-
Haber-Aktüalite ▼
-
Faaliyetler ▼
-
Yaşam-Kültür ▼
-
Tarih-Coğrafya
-
Edebiyat ▼
-
Yayınlar ▼
-
Görüş-Düşünce ▼
-
Gürcüce ▼
-
Söyleşi ▼
-
Video ▼
-
İnteraktif ▼
-
Chveneburi.Net ▼
 AISI TOUR
|
| Yayımlar : 11 |
Sayfa 1 ın/in/un/ün 2
Sonraki >
|
|
PİROSMANİ, SAYI:11 (YAZ 2010)
Kızıl bir rüzgâr gibi geçip gidiyor hayat…
Kızıl bir rüzgâr gibi geçip gidiyor hayat, önüne düşleri ve aşkları katarak… Hayat, kendisinin kızıl bir rüzgâr olduğunu bilmeden, bir martının beyaz kanatlarında taşıyıp getirdiği… Bazen deli bir fırtına, bazen ılık bir meltem... Rengini değiştirip bazen maviye, bazen sarıya çalıyor… Ama o da gidebileceği yolu izliyor yalnızca, sağa sola sapsa da bazen, korksa da kurduğu düşlerden, kaçmak ve gizlenmek istese de... Ve sonunda aynı yere varıyor kızıl rüzgârın izinden giderek, o yere, biraz erken ya da geç… Âşık olduğu kızla ilk öpüşmenin verdiği esrikliği yanında taşıyor yol boyunca, ama o yere gelince duruyor ve ilk öpüşmeyi orada bırakıp tek başına devam ediyor yoluna, beyaz kurdelelerin sarktığı ağaçların altından geçerek… Bu kardan kurdeleleri ağaçlara asan kız, her birine birer damla gözyaşı akıtıyor, sabahın çiy taneleri gibi saf ve duru… Ve sonra, her biri kızıl rüzgârın içinden geçerek renklerini değiştiriyor
|
|
PİROSMANİ, SAYI:10 (KIŞ-BAHAR 2010)
Aşk ve hüzün martıları…
Bir masaldı; iki martı masalı, bir aşk ve bir hüzün... Birine aşk, diğerine hüzün düştü, ama iki kent daha önce hiç bu kadar uzak düşmedi; bu kadar yakın da... Ortalarından geçip giden sular, hiç böyle kederli ve neşeli akmadı; iki kentin iki yakası birbirine böyle hüzünle bakmadı. İki kentin martıları daha önce hiç böyle süzülmedi suların üstünden, bir yakadan öbür yakaya… Hiçbir martı âşık olmadı bir başka kentin martısına; yüreği Nisan yağmurları ve Kasım karlarıyla hiç böyle dolmadı.
|
|
PİROSMANİ, SAYI:9 (YAZ-GÜZ 2009)
Çocukluğumun geçtiği köy, o yaşlarda benim için sadece bir köydü ve başka köylerden farkı, evimizin burada bulunmasıydı. Hiç kuşkusuz evimizin, çok eskiden yapılmış olması, sekiz kardeş olan babamların çocukluklarının burada geçmiş olması gibi merak uyandırıcı yanları vardı. O zaman başkalarının anıları benim için bir tarih gibiydi. Bu tarihin de kesin olarak bilinen bir başlangıcı vardı ve “Batum’dan göç” gelinen tarihle başlıyordu. Oysa köyün eskiye ait bir tarihi de olmalıydı. Ne var ki bilinen kısmı bile pek anlatılmazdı bu eski tarihin. Ama trajik yanını fark etmek mümkündü gene de. Birileri göç etmek zorunda kalmış, evlerini bırakıp gitmişlerdi. Bizim dedelerimiz de yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalmış; bu köye gelmiş ve buradaki terk edilmiş evlere, topraklara yerleşmişlerdi. Bizim köyden gidenler de gittikleri yerlerde, topraklarını terk etmek zorunda kalmış ailelerin evlerine yerleşmiş olmalıydılar. Trajedi yer değiştirmişti adeta.
|
|
PİROSMANİ, SAYI:8 (BAHAR 2009)
“Yabancı gökyüzü altında” deyişi, sevdiğim deyişlerden biridir. Beni ve bizi iyi anlattığını düşünürüm her şeyden önce. Bu deyiş benim için bir duygu farklılaşmasını ifade eder, mekândan çok. Ne olduğumuz değil ne olmadığımız, ne hissettiğimiz değil ne hissetmediğimiz öne çıkar bu duygu halinde... Kalabalıklar içinde olabilir, o kalabalığın bir parçası görünebiliriz, ama o kalabalık bizim yabancı gökyüzü altındaki duvarımızı aşamaz, öteye geçemez ve bizi kendinden bir parça yapamaz. Görünürde duvarın beri yanındayızdır, kalabalıklar içinde, ama görünmeyen dünyamız duvarın ötesinde durur, yabancı gökyüzü altında. “Yabancı gökyüzü altında” deyişi, biraz hileli bir deyiştir de; her nerede bulunursak bulunalım, bizi değil üstümüzdeki gökyüzü örtüsünü yabancı olarak görür ve gösterir. Oysa yabancı olan içimizdeki dünyalardan biridir, üstelik o dünya biraz öteki, biraz bizden uzak bir dünyadır.
|
|
PİROSMANİ, SAYI:7 (KIŞ 2009)
Neredeyse eve girecek ladin, başını uzatmış pencereme, bir dost gibi, sevgili gibi, sevmekten vazgeçmeyen… Kar yağarken beyazlara bürünüyor, yağmurda çiylere… Güneşli günlerde parıltılar saçıyor yeşilin her tonunda, gümüşi ay ışığında daha bir gümüşleniyor, her çeşidine bürünüyor simlerin. Başını uzatmış pencereme, neredeyse eve girecek ladin. Zaman kısalırken o uzuyor durmadan, boy atıyor gökyüzünü aşağı çeker gibi… Ve evi de geçecek neredeyse ladin…
|
|
PİROSMANİ, SAYI:6 (GÜZ 2008)
Rusya yönetimi, Sovyetler Birliği’nin dağılması sürecinden başlayarak Gürcüstan’ın iki bölgesinde, Abhazya’da ve Güney Osetya olarak adlandırılan bölgede Gürcülere karşı sistematik bir savaş yürüttü ve bu savaş Ağustos 2008’de tamamlandı. Bu kirli savaşın pek çok yüzü var, ama en önemli yüzü bu bölgelerde uygulanan etnik temizliktir. İçinde başka kökenden insanları da barındırmasına karşın etnik temizlik asıl olarak Gürcülere karşı yürütüldü. Savaşın ve etnik temizliğin sonucunda bu iki bölgenin nüfuslarının yaklaşık üçte ikisi evlerinden kovuldu ve bugün bu insanların çoğunluğu Gürcüstan’ın diğer bölgelerinde yaşamlarını zor koşullarda sürdürmektedir.
|
|
PİROSMANİ, SAYI: 5 (YAZ 2008)
İnsanlık tarihinin, özellikle yazılı olmayan geçmişini araştırmak için toprağı derinlemesine kazıyoruz. Bu kazılarda ortaya çıkan kalıntıları inceliyor ve geçmişimize ait bilgilere ulaşıyoruz. Elimize geçen iskelet kalıntıları, taş aletler, toprak kaplar, işlenmiş metaller, yapı kalıntıları, yazıtlar, bir bakıma bize bizim kim olduğumuzu söylüyor. Bütün bunlar, nereden geldik nereye gidiyoruz sorusunun tam yanıtı olmayabilir, ama merakımızı büyük ölçüde giderdiği söylenebilir.
|
|
PİROSMANİ, SAYI:4 (BAHAR 2008)
 Erken yaşlarımızın kültlerinin sonraki hayatımıza eşlik etmemesinin, pek çok şeye göre daha kalıcı izler bıraktığını söyleyebiliriz. Çocukluğumuzun sofrasının parçası olan bir yemeği yetişkinliğimizde bir daha hiç yemememiz gibi mesela. Çocukluk anılarımızın bir bitkisini bir daha hiçbir yerde görmememiz gibi veya... O yemeğin tadından, o bitkinin görünümünden çok, sanki onların yaşantımızda bir daha var olmaması etkiler bizi. O yemek, belki hiçbir zaman ayrıntılarıyla hatırlayamayacağımız geçmişi, yemeğin çevresinde oluşmuş atmosferi de beraberine katıp, bir anı olarak sürükler hayatımızın içinde. O bitki sayesinde, başka türlü hatırlamamız için bir neden olmayacak küçük bir bahçeyi, yan tarafında yetişen dağ çileklerini de taşır hale gelir hafızamız.
|
|
PİROSMANİ, SAYI:3 (KIŞ 2007)
 Belki Türkiye’nin her yerinde değil, ama ülkenin başlıca büyük kentlerinde, özellikle İstanbul ve Ankara’da, 2007 yılı “Pirosmani yılı” oldu. “Pirosmani” adı, Pirosmani dergisi ve ressam Niko Pirosmanaşvili’yle iç içe geçip, adeta tekleşmiş ad haline geldi. Derginin üçüncü sayısının yayımlanmasıyla biz kendimizi, 2007 yılını geride bırakıp yeni bir yıla, 2008 yılına girmiş sayıyoruz. Bir “Trans-Georgia” gemisi olan Pirosmani dergisini, az sayıdaki “mürettebat” yayıma hazırlıyor. Bu geminin bir de kılavuzları var, onlar yazılarını yayımlamaktan mutluluk duyduğumuz yazarlar.
|
|
PİROSMANİ, SAYI:2 (GÜZ 2007)
 Kısaca Pirosmani olarak tanınan Niko Pirosmanaşvili, dünyaca ünlü bir halk ressamı. Yaptığı resimler tamamen kendine özgü, ama genel bir kavram içinde eserleri “naif resim” olarak değerlendiriliyor. Niko Pirosmani, bir kültürün, bir halkın, bir ülkenin uluslararası sembolü olduğu gibi, bir başka bakış açısıyla da bu halkın, bu kültürün, bu ülkenin markası sayılır. Biz önce onu, bir dergi, Pirosmani olarak getirdik Türkiye’ye.
|
|
| Yayımlar : 11 |
Sayfa 1 ın/in/un/ün 2
Sonraki >
|
|
|
|
------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- |
E-Posta: chveneburi@chveneburi.net - Telefon: 0533 293 96
98 Adres: Selahattin Pınar Cd. Mevlüt Çavuş Sk. No:4/5 Mecidiyeköy - İstanbul |
|
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- |
|
|
|
-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------- |
|
|
|