ve Sarılıksuyu. Ayrıca su değirmenleri kalıntıları ve tarihi kemer köprüler vardır.
       Köyümüzün sınırlarından eski Bağdat Caddesi ve İpek Yolu’nun geçmekte olduğu ve kervanların bu yoldan gittiği yaşlılarımız tarafından söylenir.

Köyümüz Arazilerinde Daha Eskilerden Kalma Yer İsimleri:
        Alipaşa, Bursalıkoru, Ayvazpınarı, İncilipınar ve Söğütçüpınarı gibi isimlerle anılan çok eski tarihlere dayalı yerleşim yerlerinin olduğundan söz edilir.
        I. Cihan Harbi, Çanakkale Müdafaası, İstiklal Harbi, Kore ve Kıbrıs Harplerinde Şehit ve Gazi Olan Büyüklerimiz.

Şehitlerimiz:
1.Uzunhasanoğlu     Harun GÜKKAN
2.Uzunhasanoğlu     Kamil UZUN
3.Uzunhasanoğlu     Kadem TURAN
4.Uzunhasanoğlu     Nuri TURAN
5.Uzunhasanoğlu     Hüseyin ADIGÜZEL
6.Uzunhasanoğlu     Mehmet UZUN
7.Posolo                  Şevket KESKİN
8.Posolo                  İsmail KESKİN
9.Medaloğlu             Mahmut ŞAŞMAZ
10.Medaloğlu           Hasan ŞAŞMAZ
11.Medaloğlu           Ali ŞAŞMAZ
12.Nalbantoğlu         İsmail KILIÇ
13.Nalbantoğlu         Memiş KILIÇ

Gazilerimiz:
1.Emin ZENGİN
2.Raşit KESKİN
3.Mustafa ORHAN
4.İlyas KESKİN
5.Hüseyin KILIÇ
6.Yusuf KILIÇ
7.Hayri BULUT
8.Memiş UZUN
9.Zekeriya UZUN
10.Şaban GÜRKAN
12.Salih TANTA
13.Şevket ŞAŞMAZ
14.Hüseyin UZUN
15.Hasan UZUN
16.Eşref UZUN
17.İbrahim UZUN
18.Ali UZUN
19.İshak GÜRKAN
20.Necip GÜRKAN
21.Mecit KESKİN
22.Rıza GÜRKAN
23.M.Ziya UZUN  (Kore)
24.Mehmet UZUN (Kore)
25.Yılmaz GÜNEŞ (Kıbrıs)
26.Erdoğan GÜRKAN (Kıbrıs)
27.Hakan GÜRKAN  (Kardak)

Osmaniye-Çubuklu-İzmitKöyümüzde Yetişmiş Önemli ve Tanınmış Kişiler:
Mustafa ORHAN  (Posolo Hoca Dayı):
İstanbul Süleymaniye Medresesi’nde ilim görmüş. 12 yıl orduda zabitlik görevinde bulunmuş bir çok cephede savaşmış. Köye kadrolu imamlar gelene kadar imam olarak köyde din hizmetinde bulundu. Çok tanınan bir ilim adamıydı ve ilmi için bir çok yerden ziyaretine gelirlerdi.

Rıfat UZUN (Uzunhasanoğlu): 1940-1950 Kemal ÖZ’ün İzmit  belediye başkanı olduğu dönemde meclis üyesi görevinde bulundu.

Ziya Mehmet UZUN (Uzunhasanoğlu): Eski muhtar. İzmit Ziraat Odası başkanlığı yaptı.

Hayrettin UZUN (Uzunhasanoğlu): Maliye Baş Müfettişi, TBMM genel sekreteri, Botaş’ın ilk genel müdürü, ANAP Kocaeli Milletvekili. TBMM Başkanlığı’na ve İzmit Büyük Şehir Belediye Başkanlığı’na aday oldu. Bürokrasiye uzun yıllar emek verdi ve mecliste her türlü yolsuzluğa karşı dürüstçe mücadele etmesi ile tanındı ve adını tüm Türkiye’nin hafızalarına kaydettirdi. Adı hiçbir yolsuzluk iddialarında geçmeyen üst düzey bürokrat ve milletvekili.

Muzaffer GÜRKAN (Uzunhasanoğlu): Petrol İş Sendikası Kocaeli Yarımca Şube Başkanlığı yaptı ve 2 kez Milletvekili adayı oldu.

Yakup GÜRKAN (Uzunhasanoğlu): Necati GENCOĞLU ve Sefa SİRMEN dönemlerinde belediye meclis üyeliği, İl Genel Meclis Üyeliği , DYP İlçe Başkanlığı yaptı. Saraybahçe Belediye Başkan adayı ve 2 kez milletvekili adayı oldu.

Erdoğan GÜRKAN (Uzunhasanoğlu): Kıbrıs çıkartmasında gazi oldu. Binbaşı olarak emekliye ayrıldı ve yurtdışında ateşe olarak  görev yaptı. Özel bir güvenlik şirketi kurdu ve bir çok yerin güvenliğini sağlıyor.

Hakan GÜRKAN (Uzunhasanoğlu): Kardak’ çıkartmasında Kardak’a ilk çıkan SAT komandoların tim komutanı. Subaylıktan emekli olduktan sonra yurt dışında ataşeliklerde görev yaptı.

Metin GÜRKAN (Uzunhasanoğlu): 1994-1999 Düneminde Bekirpaşa Belediyesi Meclis Üyeliği görevinde bulundu.

Gelenek, görenek, örf ve adetler
İnanışlar
Maniler
Türküler
Laz yemekleri
Köy yer adları

Bu tarihçenin oluşturulmasında bilgilerine danıştıklarımız:
Mehmet TURAN, Sezai KESKİN, İsmal Hakkı ORHAN, Abdullah GÜRKAN (Muhtar), Kadir GÜRKAN, Yusuf GÜRKAN, Hamdi GÜRKAN, Cüneyt Diasamidze, Dursun UZUN

Osmaniye-Çubuklu-İzmitBatumi'den İzmit'e Göç Eden Gürcü ve Laz Köyleri

Cüneyt DİASAMİDZE

        Göç olayının Gürcü milletinin sürekli karşısına çıkan kaderi olduğu, Gürcü ve göç kelimesinin ise adeta birbiri ile bütünleşmiş olduğu açıkça görülüyor. Aynı topraklarda 4 bin senedir yaşadığı bilinen Gürcü ve Lazların bu günkü Gürcüstan topraklarında toplam sayısı 3,5 milyondur. Binlerce senedir süregelen Gürcü ve Laz göçü 125 sene önce (1879 sonrası) Osmanlı topraklarına ve 75 sene önce (1925 sonrası) Türkiye topraklarına olduğu gibi günümüzde de başka başka yerlere devam etmektedir. Binlerce senedir dünyanın çeşitli yerlerine göç ederek yerleşen kartal burunlu Gürcü ve Lazların çoğunun akıbetini ve hangi millete dönüştüğünü bilemiyoruz ama Gürcüstan dan sonra en fazla Gürcü ve Kolh-Laz olan ülkenin Türkiye olduğunu biliyoruz.
        Bana göre tarih tekerrür edecek, “harici ve dahili gayretlerle” Türkiye’deki Gürcü ve Lazların büyük çoğunluğu asimilasyon gemisine binerek bilinmeyen bir istikamette doğru ilerlemeye devam edecektir…
        Gürcüstan ve Gürcü milleti ise 21. yüzyılda “hür” olmanın avantajlarından yararlanmalı, bu güne kadar yaşanan göç olaylarının sebeplerini sorgulamalı, dünyanın neresinde olursa olsun kendi milletine sahip çıkmalı ve artık göç veren bir ülke değil, göç alan bir ülke olmayı başarmalıdır…  
        Kocaeli’de 93 harbi olarak bilinen 1877-1878 Osmanlı-Rus harbi sonrası Batumi’den göç eden toplam 50 civarında Gürcü köyü ve Laz köyü olduğu bilinmektedir. Bu köylerin tanıtılmasını “Batumi’den İzmit’e Göç Eden Gürcü ve Laz Köyleri” yazı dizisi ile vakit ve imkan dahilinde yapmaya çalışacağız. Bu sayede ve bu vesile ile; “birbirine yapıştırılarak eklenen parçalar kırılmadan önceki aslı gibi (belki olmaz-olamaz)” ama, en azından Batumi ve Türkiye arasında köprü olabilir ve belkide herkesin bildiği birtakım eski bilgiler geçen 120 senenin dağıttığı ailelerin torunlarının bir kısmını bir araya getirebilir…
        İzmit’in Laz kökenli ve Lazca konuşan köylerinden Çubuklu Osmaniye köyünü tanıtan bu yazının yazılması için köyün aktif ve faal gençlerinden Sayın Dursun UZUN’dan köy hakkında çalışma yapmasını rica ettim ve bu güzide Laz köyümüzde daha önceleri hiç yapılmamış olan ve köyümüzü anlatan bu çalışma ortaya çıkmış oldu.

Ocak 2005


Gürcüçiftlik - Düzce
        Gürcüçiftlik, Bolu’ya bağlı Düzce ve Yığılca ilçeleri merkezleri arasında bir yerleşim yeri. Güzel evleri, camisi, okulu ve içinden geçen Yığılca Çayı’ya hoş bir belde Gürcüçiftlik.  Köyün sakinleri, Gürcüstan’dan göç edip buraya yerleştikleri için köye Gürcüçiftlik adı verilmiş. Burada yaşayanlar dinleri için göç etmişler, ama dillerini unutmamışlar. Köyde iki aileyle tanıştım. Bunlardan biri çok önceleri (‘93 Muhacereti) gelmiş, diğer aile ise üç yıl önce Gürcüstan’dan gelip yerleşmiş.
By: admin2

Gürcüçiftlik

Nuri ÇELEBİ

        Gürcüçiftlik, Bolu’ya bağlı Düzce ve Yığılca ilçeleri merkezleri arasında bir yerleşim yeri. Güzel evleri, camisi, okulu ve içinden geçen Yığılca Çayı’ya hoş bir belde Gürcüçiftlik.  Köyün sakinleri, Gürcüstan’dan göç edip buraya yerleştikleri için köye Gürcüçiftlik adı verilmiş. Burada yaşayanlar dinleri için göç etmişler, ama dillerini unutmamışlar. Köyde iki aileyle tanıştım. Bunlardan biri çok önceleri (‘93 Muhacereti) gelmiş, diğer aile ise üç yıl önce Gürcüstan’dan gelip yerleşmiş.
        Selim Mahiroğlu’nun (Tok) ailesi Gürcüstan’ın Akho şehrinden gelmiş. Kendisi bu köyde doğmuş, 90 yaşında, rençperlik yapıyor. Kimseden yardım almadan kendi yaşamını sürdürebiliyor ve ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Eşi ise 85 yaşında; o da göçmen Helimoğullarından... Selim Mahiroğlu göçle ilgili şunları anlatıyor: “Biz İstanbul’a gemiyle gelmişiz. Batum’da gemi bir ay demirleyip beklemiş. İsteyen göç etmiş, istemeyen Gürcüstan’da Akho’da kalmış.” Amca oğulları Akho’da kalmış. Geçen yıl ağabeyimle onları Akho’da ziyaret ettik ve görüştük. Göç nedenleri arasında, cenaze ve dini törenlere baskı yapılması, ibadetlerini rahat yapamamaları gibi korkuların da bulunduğundan söz ettiler. Selim Mahiroğlu devam ediyor: “Devlet bize Adana’da yer göstermiş. Biz yer hakkımızdan vazgeçtik. Kendi imkânlarımızla Düzce’ye yerleştik. 60 altına almış bu yerleri babam. Dayımın oğulları ve akrabalarımız da İzmit’in Avnitepe ve Sarısu köylerine yerleşmişler. Görüşürüz, birbirimize gider geliriz. İki oğlum, üç kızım var. Yaşlılığımız dışında, eşimin ve benim hiçbir rahatsızlığımız yok”
        Eteri Papaşvili, Gürcüstan’ın Rustavi şehrinde doğmuş. 23 yıl bir hastanede laborant olarak çalışmış. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Gürcüstan’da ekonomi bozulmuş, pahalılık almış başını yürümüş; eskiden iyi olan yaşamları çekilmez hale gelmiş. Bunun üzerine Eteri pazarcılık yapmaya gelmiş Türkiye’ye... Düzce’de pazarcılık yaparken, bir gün Gürcüçiftlik köyünden Osman Gezici “benimle evlenecek bir bayan var mı” diye sormuş Eteri’ye.  Eteri de “ben varım” demiş ve evlenmişler. Üç yıldır Gürcüçiftlik köyünde yaşayan Eteri, Müslüman olmuş, Kuran okumayı öğrenmiş, namaz dualarını ezberlemiş. Merakımdan soruyorum Eteri’ye, “Hıristiyan iken Müslüman oldunuz. Nasıl bir duygu içindesiniz?” Eteri cevaplıyor beni. “Benim için din fark etmez. İkisini de Allah’a giden yol olarak görüyorum. Önemli olan eşimle anlaşmamız ve hayatın gerçekleri. İlk evliliğimden olan iki çocuğumu var Gürcüstan’da. Yakında çocuklarımı ve yakınlarımı görmek için eşimle birlikte Gürcüstan’a gideceğiz.”
Gürcüçiftlik sakinleri karınca duası gibi Gürcüce dualar biliyorlar. Nazar dualarıyla, üfürükle, Gürcüce şarkılarla, Gürcüce mevlitle karşılaşmak hiç de şaşırtıcı değil.

mamuli, Ocak 1997, Sayı 1


Mecidiye - Karapürçek - Sakarya
1877-78 Osmanh-Rus Savaşı (93 Harbi) sonunda milli sınırlar dışında kalan Batum, Rus işgaline uğrar. Böylece Osmanlı yönetiminden Rus yönetimine geçen Batumi Sancağı, Rusların değişik baskılarına maruz kalır. Bu durum karşısında yerel halkın bir kısmı atayurtta kalıp mücadele etmeyi bir kısmı da Osmanlı topraklarına göç etmeyi tercih eder. O zamanlar Ruslar ezici bir kuvvete sahiptir. Bu küçük coğrafyanın direnme gücü ise son derece sınırlıdır. Bu durumda, birinci yolu tercih edenlerin şiddetli baskıları ve hatta ölümü göze almaları gerekmektedir. Yerel direnişler başlar fakat bunlar oldukça cılız kalır. Sonunda 1880"li ve takip eden yıllarda Osmanlı topraklarına akınlar başlar ve yerel Gürcü halkının önemli bir kısmı Batumi"yi terk eder.
By: admin2

Bir Gürcü Köyü: Mecidiye

Murat ŞAHİN

Konum:
Mecidiye Köyü, Bolu Dağları'nın Sakarya ilindeki bir uzantısı olan Karadağ'ın, Adapazarı Ovasına bakan yamacında kuruludur. 5352 da. yüzölçümüne sahip olan köy arazisinde yerleşim alanı 250-280 metreler arasında yer alır. Köy, Adapazarı kentine 26 km., bağlı olduğu Karapürçek ilçe merkezine 3 km. uzaklıktadır.
Tarihçe:
1877-78 Osmanh-Rus Savaşı (93 Harbi) sonunda milli sınırlar dışında kalan Batum, Rus işgaline uğrar. Böylece Osmanlı yönetiminden Rus yönetimine geçen Batumi Sancağı, Rusların değişik baskılarına maruz kalır. Bu durum karşısında yerel halkın bir kısmı atayurtta kalıp mücadele etmeyi bir kısmı da Osmanlı topraklarına göç etmeyi tercih eder. O zamanlar Ruslar ezici bir kuvvete sahiptir. Bu küçük coğrafyanın direnme gücü ise son derece sınırlıdır. Bu durumda, birinci yolu tercih edenlerin şiddetli baskıları ve hatta ölümü göze almaları gerekmektedir. Yerel direnişler başlar fakat bunlar oldukça cılız kalır. Sonunda 1880'li ve takip eden yıllarda Osmanlı topraklarına akınlar başlar ve yerel Gürcü halkının önemli bir kısmı Batumi'yi terk eder.
        Evet... Aslında yukarıda anlatılanlar Türkiye'deki bütün Gürcü köylerinin ortak senaryosudur. Sakarya'nın Karapürçek ilçesine bağlı Mecidiye Köyü de bu köylerden biri. Kuzey Anadolu Dağları'nın en doğu ucundan yani Batumi'den 1880'li yıllarda başlayan göçler, aynı dağ sisteminin en batı ucunda yani bugünkü Mecidiye Köyü'nde sona ermiş.Sırtını dağa yaslayan Mecidiye Köyü, Adapazarı Ovasını kuşbakışı seyrediyor. Köyün kurulduğu arazi atayurt Batumi'yi hatırlatıyor. Tıpkı Batumi'de olduğu gibi köyün, ormanlık ve dağlık bir alan üzerinde kurulu olması bir raslantı eseri değil. Dağlık-ormanlık yapıya alışık olan Gürcü göçmenler bilerek ve isteyerek böyle bir yerde köylerini kurmuşlar.
        Mecidiye Köyü'nün halk arasındaki ismi Gâvurharmanı'dır. Köy, her ne kadar fazla eski bir tarihe sahip değilse de, kurulduğu yer, daha önce değişik halklar tarafından iskân edilmiştir. Bölgede, Hititler, Frigyalılar, Lidyalılar, Persler, Bitinyalılar, Bizanslılar  Osmanlılar hüküm sürmüştür. 1326 yılında Konuralp tarafından fethedilen Akyazı ve havalisi (köy de bu havalinin içinde yer alır) 1337'de Kocaeli Sancağı'na bağlanmıştır. Adapazarı'nın 1954 yılında il olmasıyla, Akyazı Kazası vasıtasıyla buraya bağlanan Mecidiye Köyü en son 1991'de Karapürçek İlçesine bağlanmıştır. Yerleşme Şekli ve Mesken Tipleri Köy, muntazam bahçeli evlerden oluşur. Her evin çevresinde, çoğu kez arkasında birkaç dekar büyüklüğe kadar ulaşabilen bahçe bulunur. Bu bahçe fındıklık, sebze-meyve kısmı, fındık harmanı ve kavaklık gibi kısımlardan oluşur. Bahçe içinde evi tamamlayan mesken eklentileri (ahır, mısır ambarı, samanlık, kümes, ekmek fırını, garaj gibi...) geleneklerle şekillenmiştir. Köyde ormanın-ağacın bol olması sonucu ahşap evler yaygındır. 140 hanelik köyde evlerin % 55'i (77 ev) ahşap, % 45'i (63 ev) betonarmedir. Fakat bu oran, betonarme evler lehine hızla değişmektedir.
Nüfus:
800'ün biraz üstünde olan nüfusun tamamına yakını Gürcülerden oluşuyor. Köyün asıl nüfusu, şu anda köyde bulunanların en az iki-üç katıdır ve bu nüfusun çoğu istanbul. Adapazarı, yakın ilçeler ve Avrupa'da yaşamaktadır. Köye ilk gelenlerin hepsi vefat etmiştir, ilk gelenlerin çocukları köyün en yaşlılarıdır. Bugün yeni kuşak olarak köyde dördüncü ve beşinci jenerasyon mevcut. Önceki kuşaklar Gürcüceyi iyi konuşuyor. Fakat özellikle beşinci kuşak, Gürcüceyi anlıyor ama konuşamıyor.
        Köyün 1995 nüfusu 759'dur (Erkek: 379, Kadın: 380). Köyde hem doğum oranındaki azalma hem de dışa göç sebebiyle çok düşük bir artış, hatta nüfusun yerinde sayması söz konusudur. Karapürçek ilçesine bağlı 10 köyün nüfusça en büyüğü olan Mecidiye Köyü, nüfus artış hızı yönünden diğer köylerden daha düşük değerler gösterip 8. sırada yer alır. Köy, bugüne kadar dışa çok göç vermiştir. Bu durumu köy nüfus defterine kayıtlı 4.365 kişi tescil eder. Şüphesiz bu nüfus köyün asli nüfusudur. Köyde eğitim düzeyi maalesef çok geridedir. Okul çağı ve üstündekiler arasında okuma-yazma oranı % 88'dir. Fakat bunun çoğunluğu ilkokul mezunudur. (Köy nüfusunun % 60'ı ilkokul mezunu, % 3,7'si orta ve lise mezunu olup % 13,2'si halen öğrencidir. Üniversite mezunu 1 kişi vardır.) Eğitim düzeyinin düşüklüğü üzücü bir durum olmakla birlikte, son yıllarda değişen anlayışlar ve bilinçlenme, bu düzeyin hızla yükselmeye başlaması sonucunu doğurmuştur.
        Köydeki düğünlerde, Gürcü düğünlerinde görülen âdetler artık ortadan kalkmış fakat ortadan kalkmayan bir âdet var ki hemen her evde yaşatılıyor. Evet.. Gürcü yemeklerinden bahsediyoruz. Mecidiye Köyü'nde geleneksel phali, phalobia, kalaco, doşorva, kerçhi, kuruti gibi Gürcü mutfağından geniş bir yelpaze halen yaşıyor ve yaşatılıyor.
Mecidiye KöyüEkonomi:
Köy arazisinin % 91'ini (4.900'da.) fındık bahçeleri oluşturur. Dolayısıyla köy ekonomisinde fındık en büyük rolü oynar. Bir orman köyü olması dolayısıyla ormancılık ikinci önemli geçim kaynağıdır. Bunun dışında tavuk çiftliği, atölye (ağaç) işletmeciliği de yapılır. Yine her sene sayıları 18 ile 46 arasında değişen aileler ipekböcekçiliği de yapar. Köyde 114 hanede eti ve sütü için beslenen hayvanlar bulunur. Bunların tamamı büyükbaştır.
Köyün yıllık fındık rekoltesi 250-300 ton kadardır. Yine 60 tonun üzerinde mısır, 50 tonun üzerinde de buğday üretimi gerçekleşir. Mısır ve buğday üretimi, satmaktan ziyade kendi ihtiyaçlarına yöneliktir. Özellikle mısırın saklanması için yapılan ve "nalya" denilen serenderler artık oldukça azalmış.
         Mecidiye Köyü'nde Batumi'den ilk zamanlarda getirilen meyve ağaçlan (sasela, bakşuva, baraka v.b.) her tarafta mevcut. Çevre köylerde bulunmayan kendine özgü bu meyve ağaçlan insana yine "tıpkı Batumi'deki gibi" dedirtiyor. Kavakçılık da hatırı sayılır yere sahiptir. Kavak ağacı bir sigorta niteliğindedir.
Sonuç:
Mecidiye Köyü'nün ekonomik potansiyeli bugün tam işletilmemektedir. Bunda tarım metotlarının geri olması etkendir. Köyde fındıkçılığa endeksli gelişen ekonomik hayat, yeni açılımlara ihtiyaç duymaktadır. Süt inekçiliği, besicilik, arıcılık, alabalık yetiştiriciliği gibi alternatif geçim kaynakları için her türlü ortam mevcuttur. Bu kaynakların harekete geçirilmesi durumunda, köyde orman tahripleri gibi çevresel boyutları olan sorunlar da ortadan kalkacaktır. Bunun için halen köyde kurulu bulunan Mecidiye Köyü Tarımsal Kalkınma Kooperatifi harekete geçirilmelidir.
Sovyetler Birliği'ndeki Glastnost ve Perest-roika politikaları sonucundal989'da sınır kapıları açılınca Mecidiye Köyü halkı ile Batumi'deki akrabalar (natesavebi) arasında yoğun bir ilişki başlamış, bugün de karşılıklı ziyaretler devam ediyor. Mecidiye Köyü bugün Batumi'den oldukça uzakta yer alıyor. Fakat köydeki fiziki ve kültürel yapı Batumi'den izler taşıyor. Mecidiye Köyü gibi, Türkiye'deki diğer Gürcü köyleri ve Gürcülerin Türkiye ile Gürcüstan arasındaki ticari, ekonomik ve kültürel ilişkilerin geliştirilerek her iki ülke arasında dostluk köprülerinin kurulmasında çok önemli fonksiyonlara sahip oldukları şüphesizdir.

Çveneburi Kültürel Dergi
Sayı:30 Ekim-Aralık 1998


Efteni Gürcüleri - Düzce
Osmanlı-Rus Savaşı"nın (1877-1878) ardından Osmanlı yönetiminin elinden çıkarak Rusya İmparatorluğu sınırları içindeki Gürcüstan"a geçen topraklardaki Müslüman bölgelerden, özellikle Batum (ბათუმი) ve çevresinden hilafetin hüküm sürmeye devam ettiği topraklara yoğun bir göç dalgası yaşanmış, Gürcüstan"a bırakılan bu topraklardan Osmanlı ülkesi en az yarım milyon mülteci almıştır. Göçün temel sebepleri. 16. yüzyıl sonrasında İslamiyeti kabul eden Gürcüler üzerindeki politik ve ekonomik baskılardır.
By: admin2

FEVZİ ÇELEBİ

GİRİŞ
Osmanlı-Rus Savaşı'nın (1877-1878) ardından Osmanlı yönetiminin elinden çıkarak Rusya İmparatorluğu sınırları içindeki Gürcüstan'a geçen topraklardaki Müslüman bölgelerden, özellikle Batum (ბათუმი) ve çevresinden hilafetin hüküm sürmeye devam ettiği topraklara yoğun bir göç dalgası yaşanmış, Gürcüstan'a bırakılan bu topraklardan Osmanlı ülkesi en az yarım milyon mülteci almıştır. Göçün temel sebepleri. 16. yüzyıl sonrasında İslamiyeti kabul eden Gürcüler üzerindeki politik ve ekonomik baskılardır.
Grigol Orbeliani'nin (გრიგოლ ორბელიანი) şu cümleleri de bunu doğrular niteliktedir: "Batum vilayetinin alınmasıyla Rusya Kafkasya sınırlarındaki en önemli ve tehlikeli bölgede doğal gücünü kazandı. Fakat halk savaşçı ve itaatsizdir. Osmanlı ile din bağı bulunanlar bu sebeple kale içindeki tehlikeli unsurlar olarak addedilirler. Yerel ahali boşaltılmalıdır." Niko Nikoladze (ნიკო ნიკოლაძე) ise; "Rus krallığının yönetimi altına aldığı halktan 6-10 manet kadar vergi vermelerini istediğini, herkesten vergiyi toplayabilmek için kaba metotlar uygulandığını" belirtiyor.
Bu araştırmada, Batum civarından gelip bugünkü Bolu ili Gölyaka ilçesi topraklarında bulunan Efteni yöresine yerleşen Gürcülerin 1960'lara kadar yoğun bir biçimde yaşattıkları kültürleri ile ilgili günümüzde hatırlananlardan kesitler verilmeye çalışılacaktır. Araştırmanın bazı bölümleri Türkçe’ye çevrilerek verilmesine rağmen, özgün biçiminin  bozulmasının uygun olmayacağı düşünülen bölümlerin dile müdahale edilmeden konuşulan Gürcüce’yle sunulması uygun görülmüştür.
Efteni Gürcülerinin (ეფთენის გურჯები) çoğu Batum ilinin Acaristzkali (აჭარისწყალი) deresinin ortasından geçtiğini belirttikleri Tzoniari (წონიარი) köyünden gelmiş olduklarını ifade etmekle birlikte, Batum çevresindeki Zegani (ზეგანი), Keda (ქედა), Zvare (ზვარე), Loda (ლოდა), Loğa (ლოღა), Gulebi (გულები), Baidzuri (ბაიძური), Vani (ვანი) gibi yerleşim birimlerinin adlarını da hatırlamaktadırlar. Düzce çevresinde yoğun Gürcü nüfusu barındıran Asar Aksu, Fındıklı Aksu, Gölormanı, Gürcüçiftlik, Hızardere, Mahirağa, Melenağzı, Muncurlu, Musababa, Süleymanbey, Şakuç, Şimşir, Şıpır, Yeşilçam ve Doğanlı köyleri Gürcülerin çoğunluğundan farklı olarak Acaralı (აჭარელი) olduklarını söylerler. Sözü edilen bu köylerdeki çoğunluk ise, kendilerini Zeganili (ზეგნელი), Maraditli (მარადითელი) gibi daha dar bölge isimleriyle adlandırırlar.

TARİH
Efteni olarak adlandırılan yörede Hamamüstü ve Hacıyakup köyleri çevresinde yaşayan Gürcülerin hangi tarihte ata topraklarını terk ettikleri kesin olarak bilinmemekle birlikte, Rus Çarı Nikolay'ın Gürcüstan'daki Müslümanları yok etmek istediği ve bu göçün bu yüzden başladığı söylenir. Buradan hareketle göçün, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sonrasında, 1894-1917 tarihleri arasında hüküm süren Çar II. Nikolay döneminde yapıldığı anlaşılmaktadır. Dolayısıyla Berlin Kongresi sonucu Osmanlı ve Rusya arasında 27 Ocak 1879'da İstanbul'da yapılan anlaşmayla 3 Şubat 1879'da başlayan resmi göç süresine rağmen Tzoniarililer köylerinden muhtemelen 1894 sonrasında ayrılmış olmalıdırlar.
Anlatılanlara göre Batum limanından önce İstanbul'a, sonra Akçakoca, Sinop, Samsun, Ordu, Giresun limanlarına göçmenler bırakılmıştır. Bu bir bölgede yığılmayı önlemekten çok, Batum limanında bekleyen binlerce insanın daha fazla mağdur edilmemesi için yakın limanları tercih etme yaklaşımı olarak değerlendirilebilir. Nitekim o dönemdeki Gürcü basınının, özellikle Kavkaz (კავკაზ), Droeba (დროება), İveria (ივერია) ve Golosto (გოლოსთო) gazetelerinin de belirttiği gibi, "İnsanlar ellerinde ne varsa, tüm mallarını, topraklarını çok ucuza satıp limana inmişler, nakliye güçlüğünden ötürü aylarca gemi beklemişler, bu bekleyişte bazılarının parası bitmiş ve çaresiz duruma düşmüşlerdir." Ancak Osmanlının bu iyi niyetli yaklaşımı topraklarını terk etmedikleri için bir kısmı Gürcüstan'da kalan ailelerin bir kez daha bölünmesine yol açmıştır. Tzoniarili Gürcüler arasında da bu duruma düşmüş insanlar vardır.
Tzoniari köylülerinin bir kısmı, Yavuz adlı gemiyle Giresun limanına indirilerek o dönemlerde Keşap ilçesine bağlı bölgelerde yerleşmek için yer arayışına girmişlerdir. Bunlar, Tzoniari köyü sülalelerinden Çelebiler - Çelebioğulları (ჩელებაძეები), Yavuzlar - Sakallar (ისმაილაძეები), Çakarlar - Yıldızlar (ქინძაშვილები - გოგიდიძეები), Güller - Abaklar - Urallar (გულაშვილები - კვირხილაძეები), Kılıçlar (მოლაამედაძეები), Mezarcıoğulları (დიასამიძეები) ve daha pek çok sülaledir. Çelebiler - Çelebioğulları ve Yaslıların (ჯეჰილაძეები) saptadıkları yer uygun görülmüş ve bu yerde Anbarala (ანბარალა) yahut Anbaralay (ანბარალაი) olarak adlandırılan köy (Bugün Dereli ilçesine bağlı Anbaralan) kurulmuştur.
Burada kısa süre içinde tarım arazisinin yetersizliğiyle karşılaşılmış ve yeni sıkıntılar baş göstermiştir. Anbarala kurulduktan sonra muhtemelen 1910'lara girilmeden köyün ileri gelenlerinden Memed Ali Çelebi Efendi yaptığı hac yolculuğu dönüşünde, Batum limanındayken tabiatının uygunluğunu duyduğu ve bir kısım Gürcünün bu limana bırakıldığını bildiği Akçakoca'da gemiden inerek yaşam için Anbarala'dan daha uygun yerler aramıştır. İç kesimlere doğru ilerleyerek Düzce'nin güneybatısında bulunan Efteni yöresine ulaşmıştır. Hemen hemen boş olan, gölüyle, akarsularıyla, yaylalarıyla, ovasıyla, tarım alanlarıyla ve ormanlarıyla mükemmel olan bu topraklara daha sonra eşini ve küçük oğlu İmam Osman Çelebi'yi de getirmiştir. Ancak kendilerinden önce Kafkasya'dan gelen Çerkeslerin tepkisiyle karşılaşmış, yerleştikleri yerin Çerkeslerin baltalık ormanları olduğu gerekçesiyle şikâyet edilmiştir. Eşinin ve çocuğunun kendisini izleyeceği düşünülerek karakoldan karakola teslim yoluyla ve yaya olarak kolluk kuvvetlerince Anbarala'ya geri götürülmüştür.
Memed Ali Çelebi Efendi, yeniden Efteni'ye dönmüş, yine şikâyet edilmiş ve aynı yöntemle geri gönderilirken nakledildiği karakollardan birinin komutanı tarafından yetmiş yaşında olmasından dolayı serbest bırakılmıştır. Efteni'ye döndüğünde karşılaştığı üçüncü şikâyet üzerine gelen karakol komutanı Hacı Memed Ali Çelebi Efendi tarafından geri çevrilmiştir. Yerleşimi kesinleşince Anbarala'daki diğer çocuklarını, akraba ve komşularını da boş topraklara davet etmiş, birçoğu davete uyarak Efteni'ye gelmiş ve Hacı Memed Ali Çelebi Efendi tarafından kurulan bu köye aşağıdaki Ceneviz Hamamı'na izafeten Hamamüstü adı verilmiştir. Burada tarım, hayvancılık, arıcılık, avcılık ve balıkçılığı uğraş edinen Gürcüler kendilerine 10-15 km'den yakın olmayan yerleşim birimlerinde Çerkesler, Abazalar ve yerli Türklerle karşılaşmışlardır. Burada yaşayan birkaç Ermeni aile bir süre sonra bölgeyi terk etmiş, diğerleri dil ve kültür farklılıklarına rağmen, zaman içinde Ordu, Trabzon ve Giresun göçmenleri de alarak, başlangıçtaki sürtüşmeleri aşıp uyumlu yaşamaya başlamışlardır.

DİL
Efteni Gürcüleri Gürcüceyi Acara diyalektiyle konuşurlar. Bugünkü dilde Türkçe kelimelerin Gürcü dil yapısına uydurularak kullanıldığı görülür (Türkçe "kök" kelimesinden amokokva - ამოქოქვა = kökünden sökmek). Gürcüce kelimelerin de Türkçe’ye uydurulmaya çalışıldığı gözlenir (Modisana - მოდისანა = gelsene). Megrelceye özgü kelimelere de çokça rastlanır (burdğa - ბურდღა = tüy). Öte yandan, çağdaş Gürcüce’yle ağız farklılıklarına rastlanır (makaki - მაყაყი ; çağdaş Gürcücede bakaki - bayayi = kurbağa). Efteni Gürcülerinin dilinde, Gürcüstan Gürcüce’sinden olmayan kelimeler de bulunur (çasavleti - ჩასავლეთი = batı). Karşılaştığımız bazı kelimeler çağdaş Gürcüce’de farklı anlamlarda kullanılmaktadır (maperva - მოფერვა = başarmak; çağdaş Gürcüce’de [მოფერება] okşamak). Gürcüstan Gürcüce’sinde zamanla anlam değişikliğine uğramış olan kelimelerin Efteni'de asıl anlamında kullanıldığı görülür (mokda - მოკდა = öldü; çağdaş Gürcüce’de [mokvda] neredeyse "geberdi" anlamında). Zamanla anlam yüklenen kelimeler de vardır (dasahlda - დასახლდა = evlendi).


GELENEK VE GÖRENEK
DOĞUM. Doğan çocuk kız ise "papa" (ლაპა), erkekse pilav yapılır ve ziyarete gelen konuklara mutlaka ikram edilir. Çocuğun adını, hayattaki en büyük dede koyar. Çocuğu görmeye gelenler ocakta yanan ateşin önüne gelir ve silkelenir. Çocuk kırk günlük olmadan iki lohusa karşılaşırsa üzerlerinde taşıdıkları iğneleri takas ederler. Lohusanın ziyaretine yeni bir gelin gelirse, iki kadın yine üzerlerinde taşıdığı iğneleri takas edilir. Çocuğa ilk elbisesi bir büyüğünün kullanılmış elbisesinden dikilir. Kimin elbisesinin kumaşından zıbın giyerse ona daha bağlı olacağına inanılır. Çocuk kırk günlük olana kadar saçı kesilir. İleride saçlarının kime ait olduğu sorulur. Alınan cevap çocuğun kaderinin kime benzeyeceğini gösterir.
Çocuk büyüklerin yanında anne ve baba tarafından sevilmez. Özellikle baba büyükleriyle birlikteyken çocuğuna dokunamaz. Kız çocuğu evden uzaklaştırılmaz. On iki yaş sonrası dördüncü derece kuzenlere kadar olanların dışında akraba olmayandan kaçar.
Büyüklere kesin itaat söz konusudur. Ancak büyükleri yetişkinin fikrini sormadan onun adına karar vermezler.
KIZ İSTEME. Evlenme çağına gelen kıza ya da oğlana kimle evleneceği sorulmaz. Erkek tarafı kızı beğenir. Ancak beğenilen kız annenin yönlendirmesiyle isteneceğinden anne ve oğul konuyu konuşur. Dolayısıyla evlenecek kız ve erkek genellikle birbirini beğenen kişiler olur. Kız istemeye kadınlar gitmez; amca, dayı ya da dede gider. Evin kadınları görücülere gözükmezler. İlk gidişten sonra kız tarafı büyüklerine danışacağını söyler. Sonra büyüklere ve kıza sorulur. İkinci gidişte asıl cevap alınır. Cevap olumsuz olsa da küskünlük olmaz. Kız ve erkek karşı taraftan kaçar. Üçüncü gidişte söz kesilir, kıza alınacak hediyeler saptanır. Dördüncü gidişte nişan takılır; düğün tarihi belirlenir.
DÜĞÜN. Cumartesi akşamı kına gecesine erkekler ve kadınlar birlikte katılır. O akşam, kız evinin kapı komşusu olsa bile herkes gelin evinde kalır. Erkek tarafından giden insan sayısının iki katı kadar insan hizmet etmek için görevlendirilir. Önemli kişiler kız ve erkek etrafında bulunur.
Gelin alma sırasında kız evinin kapısı kilitlenir ve tüm konuklar içeride kilitli kalır. Bu, armağan istemek için yapılır. Gelin odasından babası ya da erkek kardeşi tarafından çıkarılır. Çeyiz sandığına yengelerden biri oturur. Erkek kardeş sandığı sahiplenir. Kaynata gelini sandığı üzerine üç kez oturtur ve kaldırır. Konuklara şeker ve para serpilir. Para verilerek sandık alınır. Erkek tarafın evden çıkmasından sonra, gelini erkek kardeşi dışarı çıkarır ve ata bindirir.
Çeyiz öküzlerin çektiği arabalara yerleştirilir. Düğün alayı yola çıkarken müjdeci erkek evine doğru hareket eder. Yol boyunca danslar yapılır (Efteni yöresinde "Gandagan", "Deli Horoni", "Cilvelo", "Vahahey", "Varayda" adı verilen danslar yaygındır). Erkek evine yaklaşırken bir grup ""Hey, hey, hey, vay vahahey" derken bir grup da "Vahahey" diye karşılık verir.
Kız tarafı düğün alayını durdurur ve erkek tarafına yol süpürtülür. Damat evinin önüne kilim serilir, şerbet istenir. Gelin içeriye alınırken üzerine bir örtü örtülür. Kaynana kapı önüne bir tabak koyar, gelin su dolu tası devirir. Gelinin eline yağ verilir. Bu ocağın içine sürmesi içindir. Kapı önüne gelinin koparması için bir ip gerilir. Yatak odasının bir bölümüne çivilerle tutturulan bir perde asılır; gelin buraya getirilir.
Dışarıda kız tarafı yemek yerken her istenenin karşılanması zorunludur. Yemek sonrasında damat çıkarılır. Damadın çıplak olduğu söylenir ve kız tarafının getirdiği giysiler verilir. Sonra gelinin olduğu odaya sokulur. Perde açılır ve damat gelinin başına üç kez elini koyar. Damat ve gelin birer kez birbirinin ayaklarına basarlar. Gelinin duvağı erkek kardeşi tarafından bıçakla açılır.
Düğün gecesinin sabahı gelinin babası ya da erkek kardeşi, ipek elekten geçirilen undan yapılan bir tür çörek olan "kada" (ქადა) ile damat evine gelir. Kahvaltı yapılır ve yeni evliler davet edilir. Damat ve arkadaşları, mızıka eşliğinde kayınpederin evine gider ve kaynanasını davet eder.
Bir hafta sonra kaynana arkadaşlarıyla yeni evlilerin evine gider. Kurulan yer sofrasını damadın tek elle kaldırması istenir, ardından kaşıklar bırakılır ve bahşiş verilir. Yeni gelin erkek kardeşi tarafından baba evine götürülür ve burada birkaç gün kalır. Daha sonra kaynata gelini almaya gider ve bundan sonra gelin-damadın birlikte gelip gidişleri başlar.
Gelin evde kaynana ve kaynatasına hizmet etmek zorundadır. Sofra kurulunca leğen ve ibrikle ellerini yıkatır, havlu verir. Yemek boyunca ayakta bekler.
ANLAŞMAZLIK ÇÖZÜMLERİ. Anlaşmazlıklar sülale ileri gelenlerinin oluşturduğu mecliste çözülür. Meclise girebilmek için yaş önemli değildir. Esas alınan, kişinin kendini topluluğa kabul ettirmiş olmasıdır. Mecliste alınan kararlara kesin olarak uyulur.
SUÇLUYA KARŞI TAVIR. Suç öğrenildikten sonra suçluya soğuk durulur ve meclisin alacağı karar beklenir. Suç onaylanmışsa suçluya karşı takınılacak tavır da belirlenmiş demektir. Kan davalarında suçlu olan kişi kendiliğinden köyü terk eder. Adam öldürmenin gerekçesi mutlaka büyük olmalıdır. Öldürmek gerekliyse karşı taraf suskun kalır. Ancak günümüzde bu tür olaylara rastlanmaz. En sık karşılaşılan suçlar kız kaçırma (გოგო გაქცევა) ve kız çekmedir (გოგო მოტაცვა) -kız kaldırma-. Günümüzde rastlanmasa da kaçan kızla genelde barışılmaz, çekilen kız ise kendini korur ve geri alınır. Başlık parası uygulaması olmamasına karşın, buna rastlandığı da olur.
AİLE. Evde kadının etkisi görülür. Nitekim kadın her yerde erkekle birlikte çalışır. Dışarıyla ilgili kararları erkek kadına danışarak alır. Mirasta kadın erkekle eşit pay alacağı gibi İslam hükümlerine uyulduğu da gözlenir. Dördüncü dereceye kadar kuzenlerle evlenilmez.

GİYİM
Giyimde en çok kadın kıyafetleri dikkati çeker. Köy dışına çıkılmadığı takdirde göze çarpan iki tür kıyafet kullanılır. Bunlardan ilkinde başa kudi (ქუდი) adı verilen fes üzerine laçaki (ლაჩაქი) diye adlandırılan yazma örtülür. Laçaki omuzlara kadar indirilerek saçlar kapatılır. Laçaki üzerine başka bir laçaki bağlanır. Alnı tavsakideli (თავსაკიდელი) olarak adlandırılan beşibiryerde kaplar. Boyun kısmında sakisuri (საკისური) -yaka-, boyunda kisersakideli (კისერსაკიდელი) -kolye- göze çarpar. Çeketa'nın (ჩექეთა) -kolsuz yelek- altına perangi (პერანგი) -gömlek- giyilir. Perangi sedepe'lerle (სედეფე) -düğme- iliklenirken çeketa ip geçmelidir. Süsleme yalnız çeketadadır ve çoğunlukla geometrik motiflere rastlanır. Beldeki tzelsartkeli (წელსარტყელი) -kuşak- uçeteği (უჩეთეგი) tuttururken sol kısmında uçları sarkıtılır. Uçeteğin altına şalvari (შალვარი) -şalvar- giyilir. Ayakta kalamani (ქალამანი) -çarık- vardır. Kolda klavsakideli (კლავსაკიდელი) -bilezik-, kulakta kursakideli (ყურსაკიდელი) -küpe- yer alır.  Giysilerde kesinlikle cep bulunmaz, bu işlevi kuşakta bulunan kese görür. Renk seçiminde pastel renkler tercih edilir. Pembe, bej ve gri daha yaygın renklerdir.
Bir başka kıyafet ise, "gömlek" olarak adlandırılan ve bir bütün olarak omuzdan ayaklara kadar uzanan elbisedir. Belden alt kısmı üçetek biçimindedir. Üzerine yelek giyilir. Başlık ve ayakkabı yukarıdaki örnekte olduğu gibidir. Kadınlar köyden dışarı çıkarken üzerlerine çerçabi (ჩერჩაბი) alırlar.
Erkekler ağı fazla düşük olmayan şalvar giyerler. Bu şalvar paçalara doğru daralır ve düğmelidir. Baştaki hapaği (ხაფაღი) -kalpak-, kabalaği (კაბალაღი) -kabalak- bulunabileceği gibi, fesin üzerinin atkı ile sarılıp bir ucunun sol tarafa salınmasıyla oluşan mokoçvilihimandila (მოკოჭვილიხიმანდილა) yer alabilir. Gömleğin üzerine çoha (ჩოხა) -ceket- giyilir. Bele kuşak sarılır.

FOLKLOR
Yazılı gelenekten uzak kalan Gürcülerin sözlü edebiyat gelenekleri giderek kaybolmaktadır. Buna rağmen günümüze dualar, atasözleri, masallar ulaşmıştır.
KÖY DUALARI.Nazar, ağrı gibi çeşitli konularda şifa vereceğine inanılan dualar yaygındır. Aşağıda bir nazar duası ve bütün ağrılara iyi geldiğine inanılan bir ağrı duası örnek olarak verilmiştir.

თვალისა (Nazar Duası)
ალიოსა მალიოსა
შეგილოცავ თვალისასა
შიგნისასა გარესასა
წხრათი ბერი ქალისასა
მოვდოდა შავი წყალი
მას მოქონდა შავი გველი
ამოვლევი შავი გველი
გავაპევი შავი გველი
ჩავკევ ჩემი ყავარჯინაი
ამოვლევი შავი ქონი
გუვიდე ღობესა
ჭკნებოდა ქარდებოდა
ვინცხამ ავის სულით
ავიანაცვლით წვინდა გიორგი(1)
ლახთი ბოზანი
ჯაცვი ეკალი
მას თვალებში
გიჯარა - გამიეჯარა
შუბერე.

თელი ტკივილის კითხვა (Tüm Ağrılar İçin Dua)
იავ, თიავ, წარევ, ჭახევ
რა ცლეკვინოფ გველსავეთ
რას გივანოფ ხარსავეთ
მოიარე, მეიარე
დასალაგდი ქვასავეთ.

ATASÖZLERİ - DEYİMLER. Pek çok atasözü ve deyim günümüze ulaşmıştır.
თავისი ქებელი კიტრი ფასათა / თავისი უქებელი ქალაქ ფასათა.
(Kendini öven hıyar değerinde / Kendini övmeyen şehir değerindedir)
ყავს რა აქ რომ ყორანს მიცეს. (Sincapın nese var ki kuzguna versin)
ყორანს უთქმია / მაღლა თეთრ კვერცხს დავდეფო. (Kuzgun yukarıda beyaz yumurta bırakırım demiş)
კბილი ძაღლს არ უკბენს. (Diş köpeği ısırmaz)
ვიყავი შენ დროს / მოხვალ ჩემ დროს. (İdim senin çağında / Benim çağıma gelirsin)
ძაღლები არ იყოდენ / ღორები შეკჭამენ (Köpekler olmas / Domuzlar sizi yer)
მის ვირზე შეჭდა (Kendi eşeğine bindi)
Tekerlemeler. Efteni Gürcüleri üzerine yaptığımız çalışmada birkaç tekerleme vermeyi de uygun buldum.
ელიავ მელიავ
ჩიტი მიმიწველიავ
ებუ კარი კინისა
ისტანბულ მიმიტანია
ისტანბულის დედლები
უხთიან დუხთიან
ქურთი ქალთან მუუხთიან
ქურთი ქალი შინ არ იყო
კარს უკან თავს იბანდა
ავწიე ნაგვხალი გევქნიე
ქალს არ მოხთა კარს მოხთა
კარმა დეიწყო ზღრიაყი
გობმა დეიქცა ძიანი
კატამ გამოშფა ქიანი
ხობომ დეიბადა ქებიანი
*
ჭიპ ჭიპ ჭიპოლია
მთაზე კვერცხი მიცოვნია
შიმიწვია შიმიჭამია
პირზე მცხრია
მიხარია
ბოლო ბოლო

BİLMECELER. Efteni Gürcüleri arasında yaygın olan iki de bilmece aktaracağım.
ოჩო ფრინავს
დევე ღრინავს
ფეცანთლები
ცეცხლ ანთობენ
"ქუხილი"
სასიკვდილოთ
სახლს აკეთებს
უყოყდება და ბნულს
"ყაჭი"

ŞARKI. Efteni Gürcülerin kısmen hatırlanan pek çok şarkı ve şiir vardır. Bunlardan bir aşk olduğu söylenen,  ancak sözleri ele alındığında olasılıkla "atavatan" için söylendiği anlaşılan თეთრი ქვა (Beyaz Taş) adlı şarkı dikkat çekicidir.

თეთრი ქვა
შენ გაღმა მე გამოღმა
შვაზე ზღვა გვიბრუნავს
ჩემი დამწვარი გული
კიდო შენკენ მიბრუნავს

ღელეში თეთრი ქვა
ხელი დავკე არ ამღვა
ჩემი გულის ჟუჟუნაი
რაცხან შეველ იქ ამღვა.

BEYAZ TAŞ
Sen karşıda ben beride
Aramızda deniz dönüyor
Benim yanık gönlüm
Yine sana dönüyor

Beyaz taş derede
Uzanıp alamadım
Kalbimin parıltısı
Nereye gitsem orada

ნანაიდა
ერთი ორი მესამეო ნანაიდა
ჯილველო ნანაიდა
მე გოგვებში ვისამეო ნანაიდა
ჯილველო ნანაიდა
ერთი ორი მეოთხეო ნანაიდა
ჯილველო ნანაიდა
მე გოგვებში ვიფოტხეო ნანაიდა
ჯილველო ნანაიდა
ერთი ორი მეხუთეო ნანაიდა
ჯილველო ნანაიდა
მე გოგვები ვიხუტე ნანაიდა
ჯილველო ნანაიდა


ერთი ორი ეკვსეო ნანაიდა
ჯილველო ნანაიდა
მე გოგვები ვიბუკსეო ნანაიდა
ჯილველო ნანაიდა

ნადისა
ვოი, მაი ლამაზი ფერანგი ვინ მოგიტანა
შენმა ძიამ, შენმა ცაცამ მან მოგიტანაო
ვოი, მაი ლამაზი ქუდი ვინ მოგიტანა
შენმა ძიამ, შენმა ცაცამ მან მოგიტანაო
ვოი, მაი ლამაზი კაბა ვინ მოგიტანა
შენმა ძიამ, შენმა ცაცამ მან მოგიტანაო
ვოი, მაი ლამაზი ყურსაკიდელი ვინ მოგიტანა
შენმა ძიამ, შენმა ცაცამ მან მოგიტანაო.

FIKRALAR. Efteni Gürcülerinde, genelikle Zeganililer ile Acaralılar üzerine fıkra anlatılır.

KURBAĞA (მაყაყი-ხთუმი)
Bir Acaralı Zeganiliye konuk olmuş. Yemekte önüne gelen tabakta kurbağa görünce şaşkınlıktan dona kalmış. Durumu fark eden Zeganili şöyle demiş: "Kusura bakma kardeşim, bu yıl çok az yağmur yağdığı için sana ancak bir kurbağa ikram edebildim."
BANILSIN VE BİTMESİN (ეწებოდეს და არილოვედეს)
Eşeğine peynir yükleyen Zeganili Batumi'ye satmaya götürürken yolda Acaralı tarafından durdurulmuş. Acaralı silahını doğrultup yükün ne olduğunu sormuş. Batumi'ye satmaya yoğurt götürdüğünü söyleyen Zeganili'nin tulumuları açmasını istemiş. Peynir kalıplarını görünce şaşkınlık içinde bu nasıl yoğurt, bu nasıl yenir diye sormuş. Zeganili yollum azığından koca bir ekmek çıkarıp banacaksınız beyim demiş. Acaralı koca ekmeği peynir kalıplarına bana bana yiyip doymuş. Zeganili malından zayiat vermeden yoluna devam ederken Acaralı midesini şişirmiş olarak bir ağacın gölgesine oturmuş; "Ne yoğrut ama, banılsın ve bitmesin" diyormuş.

1) Bu duada Gürcüstan'da Hıristiyan azizlerinden Tzminda Giorgi'nin (წმინდა გიორგი) adının, Tzvinda Giorgi (წვინდა გიორგი) biçimde de olsa geçmesi ilginçtir.

mamuli Kültürel Dergi
Sayı:5 Mayıs 1998


Mahmudiye - Sapanca-Sakarya
En eski uygarlıkların kurucuları olan Hititler ile akraba oldukları sanılan Gürcüler, binlerce yıllık tarihleri süresince iki yüzyıl Selçuklular ile komşuluk etmişlerdir. Osmanlı-Rus savaşı sonrası günümüzden 120 yıl önce Kafkasyadan göç edenlerin bir bölümü Batumi"den yola çıkıp Sapanca"mn Mahmudiye köyünü kurmuşlardır. Buraya yerleşen atalarımız doğal olarak daha öne yaşadıkları Batumi"nin dağlık ve ormanlık bölgesine benzer bir tabiat yapısı aramış, titizlikle seçerek karar vermişlerdir.
By: admin2

En eski uygarlıkların kurucuları olan Hititler ile akraba oldukları sanılan Gürcüler, binlerce yıllık tarihleri süresince iki yüzyıl Selçuklular ile komşuluk etmişlerdir. Osmanlı-Rus savaşı sonrası günümüzden 120 yıl önce Kafkasyadan göç edenlerin bir bölümü Batumi'den yola çıkıp Sapanca'mn Mahmudiye köyünü kurmuşlardır. Buraya yerleşen atalarımız doğal olarak daha öne yaşadıkları Batumi'nin dağlık ve ormanlık bölgesine benzer bir tabiat yapısı aramış, titizlikle seçerek karar vermişlerdir.

Bu sebeple köyümüzün doğal yapısı çok zengin ve cömert olup, yerleşimi bir dağ eteğindedir. Temiz havası, bol su kaynaklan, zengin ormanları ve bereketli toprağı ile Mahmudiye köyü kurucularına eski memleketlerini aratmadığı gibi daha sonraki nesillere de bu güzelliklerinden ötürü bir Batumi sevgisi aşılamıştır. Yabancılar köyümüze güneşli Mahmudiye derler. Nasıl olmasın ki; sabah güneşi eve girmek için izin ister, akşam ayrılırken ise uzun uzun veda ederek ertesi sabahki buluşmaya kadar bir süre için kaybolur. Dağlarımızın haşmetli, panaromik görünümü insanları yaylaya ve alabalıklara davet eder gibidir. Evlerin, içinde kaybolduğu geniş meyve bahçeleri, bağlar, tarlalar ve zümrüt halı gibi orman kenarı meraları köy ve çevresinin görkemli akan suların oluşturduğu vadiler ve derin boğazlardaki çağlayanların yolundan geçer. Bütün bu anlatılanlara yeşillik kavramını eklemeye bile gerek yoktur. Çünkü her yer yeşildir ve böylesine zengin bir doğası olan köyümüzü yeşil renk ancak kışın birkaç haftalığına terk eder.

Mayıs ayında erik ve kiraz ile başlayan meyve mevsimi, fındık, armut, elma, vişne, kestane, ceviz, vs. derken muşmula ile kışa kadar sürer. Bütün yaprakların döküldüğü tarlalarda bile kışın turuncu rengi ile ağaçlan süsleyen KABE hurmaları meyve mevsimini kışın ötesine ulaştırır.

Doğası böylesine yaratıcı, dinamik ve sağlam olan bu yörenin insanları da haliyle kendi doğalarına sadık, örf ve adetlerine saygılı, geleneklerine bağlıdırlar. Şakacı mizaçları ile yoldan geçerken rastladığı komşusuna mutlaka şakalaşan, ormanda
çalışırken coşku ile karşı köye haykıran, günün yorgunluğunu akşam sessizliğinde evinde dinlenirken bahçesini sulayarak yaşayan bu insanlar, yaşamın neşeli, acıklı, ciddi ve benzeri yönlerini çevreleri ile uyum içinde dengelemişlerdir. Uzun ömürlü olmalarını da bu doğal yapılarına borçludurlar.

Hasan Fehmi Paşa Camii
Hasan Fehmi Paşa Camii Y. Tarihi 1887

Atalarımız Mahmudiye'yi kurmadan önce tarihi dönemlerde Bitinya yarımadası olarak bilinen bugünkü Kocaeli yarımadasında yaşamış olan Romalıların ve daha sonraki Bizanslıların bu verimli toprakları keşfedip köyümüzde önemli yerleşim merkezleri kurdukları, toprak altından çıkan çanak, çömlek, su yolu çömlek boruları ve mermer mezar kalıntılarından anlaşılmaktadır. Daha sonraki Selçuklu ve Osmanlı dönemlerine ait herhangi bir kalıntı yoktur. Bu durum Kafkasya'dan göç eden atalarımızın sanki bu cennet diyarı uzun süre sonra yeniden keşfettiklerini gösterir gibidir.

Köyümüz halkı geleneklerine saygılı olduğu kadar eğitime de önem vermekte, başlangıcından bu yana bilinçli davranmışlardır. Bunun en güzel kanıtı camimizdir. Köyün kurulduğunda İstanbul'da nazırlık yapmakta olan Hasan Fehmi Paşa (1836-1910) kendi akrabalarının da yerleştiği bu köye mimari eser sayılacak güzellikte bir cami ve yanına da bir ilkokul yaptırmıştır.

Cami ve okulda hem dini eğitim hem de okul eğitiminin birlikte yürütülebilmesi için Doğançay Yeniköy'den bir Kafkas göçmeni olan Mehmet Bahattin Hoca getirilmiştir. Bu geleneğin günümüze kadar sürdüğü köyümüzde okuma-yazma oranı yüzde yüzdür. Mahmudiye köyünde yetişmiş, yüksek tahsil görmüş, subay, öğretmen, avukat, gazeteci, mühendis ve benzeri mesleklerde Türkiye'mizin çeşitli yörelerinde görev yapan bir çok aydın kişi vardır. Bu örnekleri Avrupa ve Amerika'ya kadar da uzatabiliriz.

Hasan Fehmi Paşa Camii
Hasan Fehmi Paşa Camii Y. Tarihi 1887

Bu Mahmudiye'liler köylerini hiçbir zaman unutmamışlardır. Güzel Sapanca'mızın gelişmesinde ve şu anki durumunun temellerini atan eski Belediye reisi sayın Turgut ARAPOĞLU'nun da Mahmudiye'li olması ile gurur duymaktayız.

Köyümüzün Yerleşim Alanı ve Geleceği:
Bir dağ eteğinde kurulu olan Mahmudiye köyü günümüzden 120 yıl önce çağdaş bir yerleşim planı içinde kurulmuştur. Ana yollar birbirine paralel, tali yollar ise ana yollara dik açılarla birbirine bağlayan düzenli bir geometrik yapı oluştururlar. Bu yol şebekesini geniş bahçeli evler çevreler ve meyve ağaçları arasında binalar koybolmuş gibidir. Tipik Karadeniz yerleşiminin en eski ama günümüze uygun modeli olan köyümüzü derede ve dağda yer alan tarlalar ile ormanlar sınırlar. Bu çağdaş yerleşim ve doğa güzellikleri, kentlerin yorucu yaşamından kaçan bir çok doğa severi köyümüze çekmiştir, İstanbul'dan gelip Mahmudiye'ye yazlık, tatil evi ve benzeri binalar yapan şehirliler Sapanca'da bu yeni yerleşim türünü ilk başlatanlardır. Nitekim 1987-1988 yıllarında köyde 20'nin üzerinde bina, yüzme havuzu gibi ve hala sürmekte olan inşaat sayılmıştır. Mahmudiye'nin bu yeni sakinleri de doğa severliliklerini unutmadan, kentlerdeki hatalı yapılaşmayı tekrar etmeden ve doğayı tahrip etmeden, geleneksel doğainsan uyumu ile bütünleşerek Mahmudiye'yi bir kat daha güzelleştirecek, dünyanın sayılı güzelliklerinden biri olmasına katkıda bulunacaklardır. Bu doğal uyum ve yerleşimi bozmamak için eskisi ve yenisi ile tüm Mahmudiyeliler çaba göstereceklerdir.

Köyümüz insanları ve Yaşantı:
Geleneklerine bağlı olan Gürcü asıllı köyümüz insanını birkaç öyküsel anlatımla kısa da olsa şöyle tanıtabiliriz:

Ahmet ÖZKAN'ın Gürcüstan adlı kitabından (İstanbul 1968-Aksiseda matbaası) birkaç anlatım ile başlayalım. Gürcüce halk arasında hala kullanılan bir dildir. Hatta gerçek Gürcüce özelliğini koruyan kelimeler, deyimler, sayılar ve ata sözleri köyümüz halkı tarafından da kullanılmaktadır. Birkaç örnek verelim:
Sayılar;
Gürcüce            Türkçe
erti                       bir
ori                        iki
sami                     üç
othi                      dört
huti                      beş
-----                     -----
                         
                               Gürcüce                          Türkçe                                     
Kelimeler            Leğvi                                 incir
                               Shali                                  armut
                               Kurdzeni                           üzüm
Deyimler             Akmodi biço                     buraya gel oğlan
                               Katam kudi dasakma   kedi kuyruğuna iş buyurdu
                               Dasakma                          buyurdu
                               Tav dağebuli                    başı eğik
                               Kud gaşverili                    kuyruğu dik
                               Glahi kasti  har                aptal adam
                               Dayakeps                          karısını döver
Yemek İsimleri  Phali                                    Kara Lahana 
                              Cadi                                     Mısır Ekmeği
                              Motrevla                             Cevizli Fasulye
                              Cirbuli                                  Çılbır
                              Ğomlobya                          Aşure
                      
Köy düğünlerinde hala Kafkas gelenekleri ve oyunları sürdürülür. Horon tepilir, coşkulu bağırışlar, büyük meydan yemekleri elverdiğince yaşatılmaktadır. Eski evlerde alt kat hayat ve günlük işler için ayrılmış olup, geniş bir mutfak ve yayvan duvra sobası (şömine) karakteristiktir. Üst katlarda yatak odaları ve misafir odaları yer alırlar. Binalarda kereste ve taş gibi yöresel malzeme kullanılmış olup, badadı inşaat depreme karşı oldukça dayanıklıdır.

Kemal TURAN
Çveneburi Kültürel Dergi
Sayı:44 Nisan-Haziran 2002


Türkiye"deki Gürcü Köylerinde Alan Çalışmasının Sonuçları
Yüzyıllardır yakın komşu olarak yan yana yaşamanın temellerine dayanan siyasal-ekonomik ve kültürel ilişkilerin bir sonucu olarak, iki ülke, Türkiye ve Gürcüstan birbirine oldukça yakınlaşmıştır. Türkiye Gürcüstan için, örneğin Ermenistan ve Azerbaycan gibi, sıradan bir komşu ülke değildir. Türkiye öte yandan, uzun zamandır, bir komşu ülke olmanın yanı sıra, sıkıntıya düşen Gürcülerin sığındığı bir ülke de olmuştur. Bu "sıkıntı", tarihsel olarak siyasal karakterliydi ve bundan dolayı da komşu Türkiye, siyasal açıdan sıklıkla iltica edilen ülke rolü oynamıştır. Bu durum, başka etkenlerle birlikte, Gürcü nüfusunun Türkiye topraklarında yerleşmesine yol açmıştır.
By: admin2

Yüzyıllardır yakın komşu olarak yan yana yaşamanın temellerine dayanan siyasal-ekonomik ve kültürel ilişkilerin bir sonucu olarak, iki ülke, Türkiye ve Gürcüstan birbirine oldukça yakınlaşmıştır. Türkiye Gürcüstan için, örneğin Ermenistan ve Azerbaycan gibi, sıradan bir komşu ülke değildir. Türkiye öte yandan, uzun zamandır, bir komşu ülke olmanın yanı sıra, sıkıntıya düşen Gürcülerin sığındığı bir ülke de olmuştur. Bu "sıkıntı", tarihsel olarak siyasal karakterliydi ve bundan dolayı da komşu Türkiye, siyasal açıdan sıklıkla iltica edilen ülke rolü oynamıştır. Bu durum, başka etkenlerle birlikte, Gürcü nüfusunun Türkiye topraklarında yerleşmesine yol açmıştır. Okurlarım Gürcüstan tarihine eğer bir göz gezdirirlerse, bu konudaki düşüncelerime kuşkusuz katılacaklardır.

Gürcüstan tarihinin, tarihöncesi dönemden başladığı Yunan-Roma ve Arap-Fars kaynaklarından anlaşılmaktadır; bu  tarihin başlangıcını yeni kronolojik sistemden onlarca binyıl öncesinde aramak gerekir. Gürcü halkı, Avrasya uygarlığının temellerini hazırlayan ve Helenistik dönemden önce yeryüzünde devlet birlikleri kuran dünyanın en eski halklarından biridir. Bundan dolayı da Gürcüstan, kısa süre sonra, 2000 yılında, güvenilir yazılı kaynaklara dayanarak devlet kurma geleneğinin 3000 yılını kutlayacaktır.

Bu yaşlı tarihin yapıcısı Gürcüstan, büyük şair Grigol Orbeliani'nin söylediği gibi, her zaman "cesur, konuksever, karayazıya karşı savaşan bir ulus"tu. Gürcü ulusu, uzun tarihsel yolu, "karayazıya karşı" savaşarak geçmiştir. Bu halkın vatanı, Tanrı'nın başlangıçtan bugüne bahşettiği Gürcüstan, yeryüzünün en güzel yerlerinden biridir. Gürcü ve yabancı şairler Gürcüstan'ı, doğasının ve insanın fiziki ve ruhsal çekiciliğinden dolayı, bu dünyanın cenneti olarak adlandırmışlardır. Bir şair haklı olarak şöyle demiştir:
"Âdem'e ve Cennet'e düşsel şarkılar söylerken,
Hep Gürcüstan'ı ima ediyordu bizim şairler".

Kitabı Mukaddes'teki efsanelere göre, bu yeryüzünün yaratıcısının, Azize Bakire Meryem için bir yazgısı vardı. Anne Meryem'in ölümlü dünyada yaşaması, bu toprağa sahip çıkması, onun koruması ve bugüne getirmesi, Gürcü halkı için büyük kahramanlık değeri taşımıştır. Bizim atalarımız bu toprağı koruyabilmek için kanını vermiş, öte yandan yüzyıllar boyunca sayısız düşman bu topraklara göz dikmiştir. 20. yüzyılın sonunda Abhazya'da ve Samaçablo'da (Güney Osetya), dış güçlerin müdahalesiyle uygulanan şiddetle Gürcüstan'ın toprak bütünlüğünün tehlikeye girdiği bir gerçektir. Ancak bütün Gürcüler, bizzat Abhaz, Oset ve Gürcü halklarının duyarlılığıyla, bu kardeş uluslar arasında yüzyıllara dayanan güçlü dostluğu, kardeşliği ve Gürcüstan'ın toprak bütünlüğünü yeniden göreceğimize inanmaktadırlar.

Dış ya da iç düşmanlarla mücadelenin beraberinde, hep zafer ya da yenilgi vardır. Kesin olarak yenilen ya da baskıya uğrayan Gürcü insanı için güvenli siyasal barınak sıklıkla Türkiye olmuştur. Gürcüstan'da "Didi Mouravi" (Büyük Yönetici) olarak bilinen Giorgi Saakadze, İranlı istilacılar ve içerideki düşmanlar karşısında çaresiz kalınca, 1625 yılında Türkiye'yi sığınabileceği son yer olarak gördü. Kötü talih, II. Erekle'nin torunu İmereti kralı II. Solomon'u da böyle bir yazgıyla yüz yüze getirdi. 1810 yılı Şubat'ında Rusya İmparatorluğu'nun buyruğuyla II. Solomon'u İmereti tahtından indirdiler ve Rus idaresini kurdular. Kralı ve yandaşlarını Rusya'ya göndermeyi tasarlıyorlardı. Ama Solomon talihsizliğini, Rusların elindeki Petersburg yerine Osmanlı ülkesine taşımayı tercih etti. O vatanını yeniden görme arzusu içinde, 1815 yılında Trabzon'da 41 yaşındayken öldü. Büyük bir törenle Aziz Grigol Metropolit Kilisesi avlusuna gömüldü. Heykelli, taçlı ve Bagratlı soyuna özgü armalı, özel kitabeli mükemmel bir mezar yapıldı. Bu mezarı tanıtan bir yazı, 1909 yılının Şubat ayında Droeba (27. sayı) gazetesinde yayımlanmıştır. Bu yazıyı kaleme alan yazar, mezarın çok bakımlı olduğunu, kutsal günlerde mezar bekçisinin mumlar yaktığını belirtmektedir. Kalistrate Salia ve A. Bryer (Birmingham Üniversitesi) adlı profesörlerin anlattıklarına göre, Kral Solomon'un anıt mezarı 1935 yılında yıkıktı. Aziz Grigol Kilisesi de askeri depo olmuştu. Birkaç yıl önce Solomon'un naaşı Gürcüstan'a götürüldü ve Gelati Manastırı'nda toprağa verildi. Gürcüstan tarihini bilen ve bu tarihe ilgi duyan herkes, Trabzon'da bugün de İmereti kralının yaşamının son günlerini anlatmaktadır.

Guria'nın son kraliçesi, V. Mamia Gurieli'nin eşi Sopio da benzer bir biçimde Osmanlı ülkesine sığınmıştır. Kraliçe, Guria'da Rus egemenliğinin kabul edilmesi konusunda kendi prensliğiyle anlaşmazlığa düşmüştü. 1828 yılında Kraliçe Sopio, muhafızlarıyla birlikte Osmanlı ülkesine geçti ve Trabzon yakınlarında kurulmuş olan, daha sonra Akçaabat adı verilen Platana köyüne yerleşti. Kraliçe burada kısa süre sonra, 1829 yılında öldü. Sopio'yu törenle  Aziz Mikel Kilisesi'nin haziresinde toprağa verdiler. 1909 tarihli Droeba (44. sayı) gazetesinde çıkan "Osmanlı Ülkesinden Mektup (Platana Köyünden)" adlı bir araştırma yazısı, bize bu olayla ilgili bilgi vermektedir.

1921 yılının Mart ayında, Bolşeviklerin devirdiği bağımsız Gürcüstan'ın ulusal hükümeti, ilk devlet başkanı Noe Jordania önderliğinde benzer biçimde Osmanlı ülkesine sığındı. Onlar üç ay boyunca İstanbul'da yaşadılar. Fransız pasaportlarını almalarının ardından çoğu Fransa'ya geçti, muhafızların küçük bir bölümü ise Türkiye'de kaldı.

Türkiye'ye kaçarak kurtulan bütün mültecilerin yanlarında çok sayıda maiyeti olduğu açıktır. Giorgi Saakadze'nin maiyetinin 300'den fazla Gürcüden oluştuğu bilinmektedir. 1629 yılında, Giorgi Saakadze'nin öldürülmesinden sonra, maiyet mensupları Tokat kenti çevresine kesin olarak yerleşmişlerdir. İnegöllü Mehmet Emin Kaya'nın (Makaradze) Tokatlı Gürcülerden derleyip yazıya geçirdiği söylenceye göre, Giorgi Saakadze padişahın fermanıyla boğulmuş değil, aksine ihanete uğrayarak yakılmış. Özellikle padişahın kızkardeşi ve damadının haince buyruğuyla, Giorgi Saakadze ve askerlerinin geceyi geçirmek üzere kaldığı bina ateşe verilmiş. Bina ahşapmış ve çabucak yanmış. Tokat Gürcüleri söz konusu kalenin kalıntılarını bugün de biliyormuş. Yüksekçe bir tepede yıkıntılar üzerinde yükselen kuleye, bayramlarda gidiyor ve ölülerin ruhları için fatiha okuyorlarmış.

Muhacir Gürcüler
Muhacir Gürcüler

Aynı biçimde, Kral Solomon'un ve Kraliçe Sopio'nun maiyetleri de çok sayıda kişiden oluşuyordu. Yalnızca kraliçenin çocuklarının, oğlu Davit ve kızı Ekaterine'nin Rusya hükümetinin ısrarlı talepleri üzerine 1832 yılında Gürcüstan'a döndüklerini biliyoruz. Maiyet mensupları ise Trabzon'da kalmış olmalıdır. Çünkü Türkiye topraklarında zamanla Gürcü nüfusu ister istemez biraraya geliyordu. Bizim saptadıklarımızın, tarihte varolanla kıyaslandığında okyanusta bir damla olduğu açıktır. Doğaldır ki, bilinmeyen dönemden itibaren  Küçük Asya yarımadasına doğru, Antik Çağı izleyerek Bizans İmparatorluğu döneminde  Kurucu Davit ve Kraliçe Tamara dönemlerinde Trabzon Prensliği sınırlarına Gürcü nüfusunun göçü aralıklarla sürmüştür.

Bugünkü Türkiye sınırlarında Gürcü nüfusunun sayısı, Rusya yönetiminin Transkafkasya'ya kesin olarak ayak bastığı 1830'lu yıllarda oldukça arttı. Rusya devlet aygıtına bağlı yönetimin barbarca uygulamalarına maruz kalan nüfusun büyük bölümü mülteci konumuna düştü ve sığınacak bir yer olarak Türkiye'ye gitti. Bu mülteciler, göç ettirilmiş bu yabancılar, Osmanlı İmparatorluğu'nda "muhacir" olarak adlandırılıyordu. "Muhacir" kelimesi Arapçadır ve Türkçede göçmen, yerinden edilen, vatanından ayrılan anlamına gelir. "Muhacir Gürcü" terimi bizim dilimizde, Gürcüstan'dan Türkiye'ye göç eden Gürcüleri anlatmak için 19. yüzyılın sonlarında kullanılmıştır. Muhacir Gürcüler ise kendilerine "Çveneburi" demişlerdir. Bu adla, "Çveneburi" adıyla Türkiye'de bir dergi de yayımlanmaktadır. Kısa bir süre önce yazar Aleksandre Çhaidze, "Çveneburiler" (Çveneburebi) adlı bir kitap yazmıştır. O. Putkaradze folklorik kayıtlarını "Çveneburilerin Şarkısı" (Çveneburta Simğera) adıyla yayımladı, ben de kitabıma Çveneburilerin Gürcücesi (Çveneburebis Kartuli) adını verdim. Bugün bu kelime, çveneburi kelimesi, Gürcü insanı için içeride ve dışarıda, büyük bir ulusal ve duygusal değerle yüklüdür.

Muhacirliğin oldukça karmaşık bir tarihi vardır. Muhacirlik ilk olarak, 1828-1829 Osmanlı-Rus Savaşı'nın ardından Mesheti'nin Gürcüstan'a yeniden katılmasından sonra, bu bölgede başladı. 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nı izleyen yıllarda geniş bir nitelik kazandı. Bilindiği gibi, Berlin Kongresi kararlarıyla, daha önce Osmanlı İmparatorluğu egemenliğinde yaşayan Müslümanlaşmış nüfusa, Rus uyruğuna geçme ya da Osmanlı topraklarına göç etme konusunda tercih hakkı tanındı. Osmanlı Devleti ve  Rusya arasında, 27 Ocak 1879'da İstanbul'da imzalanan anlaşmayla, 3 Şubat 1879 ve 3 Şubat 1882 arası, muhacirlik süresi olarak belirlendi. Sonra bu süre 1884 yılına değin resmen uzatıldı. Ancak bu süreç, izleyen yıllarda da sona ermemiştir. Örneğin, 1893 yılında Gürcüstan'ın güneybatısının değişik kesimlerinden en büyük Gürcü nüfusu göçü gerçekleşmiştir. Aslında muhacirlik süreci, 1921 yılına kadar uzamıştır.

Muhacirlik, Gürcü halkının tarihinde en büyük trajedilerden biridir. Hiçbir işgalci, hiçbir istilacı, tarihsel Yukarı Kartli (Samtshe-Saatabago) bölgesine muhacirlik dönemindeki kadar büyük bir yıkım getirmedi. Eski Gürcü topraklarındaki nüfus neredeyse tamamen boşalmıştır. Kola, Ardahan, Şavşat, Klarceti, Murgul, Tao, Acara, Kobuleti neredeyse insansız kaldı. Boşalan köylerde tarımcılık durdu. Pek çok köyün adı sonsuza dek silindi. Arşiv belgelerine göre, 1879 yılındaki göçten sonra Kobuleti'de 2000 kişiden en çok 500 kişi kalmıştı; Merisi nahiyesinde 700 haneden 600'ü göç etmiş ve yalnızca 100 hane kalmıştı. Yukarı ve Aşağı Acara, bu göç sırasında dört bin haneden fazlasını yitirdi. Bazı köylerin tümü göç etti: Örneğin Kobuleti'deki Kvirike, Keda'daki Arsenauli, Murgul'daki Eregune. Bu köyler, sonraki yıllarda yeniden hayat bulmuştur.

Muhacirlik döneminde göç etmiş olanların pek çoğu hakkında günümüze bilgi ulaşmamıştır. Tanınmış toplum adamı Z. Çiçinadze, 1891-1893 yıllarında yıkıma uğramış bu yöreleri dolaşarak, vatanından ayrılmış olanların pek çoğu hakkında bilgiler derlemiştir.  Bu bilgilere göre, neredeyse her köyden en az 5-10 hane göç etmiş, daha büyük köylerde ise bu 40-50-100 haneyi bulmuştur. Batum müftüsü Hasan Efendi Gverdadze,  göç edenlerin pek çoğu hakkında Z. Çiçinadze'ninkine benzer bilgiler aktarmış  ve onun aktardığı bilgilere göre 1 milyona yakın insan Osmanlı ülkesine göç etmiştir. 

İstanbul'daki Gürcüstan diplomatik misyonu sekreteri İtalyan Evgeni Dalegio Dalecio (Evgeni Dalecio Dalesio), Gürcüstan'dan Osmanlı ülkesine giden Gürcüler hakkında açık bilgiler vermektedir (onun çalışmaları 1918 yılında başlar). O, Gürcüstan uyruğuna geçmiş, Gürcüstan'ı dolaşmış, Gürcüce öğrenmiş, Gürcü toplumunun yanı sıra Gürcü ulusunun kültürünü ve yaşamını da tanımış, Osmanlı ülkesine göç etmiş Gürcülerin tarihine ilgi duymuş biriydi. 1920 yılında Fransızca olarak "Gürcüler İstanbul'da" adlı kitabını yazmıştır. Bu kitap, rahip Şalva Vardidze tarafından Gürcüceye çevrilmiş ve İstanbul'da Feriköy semtindeki Gürcü Katolik Manastırı matbaasında basılmıştır. Bu kitap oldukça ilginç bir yapıttır. Yazar, Osmanlı ülkesindeki Müslüman Gürcü nüfusu hakkında bilgi vermektedir. O, daha önceki muhacirlere Birinci Dünya Savaşı yıllarında çok sayıda mültecinin katıldığını yazıyor.

1914-1918 yıllarındaki Birinci Dünya Savaşı'nın ateşinden Acara da nasibini almıştı. Bölgede yaşam tamamen çekilmez hale gelmişti. Rusya devlet aygıtı, nüfusu yerinden etmek için her türlü barbarca uygulamalardan yararlanıyordu. "Acara'nın babası" olarak adlandırılan büyük yurtsever Memed Bey Abaşidze şöyle yazıyordu: "Rusya, bizi kendi topraklarımızdan çıkarmaya ve bizim yerleşim yerlerimize Kazakları yerleştirmeye kesin olarak karar vermişti. Ülkemizi ateşe verip kılıçtan geçirdiler. Halkımız zorla yerinden edilmiş, evini-barkını terk etmiş, eşyasını sırtına alarak korkunç bir kışta çoluk-çocuğuyla yabancı topraklara gitmiş, yolculuk sırasında ölmüş, pek çoğu soğuktan ve açlıktan yaşamını yitirmiştir... Onların mezarları yabancı yerlerde kazılmıştır. Osmanlı ülkesinde acı çekmiş pek çok kardeşimizin böyle mezarları vardır."

İtalyan Evgeni Dalecio Dalesio kitabında, Muhacir Gürcülerin yerleşmiş olduğu İzmit, Adapazarı, Samsun, Tokat, Trabzon illerinden ve bu illere bağlı ilçelerden söz etmektedir. O, 1920 yılında Türk-Yunan savaşı sırasında, İzmit ve Adapazarı ilçelerinden, askere çağrılanların dışında, 7 bir Gürcünün savaşa katıldığını belirtmektedir. Söz konusu yerlerde çok sayıda Gürcü köyü bulunduğu buradan da anlaşılmaktadır.

Eğer  İlia Çavçavadze, Grigol Orbeliani, S. Meshi, Niko Nikoladze gibi Gürcü halkının önder evlatları çaba sarf etmeselerdi, Gürcüstan'dan göç edenlerin sayısı daha çok olurdu. Acara'da 19. yüzyılın son çeyreğinde, böyle önder kişiler arasında şu adlar yer alıyordu: Keda müftüsü Ahmed Efendi Halipaşvili, Aşağı Hulo kadısı Nuri Efendi Beridze, müftü Loman Efendi Kartsivadze, Hüseyin Bey ve İbrahim Bey Abaşidze'ler, Nuri Bey ve Şerif Bey Himşiaşvili'ler, Tevfik Bey Atabagi, Dursun Bey Tavdgiridze, Kadir Bey Şervaşidze, Ahmed Efendi Halvaşi. 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Acara nüfusuna gerçekten sahip çıkan ve aydınlık bir geleceğin yolunu gösteren Memed Bey Abaşidze, kendi ataları gibi, hiçbir çıkar gözetmeden üzerinde doğduğu bölgeye hizmet ediyor, göç etmek için hazırlanan insanları yatıştırıyor, maddi yardımlarda bulunuyordu. Bu gerçekten değerli, efsanevi davranışı yansıtan anıları Çveneburilerin Gürcücesi adlı kitapta yer almaktadır. Doğrusu, Acara'nın ağır koşullardan kurtulup daha iyi duruma geçmesi, böyle yurtseverlerin hizmetiyle olmuştur.

Muhacirliğin başlaması, nüfusu göç ettirme dalgasının başlatılması, düşman tarafından tasarlanmış geleceğe dönük politikalar içeriyordu. Rusya Devleti yöneticileri, Karadeniz kıyılarını elinde tutmayı, orada siyasal bir güç oluşturmayı amaçlıyorlardı. Gerçekten de, muhacirliğin bir sonucu olarak Karadeniz kıyı kuşağı yerel nüfustan neredeyse arındırılmıştı. Boşalan topraklara Ruslar, Ermeniler, Yunanlılar iskân edildi; imparatorluğun temsilcileri ve devlet idaresinin yüksek düzey memurları burada mükemmel yazlıklar ve araziler edindiler. Buranın asıl sakinleri olan Gürcüler Osmanlı ülkesine mülteci olarak göç ediyor ve yaşama yeniden başlıyor, meskûn olmayan yerlerde yerleşebilmek için ormanları açıyor, yeni köyler kuruyordu ya da Osmanlı topraklarından göç eden, Yunanlıların ve Ermenilerin terk ettiği yerleşim yerlerinde ocaklarını yeniden tüttürüyorlarıdı.

Osmanlı hükümeti, 40 yıl boyunca bir milyondan çok Gürcü mülteci kabul etti ve gelenleri oldukça iyi arazilere yerleştirdi, bundan dolayı da geriye neredeyse hiç kimse dönmedi. Mülteci nüfusa fiziki kurtuluş, beslenme ve barınma olanağı sağlanmış olmasına, teşekkürden başka ne söylenebilir! Göç etmiş Gürcüler genelde birarada yoğunlaşmışlardır. Türkiye'nin iç bölgelerinde meskûn köyler böyle ortaya çıkmıştır. Günümüzde Gürcü köylerin olmadığı bir il, bir ilçe bulmak neredeyse olanaksızdır. Muhacir Gürcüler Osmanlı ülkesinde, doğal yapısı, havası ve suyuyla atalarının vatanlarına benzeyen yerleri seçmişlerdir.

Muhacir Gürcülerin çocukları bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin birçok yerinde yaşamaktadırlar. Bu yerlerin başlıcaları arasında şunlar sayılabilir: Trabzon, Giresun, Samsun, Fatsa, Ordu, Ünye, Sinop, Zonguldak, İzmit, İznik, İzmir, Kütahya, Balıkesir, Adana, Konya, Eskişehir, Adapazarı, Bolu, Çorum, Amasya, Tokat, Bursa, İnegöl, Düzce, Gölcük, Yalova, Gemlik, Esenköy, Merzifon, Gönen, Çumra, Gölbaşı, İstanbul, Ankara...

Muhacir Gürcüler
Muhacir Gürcüler

Muhacir Gürcülerin dışında, Türkiye Cumhuriyeti'nde Artvin, Murgul, Şavşat, Posof, Transtao (Amiertao), Yukarı Maçahel gibi Gürcüstan'a sınır bölgelerde, tarihsel Gürcü eyaletlerinde meskûn yerli Gürcüler de yaşamaktadır. Bu bölgeler, 16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu sınırlarına katılmıştır. Buradaki köylerin Türklük alanı içinde kalmasından bu yana beş yüzyılı aşkın bir süre geçmiştir; ama buradaki nüfus birçok yerde hâlâ Gürcüceyi bilmekte, aile içi dil olarak konuşmakta ve bugün de yaşatmaktadır. Bu gerçek bizim iki noktaya dikkatimizi çekmektedir: İlk olarak, Gürcü dilinin büyük dayanıklılığı, canlı kalma yetisi vardır ve ikincisi, Osmanlı İmparatorluğu'nda ulusal azınlık olan halklar yüzyıllarca özgürce yaşıyorlardı, kendi dillerini kullanmaları engellenmiyordu. Eğer böyle olmasaydı, insanlar devletçe yasaklanmış olan bir dili unuturdu. Bugünkü bakış açısıyla olayların gelişimini nesnel olarak değerlendirirsek, Osmanlı yönetiminin oldukça demokratik ve hoşgörülü olduğunu söylememiz yanlış olmaz. Muhtemelen bunan dolayı da Osmanlı İmparatorluğu yüzyıllarca yaşamıştır. Kısa sürede ulusal azınlıkları asimile etmek isteyen Sovyet imparatorluğu ise 70 yılda dağılmıştır.

Gürcü basını, 19. yüzyılın sonlarında ve 20. yüzyılın başlarında, Osmanlı ülkesinde yaşayan Gürcüler üzerine yazılara ve haberlere sıkça yer veriyordu. Bu konuya daha çok Kvali, Droeba, İveria, Kavkazi, Golos (son iki sayısı Rusça) adlı gazeteler ilgi gösteriyorlardı. 1912 yılında Sahalho Gazeti (108. sayı)  adlı yayın organında "Osmanlı Ülkesinde Yaşayan Gürcülerin Haritası" yayımlanmış ve bu harita, İzmit sancağı köylerindeki Gürcü nüfusunun dağılımını gösteriyor. Gürcüstan'da bu ilgi hiçbir zaman kaybolmamıştı, ama Sarp kapısı açılıncaya değin malum politikalardan dolayı birbirimiz hakkında neredeyse hiçbir şey bilemez hale gelmiştik. Akraba olan bizler birbirimizi özlüyorduk. Atalarımız bu özlemi mezarlarına götürdüler, kendi aile üyelerini, akrabalarını ve dostlarını görebilecekleri döneme yetişemediler.

Türkiye'deki Gürcü köylerinin araştırılmasıyla bugüne değin kimse pek ilgilenmemiştir: 19. yüzyılın son çeyreğinde ve 20. yüzyılın başlarında, bu bölgeler tarihsel ve arkeolojik açıdan araştırılıyordu. Gürcüstan'ın bu tarihsel eyaletlerinde, Opiza, Parhali, Oşki, Hahuli, İşhani gibi Hıristiyanlık kültürünün dünyaca önemli anıtları günümüze değin korunmuştur. Giorgi Kazbegi, P. Uvarov, Ekvtime Takaişvili, Niko Mar araştırma amacıyla buraları gezmişlerdir. Bunlardan Niko Mar, bu bölgedeki Gürcülerin diline önem veren ilk araştırmacıydı ve İmerhevi'nin (Meydancık) üç köyünde sözlü halk örneklerini, birçok masalı, şiir ve şarkıları, konuşma metinlerini yazıya geçirdi. Türkiye'de yaşayan Gürcülere karşı yabancı araştırmacılar da zamanla ilgi göstermişlerdir. Bunlar arasında Amerika Birleşik Devletleri'nden Indiana Üniversitesi araştırmacılarınca yayımlanan çalışmalar dikkati çekmektedir. Indiana Üniversitesi bilimsel kurulu, özellikle Bursa ilinin İnegöl ilçesine bağlı Hayriye köyünün tarihini, etnografyasını ve müziksel folklorunu araştırmıştır. 1979 yılında Paul Magnarella, The Peasant Venture (Bir Köyün Serüveni, Aralık 1997) adlı çalışmasını yayımladı. Bu yapıtta, bir Gürcü köyü olan Hayriye nüfusunun tarihi, göçü, etnografyası, ekonomisi anlatılmaktadır. 1979 yılında, Indiana Üniversitesi'nde birlikte çalışan Peter Gold ve Frank Gillys tarafından yine aynı köyün halk müziği katalogu yayımlandı. Her iki kitabın hazırlanmasında, malzemelerin toplanmasında ve derlenmesinde yurtsever Ahmet Özkan (Melaşvili) gerçekten önemli katkıda bulunmuştur.

Muhacir Gürcüler
Muhacir Gürcüler

Ben, Türkiye'de yaşayan Gürcülerin dilini 1989 yılında araştırmaya başladım. Bu amaçla, Türkiye Cumhuriyeti'nde Gürcülerin yerleşik olduğu bölgeleri pek çok kez gezdim. Buranın Gürcülerinin konuşması, bir dilbilimci olarak ilgimi çekiyordu, ancak yazıya geçirilmiş malzemeler yalnızca konuşma diliyle sınırlı değil. Bu malzemeler, bu halkın maddi ve manevi kültürünün bütün atmosferini yansıtmaktadır. Bundan dolayı, benim saptayıp yazdıklarım, Gürcüstan'ın tarihinin, folklorunun ve etnografyasının sorunlarıyla ilgilenen araştırmacılara da mutlaka yardımcı olacaktır. Bu malzeme, giriş yazısı, sözlük ve dizinle birlikte Çveneburilerin Gürcücesi adıyla ayrı bir kitap olarak yayımlandı. Kitabı, Acara Yüksek Sovyeti Başkanı Sayın Aslan Abaşidze'nin Uluslararası Vakfı bastırmıştır. Şimdi, Sayın Aslan Abaşidze'nin yardımıyla, bu monografinin 2000 yılından önce basılacak olan ikinci cildini hazırlıyoruz.

Bugünkü seminere katılmayı, bu bildiriyi sunmayı, doğrudan Sayın Aslan Abaşidze'nin yardımı ve desteğiyle gerçekleştirdik ve bundan dolayı burada kendi adıma, arkadaşım Bayan Tina Şioşvili adına teşekkür etmek istiyorum.

Kitabımın birinci cildinin malzemesini, 60 kadar  kentten ve köyden derledim. İkinci cildin malzemelerini parça parça elde ettim. Özellikle, İzmir'de ve İstanbul'da yaşayan Yukarı Maçahel'in Gürcü köylerinin temsilcileriyle çalıştım. Kobuleti'den göç etmiş, daha önce Fatsa'nın merkez köylerinde yaşayan, sonra İstanbul'a yerleşen Muhacirlerin torunlarıyla karşılaştım. Aynı biçimde Esenköy, Yalova, Düzce, İzmit, Gölcük kentlerinin merkez ve çevre köyleri Gürcüleriyle birlikte çalıştım. Oldukça önemli malzeme derledim. İkinci cildin hazırlanması için yaptığım araştırmaya, bu alanla ilgli Gürcü nüfusunun değerli temsilcileri büyük yardımlarda bulundular. Bunlar arasında Simon Zazadze, İsmet Dindar (Mikeladze), Nuri Çelebi (Çelebadze), Fahrettin Çiloğlu (Çiladze), Osman Mercan (İmedaşvili), Ahmet Şen (Abuladze), Ergun Atabay (Kokoladze), Haydar Zengin (Kortanidze), Meryem Kahya (Vasadze), Yunus Kaya, Mustafa Yakut (Himşiaşvili), Zekeriya Savaş, Dursun Kaya gibi kişilerin adını anmak isterim. Onlara desteklerinden dolayı teşekkür ederim. Türkiye Devleti'nin bölgesel idari organlarına özel olarak teşekkür etmek istiyorum. Benim araştırma çalışmalarım onların desteği ve güveniyle gerçekleşmiştir.

Eski bir Gürcü atasözü şöyle der: "Kapı komşunsun, gözümün nurusun". Türkiye ve Gürcüstan yalnızca kapı komşu değildirler. Nüfuslarının akrabasal ilişkileri, karşılıklı dostluğa dayanan ikili ilişkiler, anlaşmazlıkları bulunmayan bu ülkelerin halklarının kadim komşu ve akraba olarak yan yana yaşamaları, bu iki ülkeyi yakınlaştırmaktadır. Bundan dolayı da, gerçekten göz nuru gibi korunması ve bu güzel karşılıklı bağın giderek pekiştirilmesi gerekir. Benim Çveneburilerin Gürcücesi adlı çalışmamın ikinci cildi de bu ideale hizmet edecektir. Türkiye Gürcülerinin dili üzerine araştırma, dillerin ve kültürlerin karşılıklı ilişkilerinin zengin malzemesini de sağlamakta, özellikle Gürcü ve Türk dillerinin birkaç yüzyıllık münasebetinin temellerine ilişkin sorunlara, bilimsel araştırma açısından ışık tutmaktadır. Bundan dolayı da, Türkiye'nin Gürcü köylerindeki halkın konuşma dilinin metinlerini derleme ve yazıya geçirme oldukça gerekli ve mutlaka yapılması gereken bir iştir.

Şuşana Putkaradze
Mamuli, Mayıs 1998, Sayı 5
(Gürcüceden çeviren: Fahrettin Çiloğlu)
------------------------------------------------------
Batum Ş. Rustaveli Devlet Üniversitesi prfesörü Şuşana Putkaradze,
bu yazıyı , 17 Şubat 1998'de, Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü Orta Asya ve Kafkasya Dökümantosyan Merkezi'nde seminer bildirisi olarak sunmuştur.


Yusufeli"nin Gürcü Köyleri (Artvin)
Artvin’ e bağlı Yusufeli ilçesinin doğusunda Erzurum’ un Olur ve Oltu ilçeleri, güneyinde Erzurum’ un Uzundere ilçesi, güney batısında Erzurum’ un İspir ilçesi, kuzeybatısında Rize’nin Çamlıhemşin ilçesi, kuzeyinde Artvin’in merkez, Arhavi ve Murgul ilçeleri yer alır. 60 köye sahip olan Yusufeli’nin yalnızca üç köyü Gürcü olup, diğer köyler Türk veya Türkleşmiş köylerdir. Bu Gürcü köyleri: Balcılı, Bıçakçılar, ve Yüksekoba adlı köylerdir. Barh veya Parh adının köken ve anlamı tesbit edilememiştir. Hevek adı Gürcüce olup, Kobak adı ise Kıpçak Türklerinde erkek adlarındandır. Birbirine komşu olan bu köylerden Bıçakçılar ve Yüksekoba Yusufeli’nin kuzeyinde, Arhavi ve Murgul sınırında yer almakta olup, Balcılı köyü ise bu iki köyün arasında bulunur. 1997 genel nüfus sayımına göre Balcılı 176, Balıkçılar 648, Yüksekoba 240 nüfusa sahiptir.
By: admin2

Artvin’ e bağlı Yusufeli ilçesinin doğusunda Erzurum’ un Olur ve Oltu ilçeleri, güneyinde Erzurum’ un Uzundere ilçesi, güney batısında Erzurum’ un İspir ilçesi, kuzeybatısında Rize’nin Çamlıhemşin ilçesi, kuzeyinde Artvin’in merkez, Arhavi ve Murgul ilçeleri yer alır.

60 köye sahip olan Yusufeli’nin yalnızca üç köyü Gürcü olup, diğer köyler Türk veya Türkleşmiş köylerdir. Bu Gürcü köyleri: Balcılı, Bıçakçılar, ve Yüksekoba adlı köylerdir.

Barh veya Parh adının köken ve anlamı tesbit edilememiştir. Hevek adı Gürcüce olup, Kobak adı ise Kıpçak Türklerinde erkek adlarındandır.

Birbirine komşu olan bu köylerden Bıçakçılar ve Yüksekoba Yusufeli’nin kuzeyinde, Arhavi ve Murgul sınırında yer almakta olup, Balcılı köyü ise bu iki köyün arasında bulunur. 1997 genel nüfus sayımına göre Balcılı 176, Balıkçılar 648, Yüksekoba 240 nüfusa sahiptir.

Bu köylerde konuşulan Gürcüce, Gürcüce’nin Acara lehçesi olup, üç köyde aynı lehçe ile konuşur. Yalnızca Bıçakçılar’ın İlyashev mahallesinden konuşulan Gürcüce, diğer köy ve mahallerinde konuşulandan çok az bir farklılık göstermekte olup, bu farklılık birkaç sözcüğün İlyashev’liler tarafından farklı kullanımından ibarettir. Ayrıca köyler arasında sözcükleri uzatarak söyleme gibi küçük bir aksan farklılığında bulunmaktadır. Köylüler Batumi Gürcüleri ile rahat Borçka-Macaheli ve Ordu’nun Fatsa ile Ünye ilçelerindeki Gürcülerle de hemen hemen aynı şekilde konuştuklarını, fakat Tbilisi Gürcüleriyle pek de rahat konuşmadıklarını, bunların konuştuğu Gürcüce ile kendilerinin konuştuğu Gürcüce’de bazı sözcüklerin farklı olduğunu, bu nedenle anlaşmada sıkıntı çektiklerini ifade ederler. Bıçakçıların’ın İlyashev mahallesindekiler çocuklarına Gürcüce’yi öğretmedikleri için çocuklar Gürcüce konuşmazlar. Diğer yerlerdeki çocuklar Gürcüce’yi de konuşurlar.

Bu köylerin ne zaman Müslüman oldukları veyahut da eskiden Hıristiyan dininde olup olmadıkları konusu da belirsizdir. Eskiden Hıristiyan oldukları konusunda atalarından-dedelerinden herhangi bir bilgi oluşmamıştır. Bilebildikleri en eski dedelerinin de Müslüman olduklarını ifade ederler. Bıçakçılar köyü İlyashev mahallesinden Ahmet Çorapçı’da saklı bulunan ve dedelerinden kalma XVII.yüzyıla ait berat, buraların en az üç yüzyıldan beri bu köylerin bu köylerin Müslüman olduklarını gösterir. Komşu köy Altıparmak köyünde bugün cami olarak kullanılan X. Yüzyıldan kalma görkemli bir Gürcü manastırının bulunmasına karşın, bu üç Gürcü köyünde bugüne kadar herhangi bir manastır, kilise, şapel veyahut da bunlara ait başka bir kalıntı, iz tesbit edilebilmiş değildir.

Köyler dağınık bir yerleşime sahiptir. Balcılı köyünün merkez mahallesi dar bir sırt boyunca kurulu olup, diğer mahalleler buraya oldukça uzakta yer alır. Köyün Stlekar mahallesinde vadi içerisinde Yusufeli’nin coğrafi şartlarına göre oldukça geniş, düz ve yemyeşil bir alanda yer alır. Bıçakçılar köyü, vadi boyunca dağılmış bir çok mahalle, mezra ve yaylalardan oluşur. Ormanlarla kaplı olan bu köy yeşil bir doğaya sahiptir. Yüksekoba köyünün merkezi dağın dibinde, hafif meyilli ve nispeten düz bir alanda kurulu olup, diğerleri kadar olmasa da yeşil bir görüntüye sahiptir. Köyün kışlağı ise çok daha aşağılarda, Barhal Çayı kıyısında Sarıgöl’e yakın bulunan ve Küplüce (Vanishev) köylülerle birlikte oturdukları Cilat adlı mahalle olup, bazı aileler yukarıya göre daha sıcak olduğu için kışı burada geçirir, ilkbahar veya yaz mevsimi başlangıcında köy merkezine çıkarlar.

Köyler kültürlerine, gelenek ve göreneklerine sıkıca bağlıdırlar. Düğün ve eğlencelerle tulum eşliğinde yöresel oyunlarını ve Artvin halk oyunlarını oynarlar. Artvin halk oyunlarından Kobak, Kobak köyüne ait bir halk oyunu olup, adını da bu köyden almıştır.

Kobak köyünden geçtim
Soğuk suyundan içtim
Güzel güzel kızlara
Selam vermeden geçtim... Şeklinde başlayıp “oy milli milli milli/ Yaşasın hanım gülli” nakaratı ile söylenen Kobak türküsü, bu oyunun türküsü ölup, oyun bir ara durdurularak her mısrası tekrar edilmek şeklinde karşılıklı olarak bu türkü söylenir. Bayar Şahin, “Horona Çağrı” adlı ilk kasetinde bu türküyü özgün söylenişle okumuştur.

Sosyal etkinliklerden Kobak köyünün salikvan yaylasında yapılan şenlikler 1993 yılında geleneksel hale getirildi. Yusufeli ile Arhavi ilçelerinin ortaklaşa tertipledikleri bu şenlikler Salikvan Yayla Şenlikleri adı ile her yıl Ağustos ayının ilk haftasında Salikvan yaylasında yapılmaya devam etmektedir. Balcılı köyünde de her yıl Mayıs ayının ikinci haftasında boğa güreşleri yapılır.

Balcılı köyünde X. Yüzyılda inşa edildiği tahmin edilen ve Savriyet Su Kanalı adıyla bilinen bir su kanalı vardır ki, görülmeye değer bir eserdir. Gürcü kraliçesi Tamara tarafından yaptırıldığı rivayet edilen ve hakkında bir türlü türlü efsaneler anlatılan bu Savriyet Su Kanalı muhteşem bir eser olup, görüntüsü, ürperticiliği ve ilginçliği yazıyla anlatılabilecek türden değildir. Bizzat gidip görmek gerek. Ayrıca eski kral yolunun da bu köyden geçtiği rivayet edilmektedir.

Köylülerin başlıca geçim kaynağı gurbetçiliktir. Gurbetçiliğin dışında halk tarım ve hayvancılıkla geçimlerini sağlamaya çalışır. Geçinebilmek için il dışında çalışan ve dışarıda ikamet edenlerin sayısı oldukça fazladır. Köylerde genç nüfus hemen hemen yok gibidir.

Balcı köyü: Balh-ı Bar, Cami, Orta Mahalle, Poliker, Savriyet, Stlekar adlarında 6 mahalleden oluşur.

Bıçakçılar köyü: Goriyet, Konoban, Kodğigar, Artan, Cami, Deftisa, İlyashev, Kaledibi, Yet adlı 9 mahalle; Bozminde, Kupriyet, Velithev, Pişnarhev, adlı mezralar ile Dugur, Datishara, Mannibev ve Çiçagara yaylarından oluşur.

Yüksekoba köyü: Cilat, Güney Mahalle, Kuzey Mahalle, Mahatet, Pikaltav adlı muhalleler ile Ketket, Neknar, Salikvan ve Zolagara adlı yaylardan oluşur.

Taner Artvinli
Çveneburi Kültürel Dergi
Sayı: 38 Ekim-Aralık 2000


Bıçakçılar (Hevek; Livana) - Yusufeli-ARTVİN
Artvin-Yusufeli ilçesine 30 km uzaklıkta bir vadi içinde kurulmuştur. Halkın % 100 Gürcüdür. 300 haneli ve nüfusu 2500’ ü aşan, Sangöl’ den başlayıp Fındıklı, Arhavi ve Pazar yaylalarına kadar uzanan vadi içerisinde yaşamlarını sürdürmektedir. Birbirinden hayli uzak altı mahalleden oluşmaktadır. Mahalleler; Devtisa, İlyashes, Konoban, Pişnarhev, Devsagara ve yet gibi Gürcüce isimler ile adlandırılmaktadır.
By: admin2

Artvin-Yusufeli ilçesine 30 km uzaklıkta bir vadi içinde kurulmuştur. Halkın % 100 Gürcüdür. 300 haneli ve nüfusu 2500’ ü aşan, Sangöl’ den başlayıp Fındıklı, Arhavi ve Pazar yaylalarına kadar uzanan vadi içerisinde yaşamlarını sürdürmektedir. Birbirinden hayli uzak altı mahalleden oluşmaktadır. Mahalleler; Devtisa, İlyashes, Konoban, Pişnarhev, Devsagara ve yet gibi Gürcüce isimler ile adlandırılmaktadır. Ayrıca her mahallenin mezra ve yayla dediğimiz yerleşim alanları da vardır. (Bocminda, Kupret, Çuçagara, İntgor, Dugur). Çoruh nehrinin doğduğu Kaçkar eteklerinden bulunan yaylalardan akan Çoruh’ un buz gibi suları çoğala çoğala köyümüzün ortasandın geçmektedir. Köye hayat veren bu Hevek deresi daha sonrada kışlada Barhal çayıyla birleşerek akıp gitmektedir.

Bıçakçılar (Hevek; Livana) - Yusufeli-ARTVİN
Bıçakçılar (Hevek; Livana) - Yusufeli-ARTVİN

          Kaçkar dağlarının eteklerinde İntkor ve Dugur yaylaları götülmeye değer. Bu yörede bulunan yüksek ağlayanlar ve yurdumuzun en yüksek ve derin buz gibi sulardan oluşan krater güllerine çok sayıda yerli ve yabancı turistin gitmesine vesile olmaktadır. En çok gidilen göller (Didigöl, Creli göl, Petraintgor gölleri, Kari göl Aknava göl...)
          Kaçkar dağlarının sınır çizdiği o yüksek tepelerin öbür yüzünde Fındıklı, Arhavi, Ardeşen, Pazar, Çamlıhemşin gibi Rize’nin yaylaları mevcuttur. Yaz aylarında genellikle Laz ve Hemşin olan yöre halklarıyla bir bütünlük içinde yayla şenlikleri düzenlenmektedir. Dağlarda yaban keçisi derelerinde alabalık avlanmaktadır. Hele yöresel çalgımız olan “tulum şişirildimi” sabahlara varan horonlar ve halaylarla halk kendinden geçer.
          Laz, Hemşin ve Gürcü kültürlerinin birbirleriyle ne derece yakın hatta aynı olduğunu öğrenmek isteyen yazın Ağustos ayının ilk haftasında düzenlenen Shalikvan Yayla şenliklerini izlemelerini sağlık veririm.
          Köy halkı çalışmayı, yemeyi ve eğlenmeyi sever. Bu üç olgunun hiçbirini kaçırmaz. Yörenin hatta Türkiye’nin en çalışkan insanları bu köydendir desek mubala olmaz. Halkın tamamına yakın kısmı gurbetçidir. Yurdun kalkınmasında çok önemli katkıları vardır. Çalışmayı ibadet bilirler. Köy evleri genellikle bahçe içinde çardaklı iki veya üç katlıdır. Ayrıca mezralarda koğ, yaylada paska denilen küçük evler vardır.
          Vadi içinde her türlü ekim ve dikim yapılmaktadır. Ancak toprağın az olması yeni tarım alanları açmak için aylar süren çalışmalarla duvarlar örülür. O duvarın arkası topraklarla doldurularak evler dediğimiz tarım alanları oluşturulur. Yöre doğayla çok barışık olduğundan ormana ve yeşilliğe zarar vermez. Hiç olmayacak yede evler yapıp orayı yeşillendiren kişiye şapka çıkartılır. Çalışmasını ve eğlenmesini bilenin yeridir Hevey-i livane.
          Düğünler bilinen Gürcü gelenekleriyle yapılmaktadır. Yenen yemeklerden sonra sabaha kadar soğuk kış gecelerine aldırmadan tulum eşliğinde horonlar tepinilir. Demokratik bir ile yapısı geleneğine sahiptir. Kadın-erkek ayrımı hiç olmaz. Yayla şenliklerinde ve düğünlerde Kadın-Erkek birlikte oynar, birlikte eğlenir. Aile içinde kararlar anne ve babayla alınır. Kadına saygı son safhadadır. Kocasından şiddet uygulanan bir tek örneği görülmemiştir. Aile içinde çocuklar tam bir özgürlük içinde büyürler. Ancak okul çağındaki çocukların okul hayatlarında çok başarılı oldukları söylenemez. Çocuklar okul çağına kadar Gürcüce konuştukları için bu okul hayatlarına yansıyor. Yinede köyümüzden çok sayıda yüksek öğrenimini bitirenler var.
          Son yıllarda köyden göçen çok aile var. Şu anda Bursa’ da 200 haneye varan aile yerleşmiş durumdadır. Bir o kadar Adapazarı, İstanbul ve diğer şehirlerde.
          Bu nedenle merkezi Gürsü/Bursa olmak kaydıyla Bıçakçılar Köylüleri Kültür ve Yardımlaşma derneği kurarak örf, adet, gelenek ve göreneklerimizi yaşatmak kararındayız.
          Köy halkı dinine çok düşkün ve vatanseverdir. Ülke bütünlüğünden hiçbir taviz vermeyen bilinçli bir yapıya sahiptirler.
          Köyde söylenen çok sayıda Gürcüce mani vardır ama bu manileri bilenin sayısı çok az.

Gatavda ağarari                 “Mağla mağla ram prinavs
Çem dedesi kavurma         Kaviyatu Kartali
Horifil ğuarma çeyğo          Me guşi ram gevgone
Çukalosi çevurma               Tuiliyatu marlali”

Şevki Topçu
Çveneburi Kültürel Dergi Ekim-Aralık 2000 Sayı: 38


Erfelek - SİNOP
Erfelek Karasu Çayı ile îşkembe Çayı"nın (Kınık Deresi) birleştiği yerde kurulmuş, Sinop"a bağlı 29 Km. uzaklıkta küçük bir ilçe merkezidir. Bu güne kadar sırası ile; Cumayanı, Salavat, Karasu, Erfelek isimlerini almıştır. Erfelek ilçe merkezinin 1750 yıllarında şu şekilde kurulduğu rivayet edilmektedir. Sahil boyundaki çobanlar yazın yaylaya giderken şimdi-ki eski caminin bulunduğu yerde ağaçların tepesine çıkarak ezan okudukları ve Cuma namazı kıldıkları rivayet edilmektedir. bundan sonra çevre halkı Cuma namazını aynı yerde kılmaya devam etmişlerdir. Daha sonra çandı duvarı usulü ile bir çardak yaparak, bu çardakta namazlarını kılmaya başlamışlardır. mevkiinin adı da Cumayanı olmuştur. Halk, çardağı yıkarak 1800 yıllarında o yerde ilk camiyi yapmıştır.
By: admin2

İlçenin Tarihçesi, Coğrafi Durumu
Erfelek Karasu Çayı ile îşkembe Çayı'nın (Kınık Deresi) birleştiği yerde kurulmuş, Sinop'a bağlı 29 Km. uzaklıkta küçük bir ilçe merkezidir. Bu güne kadar sırası ile; Cumayanı, Salavat, Karasu, Erfelek isimlerini almıştır.
Erfelek ilçe merkezinin 1750 yıllarında şu şekilde kurulduğu rivayet edilmektedir. Sahil boyundaki çobanlar yazın yaylaya giderken şimdi-ki eski caminin bulunduğu yerde ağaçların tepesine çıkarak ezan okudukları ve Cuma namazı kıldıkları rivayet edilmektedir. bundan sonra çevre halkı Cuma namazını aynı yerde kılmaya devam etmişlerdir. Daha sonra çandı duvarı usulü ile bir çardak yaparak, bu çardakta namazlarını kılmaya başlamışlardır. mevkiinin adı da Cumayanı olmuştur. Halk, çardağı yıkarak 1800 yıllarında o yerde ilk camiyi yapmıştır. 1850 yıllarında cami-inin yanına birde okul binası yapılarak o zamanın usulüne göre öğretim yapılır. Böylece Cumayanı'nda bu toplum gelişmeye başlar. Halktan bazıları toprak çömleklerde pişirdikleri et ve ciğer yemeklerini Cuma namazı için gelenlere satarlarmış. 1860 yıllarında Rumlar, demirci dükkanları kurarak demirciliğe başlamışlardır. 1854 yıllarına doğru gelen göçmenler, incirpınarı Köyü'nü kurmuşlardır. Tekke, Yeniçağ, Dağyeri'nde de yerle-şenlere rastlanmaktadır. Yine aynı tarihlerde KAFKASYA'dan gelen ABHAZLAR da Tekke, İnesökü, Yeniköy'de yerleşmişlerdir. 1877-1878 Osmanlı - Rus Harbi sırasında BATUM ve ARTVİN taraflarından gelen GÜRCÜLER de Hasandere, Abdurrahmanpaşa, Veysel, Değirmencili, Hamidiye köylerini kurmuşlardır. Halkın diğer kısmını Türkler ve az sayıda Kürtler teşkil etmektedir.
Karasu'da ticaretin gelişmesi Bucak Merkezi'nin büyümesi çevre-deki ihtiyaçların çoğalması, idari işlerin güçleşmesi ile 01.04.1960 'da ilçe merkezi olmuş adı de Erfelek olarak değiştirilmiştir. Bu isim kasabanın güneybatımdaki Kazmasökü Köyü civarında bulunan Erfelek ormanlarına izafeten verilmiştir.

Erfelek - SİNOP
Erfelek - SİNOP

İlçenin Coğrafi Durumu
Erfelek'in Yeri :
Kuz Tepesi ile Soğucalı Tepelerinin hemen bitimindeki vadide akan Karasu Çayı'nın 25 -30 m. Yakınmda kurulmuştur. Erfelek îlce merkezi tepeler arasında kurulduğu için etraftan görme olanağı yoktur.

Sınırları:
Doğusunda Sinop, Batısında Ayancık, Güneyinde Boyabat ve Kuzeyinde Karadeniz ile çevrilidir.

Akarsuları:
İlçe merkezinin üç önemli akarsuyu vardır.

Boyabat ilçesinin Gündüzlü Çamlık ormanlarindan doğar, Erfelek ilçe merkezinin kuzeyinden geçerek Sinop ili yakınlarmda Akliman mevkiinde Karadenize dökülür. Yaklaşık 80 km. uzunluğunda olan bu çay zaman zaman taşarak ilçe merkezindekilere korkulu anlar yaşatır.
Erfelek'i bölerek doğu batı istikametinde akan ve ilçeden çıkar çıkmaz Karasu Çayı ile birleşen bu dere çoğunlukla susuzdur. Kışın ve ilkbaharda su bulunur.

Sorgun Köyü tepelerindeki Kocadağ eteklerinden çıkarak ilçe merkezine 5 km. mesafede Karasu çayı ile birleşir. Uzunluğu 10 km.dir.

Toprak Durumu : Erfelek ilçesinin toprakları ikinci zamanda oluş-muş ve teşekkül etmiştir. Şile'den Ordu'ya,0rdu'dan Ünye'ye, Ünye'den Samsun ve Sinop boyunca, Sinop'tan Erfelek'e kadar uzanan toprakların tebeşir devrinde oluştuğu anlaşılmaktadır. Sonradan bu topraklar kırılmalara çökmelere uğramıştır. Yer yer verimli bir arazi özelliği taşımaktadır. Tebeşirli kayalara daha ziyade Çatak çayı boyunca rastlanır. Horzum Köyü yakmlarında tahtaya yazı yazılabilecek durumda olan tebeşirli kayalara rastlamr. Çevre halkı buna pekmez toprağı demektedir. (Çevre halkı bu toprağı un haline getirip pekmeze kattıkları için bu ismi vermişlerdir.)

Meyvecilik: İlçe köylerinde en çok kestane, elma, armut, kiraz, ceviz, fındık, incir yetiştirilmektedir. Yalnız kestane ve fındık her köyde bulunmamaktadır. Bol miktarda meyve yetiştirildiği halde meyveler yeterince değerlendirilemeyip yaş olarak tüketilmektedir.

Hayvancılık:
İlçenin tüm köylerinde hayvancılık yapılmaktadır. Küçükbaş hayvanlardan keçi ve koyun yetiştirilmektedir. Büyükbaş hayvanlardan sığır, manda yetiştirilmektedir.

İIçenin Tarihi Eserleri
Kaldırayak Köyü'nde (Gerdangıran) Tepesi'nde tarihi bir mağara ve mağarayı takiben tünel vardır. Bu tünel Erfelek ilçe merkezi ile Akça-söğüt Köyü'nün Okçul Mahallesi'ne açılmaktadır. M.Ö. 45. Yıllarda Pelin tarafından Sinop'a 18 mil mesafeden su geçirildiği muazzam su yollarının yaptırıldığı yazılıdır. Bu su yolunun Erfelek Hasandere Köyü'nden geçtiği kalmtılardan anlaşılmaktadır. Erfelek ilçe merkezinde önemli tarihi kalıntılar yoktur.
Köylerinden Abdurrahmanpaşa'da (Uzuntürbe), Tekke'de (San Tekke), Balıfakı'da (Fakı Türbesi), Sorgun'da (Halil Türbe'si), Akçaçam'da (Aşık Hasan Türbe'si ), Kızılcaelma'da (Çile Türbesi), Yeniköy'de (Akpmar ve Kanlı Türbe) gibi türbeler mevcuttur. Uzun Türbe ve Sarı Tekke'de yılın belli günlerinde dualar okunur, pazarlar kurulur.


Yeni Sayaca Köyü - Ulubey - Ordu
Konumu: Ordu ile Ulubey ilçesine bağlıdır. Ulubey ilçesinden 5 km. güneyinde Ulubey-Sivas karayolu üzerindedir. Tarihçesi: 93 harbinde Batumi"den gelen Gürcüler once Ordu"nun Eskipazar mevkiinde yerleştirilir. Ancak o yıllarda sıtma hastalığı yaygın olduğundan, Batumi"de yaşadıklan yerlerin şu anda oturdukları yerlere çok benzediğinden, Eskipazar mevkiinden yokuş dibi, Bahariye köyü, bir kısmıda Ordu merkez köylerinden Akkese, Burhanettin, Tepeköy ve Yeni Sayaca köyüne yerleşmişlerdir.
By: admin2

Yeni Sayaca Köyü

Süleyman ÇALIŞKAN

Konumu: Ordu ile Ulubey ilçesine bağlıdır. Ulubey ilçesinden 5 km. güneyinde Ulubey-Sivas karayolu üzerindedir.
Tarihçesi: 93 harbinde Batumi'den gelen Gürcüler once Ordu'nun Eskipazar mevkiinde yerleştirilir. Ancak o yıllarda sıtma hastalığı yaygın olduğundan, Batumi'de yaşadıklan yerlerin şu anda oturdukları yerlere çok benzediğinden, Eskipazar mevkiinden yokuş dibi, Bahariye köyü, bir kısmıda Ordu merkez köylerinden Akkese, Burhanettin, Tepeköy ve Yeni Sayaca köyüne yerleşmişlerdir. Sayaca köyüne yerleşen Gürcüler Çöllen, Çubuk ve Kazancı mahallelerine yerleşmişler. Köy tipi evlerin yerine beton evler yapılmış, evlerin altına ahırlar yerleştirilmiş, zamanla ahırlar dışarda inşaa edilmiştir. Ayrıca serendeler ve samanlıklar yaygın haldedir. Evler sıvalı ve boyalıdır. Her evde mutlaka telefon, elektrik ve su mevcuttur. Renkli televizyondan al da derin dondurucusu olmayan evler yoktur, köy halkı şehir yaşantısını sürdürmektedir.
Nüfusu: Köy nüfusu 1.200 kişidir. Ancak köy nüfusundan daha fazla başta Ordu ve İstanbul'da gurbette yaşamaktadır. Köyün gerçek nüfusu fındık ayı olan Ağustos ayında kendini göstermektedir. Köyün okur-yazar oranı % 98 dir. Çok sayıda üniversite mezunu vardır. Tahsil yapanların hemen hepsi köyden ayrı yerde veya özel kuruluşlarda çalışmaktadır. Ordu iline yakın oturanlar köye sabah akşam gidiş geliş yapmak sureti ile köyde oturmaktadır, köyünden ilişkisini kesmemiştir. Dededen kalma arazisine saygısı nedeniyle her yıl Ağustos ayında kısa sürede kalsa köyüne gelir. Köyün her mahallesinde ilkokul ve cami vardır.
Gelenekler: Geleneklere çok bağlı olan köyde, bu gelenekler süratle kaybolmaktadır.Önceki yıllarda evlenmeler Gürcülerle yapılıyordu son yıllarda bu gelenek artık yok gibidir. Gürcüce bilinmekte ise de günlük yaşamda Gürcüce az kullanılmaktadır. İçki, kumar kesinlikle yoktur. Büyüklere saygı eskisi gibi devam etmektedir. Bayramlarda bayram namazından sonra başta yaşlılar sıraya dizilirler sıra ile bayramlaşma yapılmakta cami çıkışında her eve uğramak sureti ile bayramlaşma yapılmaktadır. Köy halkı dinine düşkün, vatansever ve misafirperverdir. Türkiye'de belkide ilk kez Kuran yatılı kursu bu köydedir.
Tarihi yerler: Kazancı mahallesinde BizansIılardan kalan tarihi kale vardır. Kalenin tek giriş yeri var, sadece iki kişi yan yana yürümek sureti ile çıkabiliyor. Daha önce korumaya alınamadığından defineciler tarafından kazı çalışmaları yapılmış, bu nedenle tahribata ugramıştır. Ayrıca tarihi çeşmeler de mevcuttur.
Ekonomi: Köyde fındık, mısır ve patates yetiştirilir. Ekonomik olarak fındık satılmaktadır. Köy halkının ekonomik gelir kaynağı fındıktır. Ayrıca arıcılık ve hayvancılık yapılmaktadır.Ekonomik durumu iyi olanlar kış aylarında şehir merkezinde oturmaktadır. Köyde pek az kişi tarafından bilinen

Gürcüce manilerden biri:

Şukti bico şekşenduvo
Lamazi gogo dakşuvendeba
Erti vori mesama
Me gogvevşi visame.

Çveneburi Kültürel Dergi
Ekim-Aralık 2001 Sayı: 42


Gürcüçiftlik - Düzce
Gürcüçiftlik, Bolu’ya bağlı Düzce ve Yığılca ilçeleri merkezleri arasında bir yerleşim yeri. Güzel evleri, camisi, okulu ve içinden geçen Yığılca Çayı’ya hoş bir belde Gürcüçiftlik. Köyün sakinleri, Gürcüstan’dan göç edip buraya yerleştikleri için köye Gürcüçiftlik adı verilmiş. Burada yaşayanlar dinleri için göç etmişler, ama dillerini unutmamışlar. Köyde iki aileyle tanıştım. Bunlardan biri çok önceleri (‘93 Muhacereti) gelmiş, diğer aile ise üç yıl önce Gürcüstan’dan gelip yerleşmiş.
By: admin2

Gürcüçiftlik, Bolu’ya bağlı Düzce ve Yığılca ilçeleri merkezleri arasında bir yerleşim yeri. Güzel evleri, camisi, okulu ve içinden geçen Yığılca Çayı’ya hoş bir belde Gürcüçiftlik.  Köyün sakinleri, Gürcüstan’dan göç edip buraya yerleştikleri için köye Gürcüçiftlik adı verilmiş. Burada yaşayanlar dinleri için göç etmişler, ama dillerini unutmamışlar. Köyde iki aileyle tanıştım. Bunlardan biri çok önceleri (‘93 Muhacereti) gelmiş, diğer aile ise üç yıl önce Gürcüstan’dan gelip yerleşmiş.
Selim Mahiroğlu’nun (Tok) ailesi Gürcüstan’ın Akho şehrinden gelmiş. Kendisi bu köyde doğmuş, 90 yaşında, rençperlik yapıyor. Kimseden yardım almadan kendi yaşamını sürdürebiliyor ve ihtiyaçlarını karşılayabiliyor. Eşi ise 85 yaşında; o da göçmen Helimoğullarından... Selim Mahiroğlu göçle ilgili şunları anlatıyor: “Biz İstanbul’a gemiyle gelmişiz. Batum’da gemi bir ay demirleyip beklemiş. İsteyen göç etmiş, istemeyen Gürcüstan’da Akho’da kalmış.” Amca oğulları Akho’da kalmış. Geçen yıl ağabeyimle onları Akho’da ziyaret ettik ve görüştük. Göç nedenleri arasında, cenaze ve dini törenlere baskı yapılması, ibadetlerini rahat yapamamaları gibi korkuların da bulunduğundan söz ettiler. Selim Mahiroğlu devam ediyor: “Devlet bize Adana’da yer göstermiş. Biz yer hakkımızdan vazgeçtik. Kendi imkânlarımızla Düzce’ye yerleştik. 60 altına almış bu yerleri babam. Dayımın oğulları ve akrabalarımız da İzmit’in Avnitepe ve Sarısu köylerine yerleşmişler. Görüşürüz, birbirimize gider geliriz. İki oğlum, üç kızım var. Yaşlılığımız dışında, eşimin ve benim hiçbir rahatsızlığımız yok”
Eteri Papaşvili, Gürcüstan’ın Rustavi şehrinde doğmuş. 23 yıl bir hastanede laborant olarak çalışmış. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından Gürcüstan’da ekonomi bozulmuş, pahalılık almış başını yürümüş; eskiden iyi olan yaşamları çekilmez hale gelmiş. Bunun üzerine Eteri pazarcılık yapmaya gelmiş Türkiye’ye... Düzce’de pazarcılık yaparken, bir gün Gürcüçiftlik köyünden Osman Gezici “benimle evlenecek bir bayan var mı” diye sormuş Eteri’ye.  Eteri de “ben varım” demiş ve evlenmişler. Üç yıldır Gürcüçiftlik köyünde yaşayan Eteri, Müslüman olmuş, Kuran okumayı öğrenmiş, namaz dualarını ezberlemiş. Merakımdan soruyorum Eteri’ye, “Hıristiyan iken Müslüman oldunuz. Nasıl bir duygu içindesiniz?” Eteri cevaplıyor beni. “Benim için din fark etmez. İkisini de Allah’a giden yol olarak görüyorum. Önemli olan eşimle anlaşmamız ve hayatın gerçekleri. İlk evliliğimden olan iki çocuğumu var Gürcüstan’da. Yakında çocuklarımı ve yakınlarımı görmek için eşimle birlikte Gürcüstan’a gideceğiz.”
Gürcüçiftlik sakinleri karınca duası gibi Gürcüce dualar biliyorlar. Nazar dualarıyla, üfürükle, Gürcüce şarkılarla, Gürcüce mevlitle karşılaşmak hiç de şaşırtıcı değil.

Nuri ÇELEBİ
Mamuli Kültürel Dergi
Sayı:1 Ocak 1997


Hacıalipınar Mahallesi (KİREMİTHANE) - Ladik-Samsun
Hacıalipınar Mahallesi Samsun ilinin şirin ilçesi Ladik"in tanınmış Batumi göçmenlerinin yaşadığı mahallesidir. Hacıalipınar Mahallesi"ni Batumi"nin Maçaheli bölgesinin Çhutuneti köyünden miladi 1877-1878 (Hicri 1293) yılında göç eden 15 hanenin kurduğu söylenir. Hacıalipınar Mahallesi Ladik ilçesine 1km. uzaklıkta olup doğu tarafı çarşı, batı tarafı ise köyü andırmaktadır. Bunun yanında bir de altı km. güneydoğusunda yer alan Gürcü yaylaları da vardır. Yaylacılık nesilden nesile günümüze kadar süre gelmiştir. Her yıl soğukların bitmesi ve otların yeşermesi ile yaylaya çıkılır. Yeşilliğin kuruması ile yaylacılık sona erer.
By: admin2

Hacıalipınar Mahallesi Samsun ilinin şirin ilçesi Ladik'in tanınmış Batumi göçmenlerinin yaşadığı mahallesidir. Hacıalipınar Mahallesi'ni Batumi'nin Maçaheli bölgesinin Çhutuneti köyünden miladi 1877-1878 (Hicri 1293) yılında göç eden 15 hanenin kurduğu söylenir.

Hacıalipınar Mahallesi Ladik ilçesine 1km. uzaklıkta olup doğu tarafı çarşı, batı tarafı ise köyü andırmaktadır. Bunun yanında bir de altı km. güneydoğusunda yer alan Gürcü yaylaları da vardır. Yaylacılık nesilden nesile günümüze kadar süre gelmiştir. Her yıl soğukların bitmesi ve otların yeşermesi ile yaylaya çıkılır. Yeşilliğin kuruması ile yaylacılık sona erer.

Coğrafi Konumu: Doğusunda Ladik ilçesi ve Şehreküstü Mahallesi, güneyinde Tüfekçidere, batısında Kızılsini (Çerkeş) Mahallesi, kuzeybatısında İhsaniye (Papaklı), tam kuzeyinde ise Ladik Çimento Fabrikası yer alır.

Hacıalipınar Mahallesi ismini bol ve berrak akan pınardan almıştır. Mahallemizin tam ortasında bulunan Osmanlı zamanında vakıf olarak Batumi'li Gürcü Ömer Bayraktar tarafından yeniden yaptırılan pınar bulunmaktadır. Bu pınarın Hicri 1327 yılında yaptırıldığı üzerindeki Osmanlıca yazı ve tarihinden anlaşılmaktadır. Hacıalipınar Mahallesi'ne Baturni'li muhacirlerin 13 Temmuz 1878'de geldikleri bazı resmi kayıtlardan anlaşılmaktadır.

Gerek 1. Dünya Savaşı'nda ve gerekse Kurtuluş Savaşı'nda bu vatanın uğruna canlarını seve seve veren bir çok şehit dedelerimiz ve yakınlarımız vardır. Onların ve tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun. Hacıalipınar Mahallesi geçmişte birçok gencini şehit vermesine rağmen bu gün 60 haneyi aşan hane sayısı ile nüfusu yaklaşık 270 kadardır. 1960'lardan sonra Hacıalipınar Mahallesi çok göç vermiştir. Ladik'te en sivrilmiş yer Gürcülerin Hacıalipınar Mahallesidir. Ve bu mahalle Gürcü Mahallesi diye tanınır. Bunun yanında Batumi'nin Maçaheli bölgesinin Sagureti köyünden gelenlerin oturduğu Ayvalı Sokağı da Gürcü yerleşim yeridir. Ayrıca Acaralı dedikleri Aslantaş Köyü'nde de çok az sayıda ve Ladik'le Kızoğlu köyü arası Namazgah denilen yerlerde dilini unutmuş Gürcüler vardır.

Kültür: Mahalle halkı kültür değerlerinin bir çoğunu kaybetmesine rağmen bu gün halen bazı hanelerde Gürcü kültürü yaşamaktadır. Eski memleketlerindeki yaylalarını sanki Ladik'in Akdağ eteklerine getirmişler. Çam tahtasından yapılan tek odalı ahşap evli yaylalar üzerine kiremit ve kiremitler uçmasın diye aralarına beyaz taşların konması, yaşam için yapılan hayvancılık ve küçük çapta bahçe tarımı kendi özkültürüne olan ilgilerini sergilemektedir. Ayrıca yaylada yapılan gençler arası oyun-eğlence bir de bunun yanında tahteravalli (saçriyala) yaylacılığın eğlenceli yanı. Gençlerin oynadıkları oyunlar ise filiz (subera), yakartop, can can (değnek oyunu), çelik çomak vb. gibi oyunlar gerek yaylada gerekse mahallemizde oynanan oyunlar arasındadır.

İnanışları:
1- Gece yılandan bahsedilmez, düşmanların dilediklerine inanılır.
2- Gece ev süpürülmez, gece dışarı çöp atılmaz.
3- Gece ateşe su serpip söndürülmesini iyi saymazlar.
4- Elbise giyilmiş vaziyette dikilmez. Ya çıkarılır öyle dikilir veya ağzına ip gibi bir şeyler alınarak dikilir ve diktirilir.
5- Sünnet olma çocuğun annesi çocuğu sünnet okluğu an yada bir derede veya su akıntısında yalınayak gezer oyalatır.
6- Bir kişi öldüğü zaman onun peşine fazla zaman geçmeden bir kişi daha ölürse önceki ölenin sonrakini götürdüğüne inanılır.
7- Eve kelebek geldiği zaman ölünün ruhunun evi ziyarete geldiğine inanılır.
8- Ocakta ateş yanarken kıvılcım çıtırdayıp sıçradığı zaman birisinin o ev halkı ile kavga veya münakaşa yapacağına inanılır.
9- Yeni yürümeye başlayacak olan bebeklerin ayakları iple hafifçe bağlanarak Cuma günü Cuma namazından ilk çıkana ayaklarına bağlı olan ipi makasla kestirilir ve kesen kimseye bir haşlanmış yumurta gelenek usulü verilir.
10-  Rüyada birinden sabun almak iyi değildir, rüyada dayak yemek kuvvet almak, dayak atmak kuvvetini o kişiye verdiğine inanılır. Ayrıca, rüyada kan görmek rüyanın bozulduğuna işarettir.

Yemekler:
Lahana (phali), Phal Lobia, Malahto, Tabusuni (lepsi), Kerçho, Çumur, Mısır ekmeği (çadi), Kediyani puri, Hasuta, Hoşmer, Kuymak

Sülale Adları: Hacıalipınar Mahallesi altmış hane olup onaltı sülaleden müteşekkildir. Bunlar:
1- Sulubey, 2- Çavuş, 3- Çavuşoğlu, 4- Ergül (Hocişan), 5- Kantar (Kavtaroğlu), 6- Yuvuzer (Tellioğlu), 7- Ustaoğlu (Ustasanoğlu), 8- Bayraktar, 9-Özdamar (Kibaroğlu), 10- Aker, 11- Kiper, 12- Ertan (Cakeoğlu), 13- Şahinler, 14- Peker (Selimoğlu), 15- Korkut (Kokotoğlu), 16- K. Bayraktar gibi onaltı lakapta sülale olmasına rağmen kimi sülalelerin eski lakapları bilinmemektedir.

Mahallemizin Ladik ilçesine çok yakın olması nedeni ile eğitim seviyesi yüksektir. % 95'i ilkokul mezunudur. Eğer öğrenci kabiliyetli ise mutlaka liseden mezun edilinceye kadar okutulur. Eski gelenek ve kültür gün geçtikte unutulmaktadır. Bunun yerine yeni kültürler yer almaktadır. Bugün yeni kuşak Gürcüce'den birkaç sözcük dışında birşey bilmemektedir. Gürcüce'yi en son 1969'un kuşağı bilir ancak konuşamaz.

Maniler:
1- Memedali daldali
     Erti kvershi çavpali
     Amevğe rom dampali

2- Mariobav mariobav
     Şen nenem tzevda
     Şenas guprindi

Dualar:
l- Tiredi movda
     Upto unupto çamovda
     Çarçhşi çurçhşi
     Eveli uhelo da upeho da 
     Gadavklape ukorhoto
     Katsma deytsa
     Garçma şeyhsna 
     Ravay şeyhsna
     İse ,ipray geyhsna

2- Dğes davri akiro
     Dğes geyhara 
     Dyges meyshna 
     Evel uhelo
     Çamvel upeho
     Şevtzvi utsetshlo
     Şevçame ukiblio
     Me miotsavi ğmerto
     Şvelebuli

Bazı deyimler ve Beddualar:
1- Ğmertma gagasuptos.
2- Ğmertma açaris tkeepşi pehşişvelay gaçenos.
3- Nakavs nakavs tskali nakavs. (Bir konuda devamlı aynı şeyleri ısrarla konuşanlar için söylenir.)
4- Mamali mamluçi dedali dediuçi.
5- Akva, cakvaşin meykvanet avati gahta (Bilmece: Eve getirdik hasta oldu.)
6- Takaş tukaş makara çemma şişa dakara.

Fatma KORKUNT
Çveneburi Kültürel Dergi
Sayı: 43 Ocak-Mart 2002 


Sarısu - İZNİK
İznik’e bağlı eski bir köy. Aslında bir Rum köyü idi. 1880’li yıllarda köye 16 hane Rumeli göçmeni yerleştirilmiştir.1895 Yıllığı’na göre 16 hane ile 62 kişinin yaşadığı bir köy idi. Köyde uzun yıllar Rumeli göçmenleri yaşamaktaydı. Ancak 1940’lı yıllara kadar köy neredeyse boş gibiydi. Bu tarihten sonra GÜRCÜLER Sarısu’ya yerleşmiştir. Bugün bir Hacıosman’a bağlı bir mahalle olmuştur. 20 hane kadar GÜRCÜ göçmeni yaşmaktadır. Rumlardan kalan kilise yakın zamanlarda ayakta iken, köyün hemen altında bir de manastır kalıntısı vardır.
By: admin2
İznik’e bağlı eski bir köy. Aslında bir Rum köyü idi. 1880’li yıllarda köye 16 hane Rumeli göçmeni yerleştirilmiştir.1895 Yıllığı’na göre 16 hane ile 62 kişinin yaşadığı bir köy idi. Köyde uzun yıllar Rumeli göçmenleri yaşamaktaydı. Ancak 1940’lı yıllara kadar köy neredeyse boş gibiydi. Bu tarihten sonra GÜRCÜLER Sarısu’ya yerleşmiştir. Bugün bir Hacıosman’a bağlı bir mahalle olmuştur. 20 hane kadar GÜRCÜ göçmeni yaşmaktadır. Rumlardan kalan kilise yakın zamanlarda ayakta iken, köyün hemen altında bir de manastır kalıntısı vardır.

Kırkhamam - IZNİK
İznik’e bağlı eski bir köy.Aslında bir Rum köyü idi.Ancak Rumlar, 2 km. kadar kuzeyinde bulunan Eski Kırkharman olarak anılan yerde idi. Bölgeye, Kurtuluş Savaşı öncesinde GÜRCÜ göçmenler yerleşmişti.1915 yılında Rumlar köyü terk edince,önce Bulgaristan, sonra da 1924 yılında Yunanistan göçmenleri yerleşmiştir. Bugün tümüyle bir GÜRCÜ yerleşimi olmasına karşın GÜRCÜLER köye 1945 yılından sonra gelmeye başlamıştır. Bugün Hacıosman’a bağlı bir mahalle olmuştur. GÜRCÜLER, BATUM’un ĞORCOMİ köyünden gelmiştir. Halen köyde 20 hane kadar GÜRCÜ göçmeni yaşmaktadır.
By: admin2
İznik’e bağlı eski bir köy.Aslında bir Rum köyü idi.Ancak Rumlar, 2 km. kadar kuzeyinde bulunan Eski Kırkharman olarak anılan yerde idi. Bölgeye, Kurtuluş Savaşı öncesinde GÜRCÜ göçmenler yerleşmişti.1915 yılında Rumlar köyü terk edince,önce Bulgaristan, sonra da 1924 yılında Yunanistan göçmenleri yerleşmiştir. Bugün tümüyle bir GÜRCÜ yerleşimi olmasına karşın GÜRCÜLER köye 1945 yılından sonra gelmeye başlamıştır. Bugün Hacıosman’a bağlı bir mahalle olmuştur. GÜRCÜLER, BATUM’un ĞORCOMİ köyünden gelmiştir. Halen köyde 20 hane kadar GÜRCÜ göçmeni yaşmaktadır.

Türkiye"deki Gürcü Köyleri - ქართული სოფლები თურქეთში
Gürcü halkı, Avrasya uygarlığının temellerini hazırlayan ve Helenistik dönemden önce yeryüzünde devlet birlikleri kuran dünyanın en eski halklarından biridir. Yüzyıllardır yakın komşu olarak yan yana yaşamanın temellerine dayanan siyasal-ekonomik ve kültürel ilişkilerin bir sonucu olarak, Türkiye ve Gürcüstan birbirine oldukça yakınlaşmıştır.
By: admin2

Gürcü halkı, Avrasya uygarlığının temellerini hazırlayan ve Helenistik dönemden önce yeryüzünde devlet birlikleri kuran dünyanın en eski halklarından biridir.

Yüzyıllardır yakın komşu olarak yan yana yaşamanın temellerine dayanan siyasal-ekonomik ve kültürel ilişkilerin bir sonucu olarak, Türkiye ve Gürcüstan birbirine oldukça yakınlaşmıştır. Türkiye Gürcüstan için, örneğin Ermenistan ve Azerbaycan gibi, sıradan bir komşu ülke değildir. Türkiye de yandan, uzun zamandır, bir komşu ülke olmanın yanı sıra, sıkıntıya düşen Gürcülerin sığındığı bir ülke olmuştur. Bu “sıkıntı”, tarihsel açıdan sıklıkla iltica edilen ülke rolü oynamıştır. Bu durum, başka etkenlerle birlikte, Gürcü nüfusunun Türkiye topraklarında yerleşmesine yol açmıştır. Beni dinleyenler (okurlarım ) Gürcüstan tarihine eğer bir göz gezdirirse, bu konudaki düşüncelerime kuşkusuz katılacaklardır.

Gürcülerin tarihinin, tarih öncesi dönemden başladığı Yunan-Roma ve Arap-Fars kaynaklarından anlaşılmaktadır; bu tarihin başlangıcı yeni kronolojik sistemden onlarca bin yıl öncesinden aramak gerekir. Gürcü halkı, Avrasya uygarlığının temellerini hazırlayan ve Helenistik dönemden önce yer yüzünde devlet birlikleri kuran dünyanın en eski halklarından biridir. Bundan dolayı da Gürcüstan, kısa süre sonra, 2000 yılında, güvenilir yazılı kaynaklara dayanarak devlet kurma geleneğini 3000 yılını kutlayacaktır.

Bu yaşlı tarihin yapıcısı Gürcüstan, büyük şair Grigol Orbeliani’ nin söylediği gibi, her zaman “cesur, konuksever, karayazıya karşı savaşan bir ulustu’ tu. Gürcü ulusu, uzun tarihsel yolu, “karayazıya karşı” savaşarak geçmiştir. Bu halkın vatanı, Tanrı’nın başlangıçtan bu güne bahsettiği Gürcüstan’ı, doğasının ve insanın fiziki ve ruhsal çekiciliğinden dolayı, bu dünyanın cenneti olarak adlandırmışlardır. Bir şair haklı olarak şöyle demiştir:

“Adem’e ve Cennet’e düşsel şarkılar söylerken,
Hep Gürcüstan’ ı ima ediyordu bizim şairler.”

Kitabı Mukaddes’ teki efsanelere göre, bu yer yüzünün yaratıcısının, Azize Bakire Meryem için bir yazgısı vardı.

Anne Meryem’ in ölümlü dünyada yaşaması, bu toprağa sahip çıkması, onun koruması ve bugüne getirmesi, Gürcü halkı için büyük bir kahramanlık değeri taşımıştır. Bizim atalarımız bu toprağı koruyabilmek için kanını vermiş, öte yandan yüzyıllar boyunca sayısız düşman bu toprağa göz dikmiştir. 20. yüzyılın sonunda Abhazya’da ve Samaçablo’da ( Güney Osetya ), dış güçlerin müdahalesiyle uygulanan şiddetle Gürcüstan’ın toprak bütünlüğünün tehlikeye girdiği bir gerçektir. Ancak bütün Gürcüler, bizzat Abhaz, Oset ve Gürcü halklarının duyarlılığıyla, bu kardeş uluslar arasında yüzyıllara dayanan güçlü dostluğu, kardeşliği ve Gürcüstan’ın toprak bütünlüğünü yeniden göreceğimize inanmaktadırlar.